İstanbul'da Bizans
İmparatorluklara ev sahipliği yapan bu yüce şehrin aslında bu kadar değerli olmasındaki etken, İstanbul’a sahip olan dünyaya sahip olur sözünün bir delili olarak gösterilebilir. Bu yazımda sizlere bu metropol şehrin Bizans dönemindeki tarihinden bahsedeceğim. Beğenmenizi ümit ediyorum.
Bugün Bizans diye andığımız bir imparatorluk tarihte hiçbir zaman olmamıştır. Ancak, İstanbul’un ilk adlarından biri olan Byzantion’dan böyle söz edilmişse de bu adın yalnız İstanbul için kullanıldığı, imparatorluğun genel adına takılmadığını biliyoruz.
Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu İ.S.395 yılında ikiye bölünmüştür. Fakat bundan önceki gelişen olaylar Roma İmparatorluğu’nun adım adım ikiye bölüneceğinin haberini de veriyordu. Örneğin, Constantinus’un Hıristiyanlığa verdiği önem ve 313 tarihindeki Milano Fermanı ile bu dine tanınan yasal edinimler Roma’yı rahatsız etmişti. Çünkü onlar hâlâ pagan dinlere inanıyorlardı.
Constantinus ise kendini Doğu’ya çekiyor ve burada yeni bir din, yeni başkent oluşturmaya başlıyordu. Aslında bunun bir diğer nedeni de, Roma İmparatorluğu’nun bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle korunaksız olması ve sık sık barbarların saldırısına uğramasıydı. Bu coğrafi konumun riskli durumu aslında daha önce de gündeme gelmiş Diocletianus (285-305) İmparatorluğun başkentinin Doğu’ya taşınmasını önermişti. Onun düşüncesinde İstanbul olmamakla birlikte, Nikomedia, Thessalonike ve Antiokheia yani, İzmit, Selanik, Antakya vardı. Bu bölgeler daha güvenli kabul ediliyordu. Fakat, Constantinus’a kadar bunu gerçekleştiren imparator olmamıştır. Constantinus, Byzantion’u en güvenilir ve doğal korunaklı olarak görmüş ve bu görüşünün ne kadar doğru olduğunu da, Batı’nın barbarlar tarafından yıkılmasından sonra bin yıl ayakta kalmasıyla adeta kanıtlamıştır.
Roma İmparatorluğu, 395 yılında ikiye bölünene kadar İstanbul Roma’nın başkentiydi. Bu sırada İmparator Maximianus (286-305) ile başlayan saltanatlara sırasıyla; Galerius, I. ve II.Constantinus, II.Constantius, Julianus, Jovianus, I. Valentinianus, Valens ve Büyük Theodisius (378-395) gelmişlerdir. Durumu net ve anlaşılır kılmak İstanbul’un tarihini anlamak için Roma’nın başkenti olan İstanbul’un imparatorlarını böylece sıraladıktan sonra, 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun resmen ikiye ayrıldığını anımsayalım. Bu tarihten sonra artık bir Batı Roma İmparatorluğu vardır, bir de Doğu Roma İmparatorluğu. 19. Yüzyıl tarihçilerinin Bizans dediği bu Doğu Roma İmparatorluğu’na da 395 tarihinden 1453 tarihine kadar 77 imparator gelmiştir. Bin yılı aşkın çok geniş topraklarda egemenliğini sürdüren Bizans İmparatorluğu, bilindiği gibi 4.Haçlı Seferleri sırasında yaklaşık altmış yıllık bir kesintiye uğramış ve Lâtinler İstanbul’u 1204-1261 tarihlerine kadar ellerinde tutmuşlar ve kenti yakıp, yıkmışlar, yağmalamışlardır. Ancak, 1261 yılından sonra kent yeniden Bizanslıların eline geçmiş, toparlanması ise oldukça zor olmuştur.
Şimdi, içinde yaşadığımız İstanbul kentinin önemini anlamak için ve ona saygı göstermemiz için bir kez daha yineleyelim: İstanbul’un Roma’ya Başkentlik ettiği tarih 286 ile 395 yılları arasındadır, bu dönemde on Roma imparatoru gelmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu’na yani Bizans’a başkentlik ettiği tarih 395 ile 1203 tarihleri arasındadır ki bu döneme de 66 Bizans İmparatoru gelmiştir. 1204 ile 1261 yılları arasında 4.Haçlı Seferi’nin düzenleyicileri olan Lâtinlerin işgaline uğrayan İstanbul’a 5 Latin imparatoru gelmiştir. 1261’den sonra yeniden Bizans’ın eline geçen İstanbul’a 1453 yılına kadar 11 Bizans imparatoru gelmiştir. Sonra da bilindiği gibi Osmanlı’nın eline geçen kent bu imparatorluğa başkentlik etmiş ve bu dönemde de 31 padişah İstanbul’da hüküm sürmüştür. (Hüküm süren son Osmanlı padişah değil, sadece halifedir. II. Abdülmecit Ankara hükümeti tarafından seçilmiştir. 1922-1924 yılları arasında Atatürk’ün bir siyasi hamlesi olarak halife kalmıştır.)









