“Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.”

Discoholic 🪩
No title available
tumblr dot com
trying on a metaphor
Jules of Nature
EXPECTATIONS
Xuebing Du
TVSTRANGERTHINGS
Misplaced Lens Cap
art blog(derogatory)
Stranger Things
RMH
🪼
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
ojovivo
Sade Olutola

#extradirty

JVL
macklin celebrini has autism
cherry valley forever
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from Russia

seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from United States
seen from France

seen from Japan
seen from France
seen from Spain
seen from Spain
seen from United States
seen from Singapore

seen from Ireland
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Malaysia
@idealistgibi
“Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.”
“Seni ellerimle değil, ruhumla tuttum.”
August Friedrich Schenck - Anguish
Rahatsız edici bir grilik. Umut ile umutsuz arasında sıkışıp kalmış bir tuh hali… Yalnızlık, çaresizlik ve haykırış…
Sanırım bu anlatımın en rahatsız edici ama aynı zamanda en etkileyici yanı da; merkezdeki koyunun kargaların ortasında böylesi bir yalnızlığa mahkum edilmesi… Kargalar dairesel bir düzen oluştururken koyun tek başına dimdik duruyor. Sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da kuşatılıyor acılar içindeki anne… Bu anlatımın çarpıcı yönü ise şu; Her insan kendi hikayesinin kahramanıdır. Ve her insan az yahut çok bencildir. Kendisini her şeyin merkezinde görür. Tğm olaylar onun etrafında dönüyor, tüm yaşam onun çevresinde raks ediyordur. İşte o koyunun milimetrik hesaplarla ortaya konulması da ister istemez bu tabloyu gören kişiyi kendini o acılar içindeki annenin yerine koymaya itiyor. Dahice…
Belki de bu yüzden bu tablo yalnızca doğaya ait bir sahneden ibaret değil. Sanat doğayı taklit etmez. Onu yorumlar. Onu esnetir, onu değiştirir.
Bu tabloya her baktığımda aklıma aynı düşünce geliyor: İnsan bazen hayatın ortasında, bütün dünyanın kendisine sırt çevirdiğini hisseder. Fakat karakter tam da o anlarda ortaya çıkar. Çünkü umut, etrafımızdaki karanlığın azaldığı zamanlarda değil; karanlık en yoğun hâline ulaştığında bile dimdik durabilme cesaretidir. Bu yüzden bu resim, bana çaresizliği değil, çaresizliğin içinde bile ayakta kalabilen sessiz bir asaleti anlatıyor.
Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
Sizi gidi ağız dostları sizi!
Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
Timon'un son yemeği budur size.
Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
Savuruyor işte böyle suratınıza
Vıcık vıcık alçaklığınızı.
Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
Ne o? Kaçış mı hep birden? Bundan sonra
Alçakları çağırmadan kurulmasın hiçbir sofra.
Yansın konağım! Atina yerin dibine batsın!
Bundan böyle Timon'un yüreğinde yeri olmasın
İnsanların, hiçbir insanın!
Rüyamda buluştum seninle,
Öptüm bir daha öpemeyecekmiş gibi.
Neden sen her yaklaştığında, kuşlar aniden ortaya çıkar?
“Dikenleri öpeceğiz, güller de şaşıracak.”
“Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin…”
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
Sizi gidi ağız dostları sizi!
Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
Timon'un son yemeği budur size.
Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
Savuruyor işte böyle suratınıza
Vıcık vıcık alçaklığınızı.
Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
Ne o? Kaçış mı hep birden? Bundan sonra
Alçakları çağırmadan kurulmasın hiçbir sofra.
Yansın konağım! Atina yerin dibine batsın!
Bundan böyle Timon'un yüreğinde yeri olmasın
İnsanların, hiçbir insanın!
August Friedrich Schenck - Anguish
Rahatsız edici bir grilik. Umut ile umutsuz arasında sıkışıp kalmış bir tuh hali… Yalnızlık, çaresizlik ve haykırış…
Sanırım bu anlatımın en rahatsız edici ama aynı zamanda en etkileyici yanı da; merkezdeki koyunun kargaların ortasında böylesi bir yalnızlığa mahkum edilmesi… Kargalar dairesel bir düzen oluştururken koyun tek başına dimdik duruyor. Sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da kuşatılıyor acılar içindeki anne… Bu anlatımın çarpıcı yönü ise şu; Her insan kendi hikayesinin kahramanıdır. Ve her insan az yahut çok bencildir. Kendisini her şeyin merkezinde görür. Tğm olaylar onun etrafında dönüyor, tüm yaşam onun çevresinde raks ediyordur. İşte o koyunun milimetrik hesaplarla ortaya konulması da ister istemez bu tabloyu gören kişiyi kendini o acılar içindeki annenin yerine koymaya itiyor. Dahice…
Belki de bu yüzden bu tablo yalnızca doğaya ait bir sahneden ibaret değil. Sanat doğayı taklit etmez. Onu yorumlar. Onu esnetir, onu değiştirir.
Bu tabloya her baktığımda aklıma aynı düşünce geliyor: İnsan bazen hayatın ortasında, bütün dünyanın kendisine sırt çevirdiğini hisseder. Fakat karakter tam da o anlarda ortaya çıkar. Çünkü umut, etrafımızdaki karanlığın azaldığı zamanlarda değil; karanlık en yoğun hâline ulaştığında bile dimdik durabilme cesaretidir. Bu yüzden bu resim, bana çaresizliği değil, çaresizliğin içinde bile ayakta kalabilen sessiz bir asaleti anlatıyor.
Dikenleri öpeceğiz. Güller de şaşıracak.
“Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz.”
“Sana son mektubumu ayağı kırık bi at getirecek; beni unut, atı da vurman gerekecek.”