Uzaydan Küresel Eşitsizliğe...
“Bu gece yukarıda gördüğünüz yıldızlar, asla ulaşamayacağımız o muazzam dünyalar… Eğer elimden gelse gezegenleri bile ilhak ederdim; bunu sık sık düşünürüm. Onları bu kadar berrak ama bir o kadar uzak görmek beni hüzünlendiriyor.”
Cecil Rhodes’a ait bu cümleleri, Zappa Zamanlar’ın 18 Mart tarihli “Ticari uzay çağı: Yeni bir keşif dönemi mi, güncellenmiş sömürgecilik mi?” başlıklı yazısında okumuştum ve çok şaşırmıştım. Gökteki yıldızlar, her insanın ilgisini çeker ama onlar üzerinde egemenlik kurmak ve onları ele geçirmeyi düşünmek sanırım farklı bir zihin yapısını gerektiriyor. Vikipedi, Rhodes’u şu şekilde tanıtmış: İngiliz asıllı Güney Afrikalı siyasetçi ve iş insanı (1853- 1902). Günümüzde dünya elmas piyasasının çoğunluğuna sahip De Beers şirketinin kurucusuymuş; Yaşadığı yıllarda bu sahiplik, yüzde 90’lardaymış. Yedinci Cape Koloni başkanlığını da yapan Rhodes, Cape Town ile Kahire’yi tren yolu ile bağlamayı hedefleyecek kadar girişimci, yaşadığı yıllara bakıldığında uzayı işgal etmeyi isteyecek kadar da hayalperest. Bana, Elon Musk’ı hatırlattı. Her ikisi de Güney Afrikalı, ikisi de beyazların üstünlüğüne inanıyor, ikisi de girişimci, biri o yıllarda uzayı ilhak etmeyi hayal ediyor, diğeri Mars’ın kolonileştirilmesini sağlamak üzere uzay taşımacılığının maliyetini düşürme hedefiyle uzay şirketi kuruyor ve ikisi de hayırsever!
Zappa Zamanlar’ın uzay çağını özel girişimler açısından ele alması ve bunu bir yerde sömürgecilik ile bağdaştırması beni çok düşündürmüştü. Ancak ertesi gün 19 Mart’ı yaşayınca bu düşünce yerini başka düşüncelere bıraksa da sömürgecilik üzerine okuma yapmadan duramadım.
Literatüre göre keşiflerin başladığı 15.yüzyıl ile başlayan sömürgecilik hareketi, hukuken sona ermiş olsa da ekonomik ve kültürel etkileri halen devam ediyor. Dünya genelinde ekonomik eşitsizlik, beraberinde temel hak ve özgürlükler konusunda da eşitsizlik ve hakkaniyetin olmadığı bir durum yaratıyor. Ve ne yazık ki bazı topluluklar, ülkelerinden bağımsız aydınlık günlerini yaşarken bazıları kapkaranlık dipsiz bir kuyunun içinde varlık mücadelesi veriyor.
Paris Ekonomi Okulu'ndaki Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı (World Inequality Lab) tarafından hazırlanan Küresel Eşitsizlik Raporu’nun 2024 yılı sonuçları yukarıda özetlediğim durumu destekler nitelikte. Rapora göre,
Dünyada gelir ve servet eşitsizliği son yıllarda artış göstermektedir.
En zengin %1’lik kesim, küresel servetin önemli bir kısmını kontrol ederken, en yoksul %50’nin payı oldukça düşüktür.
Gelişmekte olan ülkelerde eşitsizlik daha belirgin ve yıkıcıdır.
Vergi politikaları, sosyal yardımlar ve eğitim harcamaları gibi faktörler, eşitsizliğin azaltılmasında kritik rol oynar.
Raporun Türkiye’ye ait bölümünde ise ülkemizin, Avrupa ülkeleri arasında en yüksek servet eşitsizliğine sahip ülkelerden biri olduğu yazıyor. En zengin %10, Türkiye’deki toplam servetin %68’ini kontrol etmekteymiş ve yine bu en zengin %10, Türkiye'deki toplam gelirin yaklaşık %54,5'ini elde etmiş. En yoksul % 50 ise toplam gelirin sadece %12'sini almakta. Rakamlar biraz can sıkıcı olsa da daha kapsamlı okuma için https://wid.world/ sitesini ziyaret edebilirisiniz.
Cecil Rhodes ve Elon Musk’tan yola çıkarak küresel eşitsizlik konusunda okuma yaparken karşıma pek çok araştırma ve rapor çıktı. Onlardan biri de her Londra seyahatinde en azından alışveriş yaparak desteklediğim OXFAM tarafından 2015 yılından bu yana hazırlanan Küresel Eşitsizlik Raporu. 2024 yılı raporunun başlığından çok etkilendim: “Takers Not Makers”. OXFAM Konfederasyon üyesi olan Kadın Emeğini Değerlendirne Vakfı tarafından detaylı bir şekilde ele alınan ve “Üretenler Değil Üzerine Konanlar” olarak tercüme edilen raporda ilgimi çeken önemli konulardan biri de tarihte ilk kez 2023 yılında miras yoluyla yeni milyarderlerin ortaya çıkması. Rapora göre, milyarderlerin servetlerinin yüzde 60'ı miras, tekelcilik veya yandaş bağlantılarından geliyor. Bir diğer dikkat çeken konu da özellikle Avrupa'da yaşayan zenginlerin çoğu, servetlerinin bir kısmını daha yoksul ülkelerin sömürülmesinden elde etmiş. OXFAM, bir şekilde sömürgeciliğin bitmediğini açıkça belirtiyor. Bana göre raporun en güçlü yanlarından biri sadece sorunu ortaya koymamış, aynı zamanda çözüm önerilerini de sıralamış. Çarpıcı raporun tümüne https://www.oxfam.org/en/takers-not-makers-unjust-poverty-and-unearned-wealth-colonialism sayfasından ulaşabilirsiniz.
Küresel eşitsizliğin bir dünya gerçeği olduğunu bilmekle beraber, özellikle bizim gibi coğrafyanın kader olduğu ülkelerde bu durumun derinleşerek süregelmesi birey olarak beni rahatsız ediyor. İster gelir ve servet ister eğitim ve fırsat, isterse sağlık, tüm bu başlıklarda temel haklardan gittikçe uzaklaşan ve buna seyirci kalan bir toplum olmaya başladığımızı görmek, profesyonel yaşamını sivil toplumda geçirmiş bir birey olarak beni ayrıca üzüyor. Yine de iyi ki bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşları var diye düşünüyorum. Çünkü eşitsizlikle mücadele etmek, sadece devletin veya hükümetin değil, tüm bireylerin, hepimizin sorumluluğu. Adil vergi politikalarının hayata geçirilmesi, sosyal transferlerin artırılması, eğitime erişim olanaklarının genişletilmesi ve sağlık hizmetlerinin herkese eşit sunulması, bu mücadelenin ana hatlarından. Ancak burada en temel sorun, Türkiye’de sistematik bir değişimin gerekliliği. Mevcut kaynakların adil, etik ve hakkaniyetli paylaşımı, sadece ahlaki bir zorunluluk değil; aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceğin de anahtarı ama Türkiye buna ne kadar hazır, işte bunu bilmiyorum.