Bayılıyorum 40 yaşımı geçmiş olmaya.
Xuebing Du
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Sade Olutola
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

祝日 / Permanent Vacation
h
occasionally subtle
No title available

Love Begins
🪼

oozey mess
Show & Tell
YOU ARE THE REASON
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Kaledo Art

Janaina Medeiros
Mike Driver
I'd rather be in outer space 🛸

ellievsbear
art blog(derogatory)

seen from United States
seen from Argentina
seen from Germany
seen from Türkiye

seen from Belarus
seen from United States
seen from Belarus

seen from Belarus

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
@kadinkizcocuk
Bayılıyorum 40 yaşımı geçmiş olmaya.
Sana sesleniyorum çünkü ağır bir gribin iyileşmesi için verilen ilaçların etkisiyle kafam güzel, aklımda Gustav. Korkuyorum çocukken neyden korktuysam. Bu, vedalaşma seremonisidir. Artık korkmayacağım, sen çıkış yolusun.
Neden ağzımdan ne çıkıyorsa aklım tersini söylüyor ya da tam tersi? Neden bu kötülük yapıyorum hissi ya da kırıp geçiren hal? İyi biri kimdi ki bize bir amaç bıraktı, olmayan varlığına inandırıp? Var olmak zaten bundan ibaret. Değerlisin değilsin ne fark eder, pazarda değilsin. Rastgele desinler yeter. Rast gelsin.
Düzen, hep sana ulaşmaya çalışıp, sahipken çıldırtan düzen. Bir ezberi bozmam lazım ama kulaklarım çok dolu. Gel de dur gel de durma gel de...
Lavaş yapacağım.
Bazen yerini alıyor minicik tutkular yaşama sevincimin. Az daha yumuşak gel artık yeter. Elimde olmayanlar güzelleşir mi, lütfen!
Özel hissettirilme eksikliği...
Oğlumla mini bir tatile geldik, ahşap minik bir evde, yani bir bungalovdayız. Romantik bir yer, asma katta tatlı bir yatak, bahçede sıcak havuz, jakuzi... Peki benim dangoz yüreğimin bütün bunların içerisinde sadece mangalı görünce burkulması? Gidip et alıp gelecek, mangalı yakacak, yakarken bana aşkla bakacak adam eksikliği diye bir şey var. Vallahi var.
16
On altı yıl olmuş bu blogu açalı. Evlilikteki cinsel hayat gibi, başlarda çok sık, sonra yavaş yavaş azalarak yazdım. Artık sadece canım istediğinde yazıyorum ve boşamayı düşünmüyorum. Boşanma eylemine bilinçli olarak ‘boşama’ dedim. Bu benim hayatımda hep tek taraflı bir eylemdi. Yeşim Salkım stili, ben kimleri boşadım hey heyyy de demek istemiyorum ama yoo ben kimleri boşadım.
Kendimizle yaşamak bizi en zorlayan şey değil mi? Ben ne yaşadıysam kendim yüzünden yaşadım. Bu noktadan sonra da kendimin hangi kısmı ile yaşarken zorlandığımı düşnmeye başladım. Kendimi birkaç parçaya ayırdım, her birini başka toprağa....djdjjdknsfj hayır, şiirsel bir dil kullanmak istemiyorum bu konudan bahsederken. Kendimi teknik olarak parçalara ayırdım. Politika güdüyorun kendime: böl parçala yönet! Ama katman katman mıyım yoksa bölük düzeninde miyim bazen karışıyor. Sanırım içim hiç rasyonel değil.
