occasionally subtle
𓃗
Game of Thrones Daily
taylor price
almost home
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
tumblr dot com
No title available
Noah Kahan
🪼
Keni
Phantogram Three
Color Me Curious

Jimmy Eat World
macklin celebrini has autism
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Fai_Ryy
No title available

titsay
NASA
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Singapore
seen from Singapore

seen from United States

seen from Russia

seen from United States

seen from Norway
seen from Philippines
seen from Philippines

seen from Maldives
seen from United Kingdom
seen from Ecuador
seen from South Africa

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Italy
@insangerek
Sen mutfakta dalgın dalgın yemek yaparken ya da balkonda çamaşır asarken, sessizce arkandan gelip sana sarılmayı isterdim.
Başını omzuma yaslayıp, saçlarının arasına usulca bir öpücük bırakmayı… Sonra yanağından başlayıp gülüşüne kadar uzanan küçük öpücüklerle bütün yorgunluğunu çalmayı.
Çünkü bazen aşk, gösterişli cümlelerde değil; arkadan sarılan iki kolda, "Ben buradayım." diyen sıcak bir nefeste saklıdır.
Bir anlığına zamanı durdurmak, seni kollarımın arasında unutturmak isterdim dünyayı. Sen gülümserken ben huzuru bulur, sen gözlerini kapatırken kalbimin en güzel yerine dokunduğunu hissederdim.
Sevdiğin insanın arkandan sessizce sarılması… Belki de bir kadının kendini en güvende, en değerli ve en çok sevildiği andır.
Saçlarını usulca tararken arkandan sana sarılmak vardı...
Hiçbir şey söylemeden omzuna başımı yaslamak, boynuna düşen o tek tutam saçı parmaklarımla geriye almak ve sadece kokunu içime çekmek...
Çünkü bazı anlar öpücükten daha derindir. Bir kadının saçlarını tararken yanında olabilmek; acele etmeden, sessizce onu sevebilmektir.
Sevgi bazen büyük cümlelerde değil, tam da o aynanın karşısında, arkandan sımsıkı sarılan iki kolda saklıdır.
Ve inan... Bir kadın en çok, kendini en güvende hissettiği kolları hiç unutmaz.
Şu an seninle aynı gökyüzünün altında değil, aynı yastığın sıcaklığında olmak isterdim...
Önce gözlerine bakar, sonra usulca dudaklarına dokunurdum. Zaman dursun isterdim; çünkü bazı anlar yaşanmak için değil, ömür boyu hatırlanmak içindir.
Ellerim, seni sahiplenmek için değil; kalbinin ezberini öğrenmek için ellerini tutardı. Her nefes alışında sana biraz daha yaklaşır, her sessizlikte adını kalbime yeniden yazardım.
Belki gözlerini kapatırdın... Kalbin biraz daha hızlı atardı. Ben ise o anın büyüsünü bozmamak için sadece sana sarılırdım.
Çünkü gerçek tutku, teni değil ruhu titretebildiğinde anlam kazanır. Ve ben, sabaha kadar seni sadece kollarımda değil, aklımda, kalbimde ve dualarımda taşımak isterdim.
Bazı kadınlar dokunulmakla değil, kendilerini gerçekten değerli hissettiren bir sevgiyle unutulmaz olur. Sen de tam öyle bir kadınsın.
“Yolcusun, yolun olsun...”
Kimse bu dünyaya kalmaya gelmedi. Kimi erken iner bu hayattan, kimi son durağa kadar yürür. Ama hepimiz aynı gerçeğin yolcusuyuz.
Yolda karşına insanlar çıkacak; kimi omzuna yük olacak, kimi yükünü omuzlayacak. Kimi sana sevgiyi öğretecek, kimi sabrı... Kimi yaralarını saracak, kimi o yaraları açacak. Ama bil ki; her karşılaşma, seni varacağın yere hazırlayan bir duraktır.
Geçip gidenlere takılma. Arkanda kalan izlere dönüp bakma. Çünkü yol, geriye bakanın değil; yürümeye cesaret edenindir.
