Derin 1 yaşında 🎈

PR's Tumblrdome
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Sade Olutola
ojovivo
Jules of Nature
Game of Thrones Daily
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Origami Around
One Nice Bug Per Day
he wasn't even looking at me and he found me
todays bird
Today's Document

izzy's playlists!

Discoholic 🪩
sheepfilms

⁂
$LAYYYTER

@theartofmadeline
Claire Keane
I'd rather be in outer space 🛸
seen from Japan
seen from United States

seen from Mexico
seen from Russia
seen from United States
seen from United States
seen from Uruguay

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@kagittankayiklar
Derin 1 yaşında 🎈
Gülten Akın
Hermann Hesse şöyle demiş;
“Yaşam, kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir.”
Bunu okuduğum an bir şeyler oturdu zihnimde, hafifledim, sonra neşelendim. Bu basit tanım içine yerleştirdim kendimi, rahatladım. Büyük projeler, hedefler, hayaller içine atılırken çok da fazlasını beklemediğimi fark ediyorum hayattan. Özünde, kendi küçük dünyasında bir düzine sevdiği insanla yaşayan, kalabalık sofralarda herkesle aynı hafızaya sahip bir kasaba insanıyım ben.
Gecikmeli de olsa bahar geldi, kiraz ağaçları çiçeklendi, Luna 3 yaşına girdi. Bu aralar neşe kaynağım yiğenim Derin. Onun her şeye şaşırması ve her şeyin onun için ilk olması, benim de onun aracılığıyla bunu deneyimlemem harika bir şevk veriyor yaşamaya dair. Elbette 'büyük bir ciddiyetle yaşayamıyorum bu hayatı bi sincap gibi', bazen hafife alıp bazen ağırlaşıp, zikzaklar çizerek ve hormonlarımın o gün nasıl bir insan olacağıma karar verdiğine iman ederek geçiyor günler.
Tekrar İstanbul yolu göründü. Sofar'a katılıp bir iki şarkı çalacağız aksilik çıkmazsa. 95'ini yeni deviren ananemi de göreceğim için mutluyum. Bu sefer her fırsatta onun sesini kaydedip saklayacağım.
Albüm kaydetmeye de devam ediyoruz bi yandan, şarkıların tempoları, tonları ve aranjeleri bitti sayılır. Heyecanımı diri tutuyorum ve sabırlı olmaya çalışıyorum. Zamanımın geldiğini hissediyorum. Sanki yeni yeni kabuğumdan çıkacak kadar güçlenmişim gibi. Bakalım.
Vis ta vie!
Oruç Aruoba
Geçmişin hayaletlerinden sonunda kurtulduğumu düşündüğüm sırada kalıtsal travmaların hücresel düzeyde insan bedeninde kaydolduğunu öğrendim. Yani kendini iyileştirip eski zihin ve davranış kalıplarını yıksan bile sonraki jenerasyon için bunun en azından bir tortusu kalacak. Talihsiz bir durum. Yine de benden sonra gelecek olanlar, benim şimdiki çabalarım sayesinde bunu en az hasarla atlatacak. Bu biraz da olsa teselli ediyor beni.