Güzel bir yıl geçirdim. Şimdi bu halime bakınca da güzel bir yıl geçirdiğimi kendime tekrar ediyorum. Neden güzel diyorum bu yıla ben? Görülme isteğimin nasıl baskın olduğunu keşfettim bu yıl mesela. Değersizlik hissi ile başa çıkabildim. Bu ikisinin bana ne tercihler yaptırdığını gördüm. Frenleme sistemim daha bir devrede epeydir. Başımı derde sokma modum düşük.
Bu yıl da böyle geçsin. Oğlumla bağım benim ilacım. Hayata hizmetimi bu bağa adayarak edeyim.
Güzel insanlar girsin hayatımda. Uzun da kalsınlar.
Ellerim kuş olsun, hep üreteyim.
Çarşım pazar olsun, paralanayım.
Taşlı tarladaki her engelde olgunlukla tökezleyen ben, bir çiçek tozuna yenildim.
Çiçek tozu... Tek mevsimi var ve toy.
Doğru yere varınca tohum olacak.
Olsun.
barbarosfişekhaneselçuksindalkuzukestanesiadnankahvecipınarözüdumlupınarkirazçiçeği.
şükrançiftliğibehçetkemalçağlarbağlarhasanözvarnalı
Bazen, 13 yaşım geliyor ve sahip olduklarıma şükrediyor. Bu ev, bu çocuk, bu sessizlik benim...
ASLOLANA DOĞRU
Ben üvey babasına takılan lakabı, okuma yazma öğrenir öğrenmez ilk yazacağı kelime seçen kız...
Asalak yazacakken Aslak yazıp, unuttuğum A harfini, 33 sene sonra doğurduğuma bağışlamışım bilmeden.
Ben 3 üvey babanın ikisi bir olanıyım ki sayın ögsüz.
Başkayım, sizden olmayanım. Adımla birsem eğer...
Sildikçe rahatlayan, taş kesildikçe yumuşayanım.
Yas bitince kalandayım.
Yas bitince, ağıt ve gözyaşı da bitince...
Ayaklarım sudayken gökyüzüne bakamam.
Abuk sabuk korkulardayım.
Nefesimi tutuyorum haydi,
Öksürerek bitecek dünyanın hırıltısındayım.
Ölenin senin için 'ne' olduğunu aramaya başla...
Dün domates sosuna attığım bir pinçik kuru nanede, türkülerde, masa örtüsünde, edebimin bir parçasında, aklımın hep bir köşesinde imiş...
13 yıl olmuş görmeyeli, oğlumu sevmiş.
Bir suretini bana vermis.
Ah akıcağızım, hülüşüm, nurlar içinde yat.
sade
-leşmek için çok görmek/gezmek (ve başka eylemler de var, yaşamak, düşünmek, deneyimlemek gibi) gerektiğini, modern sanatın özünü anlamaya çalışırken öğrenmiştim, şimdilerde yaşıyorum.
sade bir anlatıma olan düşkünlüğüm, sade düşünmek, sade yaşamak ile ilgili merakım gitgide artıyor. sade bir sistem kurup, kalan hayatımın iyi yaşamak/yaşatmak gibi bir misyondan ibaret olduğunu bilmek iyi geliyor. dürtüselliğimin beni getirdiği yerdeyim, hey burada sakinlik var!
işin aslı bu sadelik halinin, basit düşünmek, meseleleri bölümlere ayırmak, küçük adımlar atmanın büyük bir adım atamamaktan evla olduğunu bilmek, gerektiğinde tabii ki zıplayabilmek, eğlenebilmek, süslenebilmek, süsleyebilmek ama en nihayetinde ihtiyacım olandan fazlasının, bana iyi gelip gelmediğini iyice tartabilmek (bu bile başlı başına dürtüsel bir insan için gayret gerektiren bir durum) üzerine düşünmek olduğunu artık farkındayım ve hala kısa cümleler kuramıyorum, bu uzun bir yol, biliyorum.
öyle böyle ömrümün yarısı (iyimser bir bakışla) geçti ve bundan sonrası bedenen daha zorlu zihnen daha kolay bir süreç. çevreni sadeleştir, tabaklarını sadeleştir, sadeleşmeyi özümse, ne iyi gelecekse onlara tutun, sakin kal...
sade bir mor çiçek de sadedir bence.