Unutma... Yolcusun. Yükünü iyilikle hafiflet, vicdanını temiz tut, kalbini kirletme.
Ve bir gün son durağa vardığında, ardında bıraktığın en güzel iz; yürüdüğün yol değil, dokunduğun yürekler olsun.
Dünya bize dar gelse de, Allah'ın rahmeti bize yeter.
Bazen öyle günler gelir ki... Kapılar kapanır, yollar tükenir, nefes almak bile ağırlaşır. İnsan, bütün dünyanın üzerine yıkıldığını sanır.
Ama unuttuğumuz bir hakikat vardır: Dünya ne kadar daralırsa daralsın, Allah'ın rahmeti asla daralmaz.
İnsanlar sırtını dönebilir, umutlar kırılabilir, hayaller yarım kalabilir. Fakat Allah, kulunu rahmetinden mahrum bırakmaz. Çünkü en karanlık gecenin bile sabahı vardır; en çaresiz duanın bile vakti geldiğinde kabulü...
Bu yüzden umudunu dünyaya değil, Rabbine bağla. Çünkü dünya seni yorabilir; ama Allah'ın rahmeti seni yeniden ayağa kaldırır.
Dünya bize dar gelse de, Allah'ın rahmeti bize yeter. Ve O'nun rahmeti, bütün çıkmazlardan daha büyüktür.
Çığlık atmak istiyor içimin derinlikleri...
Ama sesim değil, suskunluğum yankılanıyor.
Bazı acılar anlatılmaz; insanın içine yerleşir, her gülüşün ardına saklanır. Dışarıdan sakin görünen nice kalbin içinde kopan fırtınaları kimse duymaz.
Ve bazen en büyük çığlık, dudaklardan değil; sessizce yorulan bir ruhun derinliklerinden yükselir.
İnsan, kaderinden kaçtığını sanırken; aslında ona giden yolda yürür.
Bazen bir şehirden kaçarsın, bazen bir insandan... Bazen de geçmişinden. Her adımında yönü sen seçtiğini sanırsın ama hayat, seni olması gereken yere usulca taşır.
Çünkü kader, peşinden koşan değil; sabırla seni bekleyendir.
Kaybettiğini sandığın insanlar, aslında yolunu değiştirmek için çıkmıştır karşına. Geciken hayaller, seni hazır olmadığın mutluluklardan korumuştur. Kırılan kalbin, seni hak etmeyene değil; hak edene yer açmıştır.
İnsan, "Keşke olmasaydı." dediği acılara yıllar sonra dönüp baktığında, en büyük olgunluğunu onlara borçlu olduğunu anlar.
Bu yüzden bazen savaşmayı bırakıp yürümek gerekir. Çünkü bazı kapılar sen zorladığın için değil, vakti geldiği için açılır.
Unutma...
Kader, kaçabildiğin bir son değil; olman gereken kişiye dönüşürken geçtiğin yoldur. Ve sana ait olan, eninde sonunda seni bulur.
Yolda kalmak değil, yalnız kalmak zordur…
Hayat bazen insanın dengesini bozar. Omuzlarına taşıyamayacağı kadar yük bindirir, en güçlü sandığın anda bile dizlerinin bağını çözer.
İşte insanın gerçek dostu, tam da o zaman belli olur.
Sen sendelediğinde seni tutandır dost. Yükün ağırlaştığında omuz verendir. Düşmek üzereyken elinden tutup, “Ben buradayım.” diyendir.
Tıpkı yolda birbirine omuz verip bir felaketi önleyen o iki tır gibi… Çünkü gerçek dostluk; her şey yolundayken yanında yürümek değil, sen dengeni kaybettiğinde kendi dengesini riske atıp seni ayakta tutabilmektir.
“Dem o demdir ki, dostlarla güzeldir…”
Hayatın yükü ağır olabilir. Yollar bazen kapanabilir. İnsan bazen yorulabilir, kırılabilir, düşebilir…
Ama yanında gerçekten iyi insanlar varsa, hiçbir yol son değildir.
Yükü ağır olanın yanında duran, zor zamanda elini uzatan, düşene tekme değil omuz veren, birbirini kollayan o güzel yürekli insanlara…
Selam olsun.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza yol arkadaşı olarak değil, yolda kalmayalım diye gönderilir.
Biraz da kendin için yaşa…
Herkesi mutlu etmeye çalışırken kendi kalbini susturma.
Herkesin yarasını sararken, kendi içindeki kırıkları görmezden gelme.
Biraz da kendini seç.