Yeni bir yaşa girdiğim 2025'in kasım aylarından itibaren yaklaşık 3 ay boyunca ciddi ve zorlu bir dönüşümden geçtim. Yaşadığım şeyin anksiyete mi yoksa daha majör bir durum mu olduğunu anlamaya çalıştım. Çarpıntı, panik hali, rutin hayata adapte olamama, kapalı alanda duramama, sürekli hareket halinde olma isteği, her an kötü bir şey olacakmış hissi beni sürükleyip durdu. Tabi bu ruh halleri gelgitler halinde döngülerden ibaretti ve bir ay boyunca da geçmedi. En sonunda birtakım tahliller yaptırmaya karar verdim. Tahlil sonuçları çıkınca anladım ki yaşadığım şey tamamen biyokimyasal bir durummuş, çünkü folik asit eksikliği kaynaklı metilasyon döngüm bozulmuş, bu da b12 ve magnezyumu düşürmüş. Üstelik demir seviyelerim de düşük çıkmıştı. Tüm bu biyokimyasal eksiklikleri takviyelerle yerine koyarken bir yandan somatik egzersizlere başladım, sinir sistemi regülasyonu hakkında makaleler okuyup videolar izledim. Vagus siniri, parasempatik sistem nasıl devreye sokulur öğrendim. Çocukluğumun bastırılmış ayrılık kaygılarına kadar gitmem gerekti bu yolculukta. Bu yaşadığım anksiyete ise neden şimdi ortaya çıkmıştı peki? Cevap basitti; ilk kez daha stabil ve sakin bir hayat düzeninde olduğum için şimdi bunu yaşadığımı fark ettim. Yani güvende hissetmeden tüm bu aksaklıklar yüzeye çıkmayacaktı, hayatım görece daha güvenli bir zemine oturunca artık yükleri atmak ve temizlenmek zamanı geldiğini düşündü beynim. 6 yıl önce İstanbul'dan taşındığımda tüm ailemi ve tanıdıklarımı geride bırakırken bu kadar zor gelmeyen uzaklık, tam da şimdi acı verici olmuştu ve öyle bir ihtiyaç doğmuştu ki içimde, orada bıraktığım, ailem olan herkesle iletişim kurmak, varlıklarına sosyal medyadan da olsa temas etmek istedim. Bu zamana dek geniş aile ve sürekli temasla sağlanan regülasyondan kopunca, bu yaşımda bağı, temas olmadan da hissedebilmeyi öğretmem gerekti kendime.
Denk geldiğim şu cümleler her şeyin özetiydi aslında:
"Uzun süre dalgalı bir iç iklimden sonra zemin sakinleştiğinde sinir sistemi 'bu kalıcı mı?' diye temkinli olur. Bu aslında travmatik değil, öğrenilmiş ihtiyat."
Biyokimyasal sebeplere dayansa da elbette sadece bu değil, iyileşmek için kendimle olan iç diyaloglarda da üslubumu değiştirmem gerekti. 'Ne istediğimi değil, neyi istemediğimi biliyorum' demek, hep negatif olanı vurgulayıp isteme, hayal etme lüksünden kendimi mahrum bırakmak, 'mağdur' psikolojisine bürünüp sorumluluktan kaçmak, mükemmelliyetçilik kisvesinin arkasına saklanıp başarısızlıktan korkmak vs. bunları bırakıp kendimi manipüle etmemeyi ve sınırlarımı korumayı, kendimi öncelemeyi geç de olsa öğrendim. Bunu söylerken 50 yaşına gelip daha henüz emekleyebilmiş bir kadın canlansa da gözümde kendimi kutluyorum tüm bunları geride bırakabildiğim ve çoğunluğun aksine antidepresanlara, psikologlara sarılmadan ayağa kalkabildiğim için.
Aldığım takviyelerle bedenim uyumlanmaya çalışırken de çok zorlandım, sosyal medyadan tamamen uzak kaldım, çünkü beynim sanki izlediğim her şeyi ve duyduğum her sesi 5 kat hızlı işliyor, aşırı tepki veriyor ve daha hızlı yoruluyordu. Ama en güzel kısmı artık neden kötü hissettiğimi biliyordum, neyin eksik olduğunu, nereyi iyileştirmek gerektiğini. Çünkü o belirsizlik ve cevap aramak korkunç bir hismiş. 'Bana ne oluyor, neden böyle hissediyorum?' diye sormak, yaranın nerede olduğunu bilmemek ama acı çekmeye devam etmek.