Anlaşılmak için ağlamadığım günlere-ki anlaşılınca da mutluluktan pıt pıt...
Yorgunum, sadece çok yor gu num.
Bu, yeni şeyler denemek zorunda olduğum gerçeğini değiştirmiyor, eski ve iyi şeylere tutunmak da bunun bir parçası.
YYY
Memuriyet ile başladığım, uzun uzuuuun aralar verdiğim bloguma bugün, kırkbir yaşımda, memuriyetten ayrılmanın kati/katı haline alışmaya çalışırken merhaba diyorum.
Ne güzel günler geldi geçti...
İlişkiler, işler, kararlar, sonuçlar...
Bir toplu gözden geçirmeye de yardımcı oluyor yazılanlara göz atmak. Daha doğrusu yazılabilenlere... Bir sansür hali ister istemez omuzumdan bakıyor yazdıklarıma, sıçrıyor.
Şimdi bundan sonrası için şansımın da yaver gitmesini beklediğimden kendime yoncalı uçuç böcekli bir dövme tasarlayadurayım.
Ofise yazıcıyı alamadık henüz, el çizimiyle...
İşler şimdilik kesat, hayırlısı be gülüm...
Babaannem, sınır koymayı bilmeyen ve hatta babam için, tükenene kadar sınırları kaldırmaya çalışan bir kadınmış. Babam çocukken, babannem onu lunaparka götürmüş. Babam lunaparktaki bütün oyuncaklara canı sıkılan kadar binmiş ve sonunda, başka binecek bir şey kalmadığında yani, "ben kime bineyim?" diye diye ağlamış.
Bu laf bizde bir söz öbeģi gibi bildim bileli kullanılır ama kaynağını çok yeni öğrendim.
Sınır tanımayan babamın sorumsuzluğunun, serseriliğinin, bakım veremeyişinin sebeplerini bu sınır bilinci yoksunluğunda bulmama katkı sağladı bu hikaye.
Bazı sınırlar iyidir, başkasının sınırına kadar. Ve bugün ben, sınır bilincine sahip olmayan, olma ihtimali de olmayan yetişkinlerle mücadele etmeye çalışırken kendi sınırımı çok keskin, kanatarak çiziyorum, başka türlüsünü bilmediğimden...
Bu hikayede, biyolojik babamdan belki de ilk ve son kez "babam" diye bahsettim. Konu çocukluğunda geçtiği ve çocukluğu omuzuma masumiyet yüklediği için sanırım.
Ne şarkı ne şiir, belki sadece bir haiku.
Onu da yazmaya elim gitmiyor.
Kısaltmayı, yoğunluğu yok etmeden sadeleşmeyi öğrendim hiçbir şey öğrenemediysem bile.
oğlum bana böyle serseri gülüşlerle dik gözlerini, ben daha ne isterim. her sabah biraz daha yaşama sevincisin, biraz da çorap teki.
atlas bey, sizi bin kere öpebilir miyim?
Yıkım/Yapım
Kendi kurallarımdan sıkıldım ve çayı şekerli seviyorum.
İçimde kurduğum tek eğitmenli ve tek öğrencili (ikisi aynı kişi olamaz demedim) online farkındalık atölyesinde çayın şekerli içilip içilmemesinin kimseyi ilgilendirmeyeceği üzerine çalışıldı. Bütün bunların verilen BÜYÜK kararları ne derece etkileyeceğini bilemiyorum. Onu eğitimin bir sonraki kurunda, kredi kartına bin taksitle öğrenebilirim diye umuyorum.
İyi haftalar, haftada en az bir kez görüşmek niyetiyle.
Karantinadayım. En iyi hissettiğim zaman dilimine dönebilmek için epey fırsatım oldu. Hatalarımı da silip atacaktım hatta ama o zamandaki ruhumun çarpıklığı izin vermedi buna, dönemedim.
Kaybettiğim pek çok şeyi kazandığım tecrübelere yeğlemiyorum. 10 yıl boyu üzerime mıhladıklarım olmadan ne yaparım bilmiyorum.
Henüz otuz olmamış Özge, kırklığa karşı.