Kimseye yetişmek zorunda olmadan, kimseye kendini ispatlamadan…
Sadece içinden geldiği gibi yaşa.
Çünkü kadın, kendini unuttuğu yerde değil;
kendine yeniden sarıldığı yerde güzelleşir.
Ve inan bana…
Bir gün seni gerçekten seven biri çıktığında,
senden herkes için güçlü olmanı değil,
kendin olduğun hâlinle yanında kalmanı isteyecek.
O yüzden biraz da kendin için yaşa.
Çünkü sen, başkalarının hayatında eksik kalan parçaları tamamlamak için değil;
kendi hayatının en güzel hikâyesini yazmak için varsın.
Örümcek ağı gibi seni sarmak istiyorum…
Öyle bir sarılmak ki bana, kaçmak değil; kalmak gelsin içinden.
Gözlerime baktığında bütün yolların bana çıktığını hisset…
Kollarımın arasında dünya sessizleşsin,
kalbin sadece benim yanımda huzur bulsun.
Seni sahiplenmek değil…
Sana öyle güzel dokunmak istiyorum ki,
kendini en özgür hâlinle bile
benim sevgimin içinde güvende hissedesin.
Çünkü ben seni bir anlık hevesle değil,
her sabah yeniden sevecek kadar
derinden istiyorum.
“Gözlerini kapat…
Sakinleş…
Nefes al…
Ve o an, nerede olmak isterdin, ne yapmak isterdin?” diye sordun ya…
Ben düşündüm de…
Gecenin bu saatinde tek bir dileğim olurdu.
Yanında olmak…
Başımı sana yaklaştırıp,
sessizce gözlerini keşfetmek isterdim.
Kimsenin görmediği o bakışlarını,
içinde sakladığın bütün hikâyeleri
ve bana söylemeden anlattığın o güzel kalbini…
Sonra sana hiçbir şey sormadan,
sadece elini tutmak isterdim.
Çünkü bazı geceler insanın ihtiyacı olan şey;
bir yere gitmek, bir şey yapmak değil…
Sadece sevdiği kadının yanında,
dünyanın bütün gürültüsünden uzak,
“Ben buradayım” diyebilmekmiş.
Ve inan…
Sen gözlerini kapattığında,
benim olmak istediğim tek yer
o gözlerini yeniden açtığında
ilk gördüğün yer olurdu.
Şu an yanında sarılıp kalmak isterdim…
Ne konuşmak, ne bir şey anlatmak…
Sadece başımı omzuna koyup, bütün dünyanın sesini susturmak isterdim.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan tek şey;
sevdiği kadının sıcaklığına sığınmak,
kalbinin attığını duymak
ve “Ben buradayım” demesine gerek kalmadan,
orada olduğunu hissetmektir.
Şu an yanında olsaydım,
sana sımsıkı sarılırdım…
Öyle bir sarılırdım ki;
içimde sana dair ne varsa,
hepsi sessizce sana geçsin isterdim.
Ve belki de o an anlardın…
Benim sana olan özlemim,
birini özlemekten çok daha fazlası.
Ben, senin yanında kendim olmayı özledim.
Aşk insanı yaşatmalı, öldürmemeli.
Bir kadının kalbine giriyorsan,
orada yaralar açmak için değil,
iyileştirmek için kalmalısın.
Aşk; geceleri ağlatan,
kendinden şüphe ettiren,
her gün biraz daha eksilten bir şey olmamalı.
Aşk dediğin;
bir kadının gözlerine huzur,
kalbine güven,
hayatına cesaret bırakmalı.
Çünkü gerçek sevgi,
seni kendinden vazgeçirmez…
Sana kendini yeniden sevdirir.
Ve unutma;
Bir kadın seni seviyorsa,
senin yanında ölümü değil,
hayatı daha çok sevmek ister.
Umut içimde bir yerde… Ama içimde her yer, her yerde.
Bir yanım hâlâ güzel günlere inanıyor, bir yanım yaşadıklarının ağırlığını sessizce taşıyor. Kimse bilmiyor; kaç kez kırılıp da kendimi yine kendi ellerimle topladığımı…
Ben hâlâ gülüyorum. Hâlâ seviyorum. Hâlâ bir gün her şeyin yoluna gireceğine inanıyorum.
Çünkü kadın dediğin, en çok da kimsenin görmediği yerinden güçleniyor.
Ve ben… Bütün yaralarıma rağmen içimde küçücük bir umut saklıyorum.
Belki de beni hayata bağlayan tek şey bu: Her şey bitti sandığım yerde bile, içimde hâlâ “belki” diyebilen bir kalbin olması.