2006 nisan ayıydı... yapraklar henüz tomucuktayken, eriklerin çiçekleri dökülmeye başlamıştı seni gördüğümde... Öyle bir gülümsemiştin ki; tüm yapraklar açmış, tüm çiçeklerin koku saçtığı, kelebeklerin uçuştuğu bir yaylada hissettim kendimi... Ne sorduğundan bir şey anlamıştım. Ne de söylediğimden...
Akşam olunca kendimi sorgulamaya başlamıştım. Daha önce böyle duygular içerisine hiç düşmemiştim. Oysa ki bir çok erkek arkadaşım olmuş, içlerinde çok samimi ve güzel günler yaşadıklarım da olmuştu. Nasıl oluyordu da bir kadın bu kadar etkileyebilmişti. İnanılır gibi değildi... Sonra samimiyetindendir deyip geçiştirdim... Aynı sebepten bir kaç kez görüşür hale gelmiştik ve bu süreklilik artık rahatsızlık vermeye başlıyordu. İkimizde öğrenciydik. Ben 3. sınıfta o ise henüz ikinci sınıftaydı. Ödev muhabbetleri sürekli artmaya başlıyordu. Sevinç ve hüzün arasında geçen duygularım adaptasyonumu bozuyordu.
Hep zamanın insanları değiştirdiğini duyardım. Hatta zamanla bir çok şeyin değiştiğine de şahitlik ediyordum. Ama bu kez içimden farklı şeyler geliyordu. Her gün makyaj yapan biri değildim. Saçlarımı 3 günde bir ya yıkar ya yıkamazdım. Birden her gün kendime daha çok bakmaya başladım. Her gün makyaj yapıyor, sık sık ruj tazelemeye özen gösteriyordum. Hemcinsim olan birine özen gösteriyor, onun gibi olmaya çalışıyordum. Yürüyüşüm bile değişiyordu.
Bu bir samimiyet miydi? yoksa başka bir şey mi uzun zaman bilemedim. O zamanlar gayet masum olan bu duyguların yasak olduğunu dahi bilmiyordum. İnternet kullanımı bulunduğum bölgede yeni yeni başlamış, insanlar internet cafelerden çıkmaz olmuştu. Bir gün bunu araştırmak istemem le yıkılmam bir olmuştu. Bu hastalığa lezbiyenizm adını koymuşlardı. Taki bu duygularımı ona anlatana kadar çok masum bir psikolojik rahatsızlık olarak tanımlamıştım. Anlattığımda bütün dünyamı yıkmıştı kurduğu cümle “ Ay sen eşcinselmisin kızım. Manyakmısın nesin. Bir daha senle görüşemem “...
İçimde buruk bir duygu, kalbimde çekilmez bir sancı ile gözlerim hafif yaşlı arkamı dönüp evime gitmiştim. Kimseye anlatamıyor, doktora gitmeye çekiniyordum. Amannnn birileri duysa ne derdi....
Ailem üzüntümü farketmiş olacak ki; beni sorguluyordu. Neden üzgün olduğumu söyleyemiyordum. Bir gün tatil fırsatımız olmuştu. Çekilişten çıkan bilet ile yurt dışına tatile gidecektik. Sonunda o gün geldi ve Amerika’ya gittik. Etrafa öyle saf bakıyorduk ki, hiç bir şey görmemiş gibi sadece binaların en yüksek tepesine bakınarak geziyordum. Çok kez düşmekten son anda kurtuldum...
1 haftalık gezintiden sonra insanların çok rahat olduğunu gördüm, sokakta sevgilier resmen sevişebiliyor kimse de dönüp bakmıyordu bile. Hatta eşcinseller dahi kuytu köşelede birbirlerine dokunuyorlardı... Türkiye’de ne mümkün...
Dönüş hikayem devam edecek...