Dalyan
“Kaç aşk var ki biri eskisi olsun?”
Bozkırdan denize kaçarak uzaklaşırken, yanımda sekiz yüz elli iki ton ruhsal uyanış, çöküntü ve sancı taşıdığım kolimi eve zar zor attım ama o koliyi açmaya hiç mi hiç cesaret edemedim. Taşınmak değil, geçmişe sayılı dakikalar dönmek, kurtulmak istediklerini çöpe atmak, bir kısmını döneceğini bildiğin için annenin evine bırakmak, yeni bir başlangıç yapmak. Ne garip, ölümler gördük. Yarı-zamanlı sevdiklerimizi toprağın altına koyduk. İnsan kederini bile normalleştiremiyor, arkandan bu kadar ağladığım için kendime kızarken buluyorum kendimi, bazen de acaba biraz daha ağlayabilir miydim diyorum. Köprüler geçiyorum, vapura biniyorum, beynimin için Dalyan.
Oturduğum caddenin adı Orhan Veli Kanık imiş, Temmuz ayından beri fark etmemişim. “Bir yer var biliyorum, her şeyi söylemek mümkün.” Değil, ama insan bazen bilinçli bir suskunluğa da alıştırıyor kendini, sırf daha iyisinin onu beklediğini bildiği için.
Belki bir gün gözlerimi kapatıp İstanbul’u dinlerim sadece. Ama henüz -hala- “Anlatamıyorum.”
















