Rızık, Şirk-Küfür ve Şefaat
Rızık Nedir?
Sözlükte azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey anlamına gelen rızk, terim olarak, Yüce Allâh’ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şey demektir. Buna göre rızk, helal olabileceği gibi, haram da olabilir.
Rızk konusunda benimsenen temel prensipler şunlardır:
Rızkı yaratan ve veren ancak Allâh’dır. Kur’an’da, “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allâh’a ait olmasın…” (Hud 11/6) buyurulmaktadır. Başka bir ayette de Allah’ın, dilediğine bol rızk verip, dilediğinin rızkını daralttığı ifade edilmektedir (Şûra 42/12). Kul, Allâh’ın evrende geçerli tabii kanunlarını gözeterek çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur. Allâh da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allâh’ın yegane rızk veren olması, tembellik yapmayı, çalışmamayı, yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olmayı gerektirmez.
Haram olan şey de, rızk kapsamındadır. Fakat Allâh’ın haram olan rızkı, kulun kazanmasına rızası yoktur. Kur’an’da, “Artık Allâh’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızklardan yeyin…” (Nahl 16/114) buyurularak, helal yenilmesi emredilmiş, haram yasaklanmıştır.
Herkes kendi rızkını yer; hiç kimse başkasının rızkını yiyemez.
Şirk ile küfür arasında ne gibi fark vardır?
Küfür Hz. Peygamber’in Allâh’tan getirdiği kesinlikle sabit olan dini esaslardan bir veya bir kaçını inkar etmek demektir. Şirk ise Allâh Teâlâ’nın varlığını kabul etmekle birlikte, ilahlığında, isim, sıfat ve fiillerinde eşi ve ortağı olduğuna inanmak, yahut Allah ile birlikte başka bir varlığı ya da varlıklara ibadet etmektir.
Şirk ile küfür birbirine yakın iki kavramdır. Aralarındaki fark, küfrün daha genel, şirkin ise daha özel olmasıdır. Bu anlamda her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir. Şirk Allâh’a, zat, isim ve sıfatlarına ortak tanıma sonucu meydana gelir. Küfür ise, küfür olduğu bilinen bir takım inançların kabulü ile gerçekleşir.
Büyük günah işleyen kimsenin iman açısından durumu nedir?
İslâmî esaslara eksiksiz olarak inandığı halde, çeşitli sebeplerle, şirk, küfür ve münafıklık dışındaki büyük günahlardan birini işleyen kimse, işlediği günahı helal saymıyorsa mümindir. Fakat büyük günah işlediği için ceza görecektir. Ancak bu kimse için tövbe kapısı açıktır. Yüce Allâh böyle bir kimseyi ahirette dilerse affeder, dilerse günahı ölçüsünde cezalandırır. Cezasını çektikten sonra cennete girer.
Şefaat ne demektir?
Sözlükte bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve aracılık yapmak gibi manalara gelen şefaat, dinî bir terim olarak, ahirette günahkar müminlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ya da Allah’ın izin vereceği özel kişilerin, Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanmasını istemeleri demektir. Allah’ın izni olmadan bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah’ın razı olmadığı birine şefaatte bulunması mümkün değildir. “O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz” (Yunus 10/3), “Onlar Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına şefaatçi olmazlar” (Enbiya 21/28). Kafir, müşrik ve münafıklar için şefaat söz konusu değildir. “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” (Müddessir, 74/48; En’an 6/51) Hz. Peygamber bir hadislerinde ümmetinin günahkârlarına şefaat edeceğini haber vermiştir (Tirmizî, Kıyamet 11, İbni Mace, Zühd, 37).
Hz. Peygamber’in bir de genel ve kapsamlı bir şefaati olacaktır. Mahşerde bütün insanlar heyecan ve ıstırap içinde bulundukları bir sırada bunların hesaplarının bir an önce görülmesi için Hz. Peygamber’den şefaat dileyeceklerdir. Buna “şefaat-i uzma” (büyük şefaat) adı verilir. Hz. Peygamber’in bu anlamdaki şefaat yetkisi Kur’an’da “Makam-ı Mahmud” (övülen makam) adıyla anılır.








