Şu kısacık yaşamda daha kaç tane pazartesi göreceğimiz bile belli değilken günlerimiz, saatlerimiz, en neşeli zamanlarımız başkaları tarafından öldürülüyor.
Gencim ve gençliğimi yaşamam gerekirken aptal sınavlar yüzünden yıllarımı alıyorlar.
Her şey sınav değil, okuldan öğrendiklerimiz değil. Önemli olan gerçekten yaşayıp yaşamadığımız, yaşamdan öğrendiklerimiz.
Sözde okumak lafı altında 25 yaşında iş sahibi olup, 15 yıl boyunca uyduruk bir ev almak için geceni gündüzüne katmanın hayalini kurduruyorlar.
Peki bu evler alınınca ne oluyor? Ölümden sonra evi yanında götürebilecek misin?
Bir de şey var. Ben yaşayamadım çocuklarımın istediklerini yapması için çabalıyorum. Burada çocuklarının istediklerini yapması için okula gönderiyorlar. Peki sana sormazlar mı, okudun hayatı yaşayabildin mi çocuklarının okuyup yaşayacağına inanıyorsun?
Bu düşünce nesiller boyu devam ediyor. Adam çalışıyor çalışıyor, 40 yaşına 50 yaşına gelince çocuklarım bari yaşasın diyor. Bu böyle devam ederse senin çocukların da yaşayamayacak. Bunu anlaman gerekiyor.
Öyle bir sistem ki artık arkadaşlarınla buluşmak bile göze batırıyor, kahve içmek için kafede oturmayı da geçtim herhangi bir parkta oturuyorsun. Bu kez zamanını “boş” şeylerle harcadığın söyleniyor. İnsanlar sosyal varlıklardır. Tek başlarına yaşayamazlar, delirirler.
Bırakın yaşayayım, bazı şeyleri kendim öğreneyim. Biri önümde durup da yol gösterince öğrenmiyorum. Öğrenmek için bir şeylerden ders çıkarmam lazım. Ağlamam, pişman olmam, “keşke” kelimesiyle başlayan cümleler söylemem lazım.
Yazacak çok şey var ama yazdıklarımı okuyacak tek kişi yok. Dinlemezler düşüncesiyle insanların yüzlerine söyleyemediklerimi yazılarımda haykırmak istiyorum. Ama yazı zaman kaybı değil mi? Eskiden çok fazla yeteneğim vardı, hepsi birer birer köreldi.
Resim yapmak istiyorum, boş zamanın mı var diyorlar. Ya boş zaman ne demek? Bir resim bile çizemeyeceksem neden varım, neden dünyaya geldim?
Dediğim gibi yazacak çok şey var, çok doldum. Ama dinleyen yok.












