Bırak onlar Galataya çıksınlar, biz seninle Beşiktaş'ın maçına gideriz..

oozey mess
noise dept.

Jimmy Eat World
The Bright Sessions
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

blake kathryn
No title available
Cosmic Funnies
One Nice Bug Per Day
untitled
Keni
Phantogram Three
Sweet Seals For You, Always
Mike Driver
Cookie Run:Kingdom Official!
EXPECTATIONS

pixel skylines
RMH
occasionally subtle
Sade Olutola

seen from Brazil
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Hungary
seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from Italy

seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands
seen from Germany
seen from United States
seen from Australia

seen from Malaysia
@hazaljk
Bırak onlar Galataya çıksınlar, biz seninle Beşiktaş'ın maçına gideriz..
Bakın sevmek öyle cümlelerde filmlerde gördüğünüz gibi bir şey değil. Yani öyle birkaç sevgi mesajı, birkaç gece, birkaç sahiplik fotoğrafları falan öyle değil. Daha farklı.
Mesela onu görünce hızlanan kalbiniz değil. Her adımda ona yaklaşma, onu görme hissidir sevmek. O adımları onun için atmaktır. Bir sokak arasında elini tutmak değildir sadece. Benimsin diyebilmenin dışavurulmuş halidir sevmek. Beraber içilen sigarayı küllükte söndürüp bunu fotoğraflamak değildir. Onun ciğerinden çıkan o zehri bile ciğerlerinde hissetmektir. O masada yanan şeyin sadece sigara değil, ciğerleriniz olduğunun bilinciyle içmektir o sigarayı.
Birlikte fotoğrafı olmadığı halde, “olsun abi, ben onu hayal ediyorum… varmış gibi davranıyorum” demektir, sevmek. Üstünden günler, aylar, yıllar geçmesine karşın, nefretle değil, hala, her şeye rağmen ilk günkü gibi bakabilmektir. Kokusunu kilometrelerce öteden alabilmektir. Damarlarında akan kanda hissebilmektir, sevmek.
Öyle çevresindeki üç beş insandan kıskanmak değil demek istediğim. Esip tenine vuran rüzgardan kıskanmaktır, sevmek. Keşkelerde değil, iyi ki’lerde saklayabilmektir. İhtişamlı sevmeleri geçelim. Sevildiği için kendiyle onur duymaktır, sevmek. Bir meyvenin olgunlaşmasını beklemek değil, düşüp onun toprağına karışmaktır. Sadece sevinçlerine, mutluluklarına değil, kötüsüyle iyisiyle her anında yanında olmak, olmasan da yanındaymış gibi hissettirmektir, sevmek.
Dinlediği müziğin sözlerinde anlam aramak değil, o müziği onunla yaşamaktır. Onu hep yanında istemek değil, kötü anında bile bir adım uzağında olmaktır, sevmek. Siz sevmeyi değil, sevginin anlamını bilmiyorsunuz. gözle değil yürekle oluyor o...
Gerçek aşk, sevdiğin kişi olmadan hayata tutunamadığın, ondan ayrılmaktan ziyade ölmeyi tercih ettiğin şeydir. Ve tüm dünya karardığında, hiçbir şeyin önemi kalmadığında o an yanında olan kişidir gerçek aşk. Siz yaşadığınız her şeyi aşk sanıyorsunuz. Tüm seni seviyorum dediğinizde, her sarıldığınızda bunu aşk sanıyorsunuz. Birbirinize yalandan seni hiç bırakmayacağım sana çok aşığım diyorsunuz.
Hepiniz yalansınız aslında. Sevdiğinizin elinden tutup tüm dünyayla değil kendinizle savaşıyorsunuz. Sevmek, aşık olmak öpmek sarılmak yanında olmak değil siz bu olayı çok yanlış anlamışsınız. Aşk nedir biliyor musunuz? Dokunmadan da sevmektir, görmeden de aşık olmaktır. Siz bunu beceremiyorsunuz işte.
İlk zorlukta çekip gidiyorsunuz. Sevginiz için savaşmıyorsunuz. Belki de sevmediniz aslında. Yalandan seviyorum dediniz belkide, kendinizi avuttunuz. Çünkü seven insan nasıl bir anda vazgeçebilir, nasıl her şeyi hiçe sayıp gidebilir.. Nasıl aşık olan bir insan arkasında bir enkaz bırakabilir? Nasıl...
Beşiktaş bana bir gençlik borçlusun ama o gençliği bana geri versen ben yine sana adarım öyle bir sevda
Seninle bir deniz kıyısında yaşamalıydık sevgilim. Oturmalıydın karşımda. Uzun uzun izlemeliydim gülüşünü. Bakmalıydım gözlerine, kendimi bulmalıydım ve başkalarının gözlerini gözlerine haram kılmalıydım. Tutmalıydım ellerini. Ellerini tuttukça güçlenmeliydim. Ellerini, yasaklamalıydım ellere. nefesini içime çekmeliydim, nefesinin sıcaklığını hissetmeliydim boynumda. Koklamalıydım hiçbir çiçekte bulunmayan kokunu, burnuma hapsetmeliydim. Öpmeliydim omuz başlarını, avuç içlerini, tüm kelimelerin dudaklarımı parçaladığı anlarda öpmeliydim dudaklarını. Dudaklarına kavuşan dudaklarım, usulca anlatmalıydı kalbimin en derin sevgisini. Sevişmeliydik seninle, sımsıkı sarmalıydı kollarım bedenini, ellerim teninde gezinmeliydi, kokunla başım dönmeliydi, iç içe geçen bedenlerimiz sarmalıydı bizi, tek bir beden ve birbirine çarpan iki kalp olmalıydık. Uyumalıydık beraber. Seni uyandırmadan okşamalıydım saçlarını, fısıldamalıydım kulağına seni seviyorumlarımı. Ama şimdi ben bir köşede nefessiz ve sensiz özlüyorum seni. Gözlerim seni arıyor her sokak başında. Gözyaşlarım eşlik ediyor bana. Kadehler kaldırıyorum adına. Haykırıyorum avaz avaz. Gökyüzüne doğru seni kendimden esirgeyip, bir umuda uğurluyorum.
İzmir'in dağlarında.. Ankara'nın bağlarında.. İstanbul'un boğazında.. Çiçekler açıyor. Artık ampul değil ALTIN GÜNEŞ SIRMALAR SAÇIYOR 🧡
Sen rahat uyu Atam İzmir'in dağlarından sonra Ankara'nın bağlarında çiçekler açacak... Dağlarına bahar gelmiş memleketimin. 🧡
Kalbime Beşiktaş, Ankarama Mansur Yavaş gibisin 🧡
Şimdi seninle Mansur Yavaş'ın balkon konuşmasına el ele gitmek vardı. Neyse hayal kurmayalım..