Akşamı süzme deniz, renginden gözüm yandı.
Engindeki pembe iz, gönlümde halkalandı.
Ufkun kızıl ateşi, yanan derdimin eşi.
Ruhum solan güneşi, gurbetin gülü sandı.

Love Begins
Cosmic Funnies
Lauren Shippen

Game Changer & Make Some Noise
I'd rather be in outer space 🛸

No title available
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
🪼
d e v o n
Fai_Ryy

seen from Indonesia
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Algeria
seen from Georgia

seen from Peru
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Morocco
seen from Brazil
seen from Colombia

seen from Saudi Arabia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Brazil
seen from Netherlands
@hocamdiyeceksiniz
Akşamı süzme deniz, renginden gözüm yandı.
Engindeki pembe iz, gönlümde halkalandı.
Ufkun kızıl ateşi, yanan derdimin eşi.
Ruhum solan güneşi, gurbetin gülü sandı.
En güzel deniz : henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk : henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz : henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz : henüz söylememiş olduğum sözdür.
Bırak, güneş ışığı ruhunun gizli köşelerine kadar sızsın; çünkü aydınlanmaktan korkan her şey eninde sonunda çürür.
Hayat bazen bir hasır çantanın içine sığdırabildiklerin kadardır; biraz güneş, epeyce kalp kırıklığı, bolca cesaret ve anıların pembesine boyanmış anlar. Gerisi mi? O zaten rüzgarda uçuşup gidiyor...
Hayatı, kendi ritminde yaşayanlara gelsin!
Dünyadan geriye bir hiç kaldığında —nasıl da isterdim o zamanları yaşamak; tabiatın, insanın olmadığı muhteşem bir boşluk!— şüphesiz karanlığın hükmü başlayacak; yeryüzünden geriye bir avuç kül, belki birkaç damla su, bir deniz kalacak.
Doğarken savruldun benden, bir can koptu bu bedenden,
Kirpiğinin gölgesinden, tanıdım ya seni oğlum.
Hayatın en saf formülü; maskelerin arkasına saklanmadan kurulan o sahici bağlar... Çünkü sahtelik, insanı önce kendi özüne yabancılaştırır. İçinde dürüstlük barındırmayan bir iyilik, göz alıcı ama içi boş bir sahne dekorundan fazlası değil. Sadece bir gösteriş, ruhsuz bir taklit.
Deniz “öylece” duruyor, orada, yazda.
Hayat öylesine caydırıcı ki, korkuyorum.
Sevgilim bu dünyayı ben uydurdum,
Desem... sonrasını diyemiyorum.
Sevgilim, günün belli saatlerinde seni unutmayı deniyorum.
Sözlerin bittiği, derin bir sessizliğin başladığı o sınır çizgisi... Dalgalar kıyıya hep aynı sadakatle dönerken, insan kendi kıyısında bir yalnızlık biriktirir.
En çok da göğsünde taşıdığın o eski rüzgarların, bir gün sana yabancı esmesi yorar insanı; sanki zamanın eliyle yazılmış örtülü bir haksızlık gibi. Ne acı ki, her şeyi gören o mavi bile, ardında bırakılan vefasızlık kadar derin bir iz bırakamaz ruhun kuytusunda.
Eğer ezel ve ebedin bir mevsimi varsa yaz ortaları olsa gerek. Sonbahar, kış, ilkbahar; hep bir değişim, hep bir geçiş... Ama yıl, yazın zirvesinde hareketsiz kalıyor. Anın geçip gittiğini biliyorsunuz; ama geçerken bile insanın gönlü biliyor ki hiçbir şey değişmiyor.
"Her şeyden biraz kalır" diyor ya şair, hayır kalmıyor. Kendinden kalıyor sadece, o deniz kenarında, o beyaz sayfada...
Bir şarkının nefesinde can bulan o tanıdık sızı. Akışa bırakılmış bir kalbin en samimi fısıltısı.
"Şöyle biraz kafa dinleyelim" dedik, olay tamamen dalga sesleri eşliğinde hiçbir şey yapmama sanatına dönüştü. Gerçek bir dinlenme ancak bu kadar profesyonelce yapılabilirdi. Yazlık modu açıldı, huzur yüklendi... İş güç mü? O konuyu eylül gibi tekrar konuşuruz.
Yüzlerdeki o kusursuz maskeler, modern zamanların en büyük sahtelik sergisi.
Herkes kendi hikayesinin Pinokyo'su olmuş, farkında olmadan büyütüyor içindeki boşluğu.
Dokunduğumuz, gördüğümüz ne varsa; gerçek olmayan bir rüyanın tortusu sanki.
Ve en çok da kendimize söylediğimiz o yalanlar, adım adım tüketiyor hepimizi.
Yağmur yağsın isterdim bu sabah,
Merhaba soylu sevdam, merhaba!
İpil ipil düşsün betona;
Merhaba sevgili vatan, merhaba!
Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
Rüyalarım kadar sade, güzeldin.
Başbaşa uzandık günlerce ıslak,
Çimenlerine yaz bahçelerinin.
Ömrün gecesinde sükûn, aydınlık,
Boşanan bir seldi avuçlarından.
Bir masal meyvası gibi paylaştık,
Mehtabı, kırılmış dal uçlarından.
Avuçlarında ne varsa getirmiştin, eksiksiz: korkularını, kırık oyuncaklarını, sustuklarını... Ellerini tuttuğum anda yerçekimi anlamını yitirmişti, hafiflemişti her şey. Biz bu kaosun tam ortasında, en eski ve en temiz yerimizden yakalamıştık birbirimizi. Bırakalım sevgilim, dünya kendi gürültüsünde boğulsun; bizim bu sessizliğimiz ikimize de yetiyor.