Bir diğer ilginç durum, belirsizlik yok olunca melankoli de öldü. Şöyle bir geriye baktığımda melankoliden fazlaca beslendiğimi görüyorum. Ve bundan gurur da duyuyordum o zamanlar. Yazdığım şarkılarda, dinlediğim müziklerde, izlediğim filmlerde hep melankoli vardı. Tuttuğum günlüklerde de baskın duygu hep melankoli. Aklıma yine Susan Sontag geldi, günlüğünde diyordu ki; "Bu defterleri baştan okudum da. Ne kadar bunaltıcı ve tekdüzeler! Kendim için aralıksız tuttuğum bu yastan hiç kaçamayacak mıyım?"
Hissettiğimiz hiçbir duyguda yalnız değiliz işte böyle. Ve seni çok iyi anlıyorum Sontag.
Artık gereksiz drama yok, bundan beslenmek yok. Son zamanlarda daha mutlu, daha umutlu, biten yası öven şarkılar çıkıyor içimden.
Her şeye rağmen.
Şirinlik abidesi.
Her gün bir doz görüntülü konuşuyoruz, kelime dağarcığı şu an 3 ama olsun.
- Lale Müldür
"Eveything everywhere all at once" filmini tekrar izledim geçenlerde; çoklu evren teorisi üzerine kurgulanan bir film ve kadın karakter Evelyn farklı evrenlere zıpladıkça farklı benlikleri ile karşılaşır, bir evrende kung-fu ustasıyken başka bir evrende yetenekli bir aşçıdır, diğer bir evrendeyse ünlü bir yıldızdır vs. Film bitiminde kendi paralel evrenlerimi hayal ettim ve onlardan birinde ünlü bir burlesk sanatçısı olduğuma ikna oldum.
New York'ta fifth avenue'de bir kulüpte otrişiyle loş sahnede süzülen bir kadın olmak; Tempest Storm, Lili St. Cyr, Dita von Teese ve daha niceleri gibi. Performansların en önemli kısmı kostümler tabi. Korseler, uzun eldivenler, payetli, tüllü elbiseler, saten pelerinler, katman katman açılan mıknatıslı parçalar, kırmızı ruj ve kalın eyeliner..
Kostümler, performansı çıplaklıktan daha erotik hale getiriyor; erotik ama mesafeli, arzulanan değil, arzuyu yöneten. Bu kombinasyon ve denge, burlesque olan her şeyi daha anlamlı kılıyor benim için.
Gündem dışı konularda bir şeyler yazarken kendimi suçlu hissediyorum bi yandan, çünkü her an bir 3. dünya savaşı çıkacakmış gibi yaşarken hayattan zevk almaya çalışıyoruz.
Garip zamanlar.
Vittorio Giardino, İtalya
Bu resme bakınca çocukluğuma ait bir yerdeymişim gibi geliyor bana, garip bir şekilde iyi hissediyorum, şefkatle saçımı okşayan yaşlıca bir kadın vücut buluyor her baktığımda.
İnsanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım.
- Oğuz Atay | Tehlikeli Oyunlar
"Hepimizin iki hayatı var" der, Fernando Pessoa. "Bir tanesi gerçek olan çocukluğumuzdan beri bir sis perdesinin arkasında düşünü kurduğumuz, erişkin olarak da düşünü kurmayı sürdürdüğümüz. Bir de yalancı olanı, başkalarıyla paylaşırken sevdiğimiz ve bir gün tabutta bitecek olan güncel, pratik hayatımız."
Bunu okuyunca düşündüm. Değişmesini istemediğim ne varsa kendimde, işte o pratik hayatımın içine dolmuş, onunla ite kaka dövüşerek bir şekilde kendine yer bulmuş, inatla direnerek varolmuş ne varsa, hepsiyle gurur duydum bugün, içimden sessizce bunu kutladım.
Aynı kalabilmenin, kendin olabilmenin nadideliğini kutlayalım biraz da 🥂
İyi ki doğdun İlhan Berk
- Dušan Hanák, 1977