Köprücük kemiğimde biriktirdim gözyaşlarımı Yansımasında sen Tuzunda sen Kaldırıp kollarımı saramıyorum sen olmayanı Korkuyor insan dökülür diye Kuşlar kovalıyorum Güneşten sakınıyorum Dönersin diye Köprücük kemiğimde koca bir Deniz Sarılırsan mis gibi koksun diye Üstüm başım sen ol diye
Her gece kafanı yastığa koyup “aslında bu değildi” diyorsun. Aynaya her bakışında “neden” diyorsun. Sigaranı saksının toprağına gömüyorsun “bendim yanlış” diyorsun. Kestirdiğin saçlar için herzaman pişman oluyorsun “olmadı yine” diyorsun. Beğendiklerine bakıp “keşke” diyorsun. Dışardakilere “fazlayım” diyorsun. Diğerlerine baktıkça “ya ben” diyorsun. Aldıklarından “zamanımıydı” diyerek uzaklaşıyorsun. Yapamassın diyenlere “yaparım diyemiyorum” diyorsun.
Diplomana “Bileğimdeki altın künye bu muydu” diyorsun. Saygının düğme iliklemekte,sevginin küçükleri sevmekte olmadığını anladığın anlarda “bir gün” diyorsun. Yarın keserim dediğin tırnaklarını görmesin diye saklandığın her ana “bir daha asla” diyorsun. Babana bakıp “sen mi olmalıyım” diyorsun. Annene bakıp “sen olurmuyum” diyorsun. Eski dostuna bakıp “peki neden” diyorsun. Sevgilinleyken “biter mi” diyorsun. Her masturbasyondan sonra “büyü bitti” diyorsun. Duşta ayarlayamadığın sıcak-soğuk suya “şimdi değil” diyorsun. Giymek istediğin kirlide olunca “sadece bir kere” diyorsun. Her gitmek istemelerinde “ya olursa” diyorsun. Her sabah kalktığında “aslında bu değildi” diyorsun".
Kapının aralığı okadar daracıktı ki ışık bile süzülmek için kapıyı çalardı.Babamın kütüphanesi…sesizliğin en çok yorulduğu yerdi.Hiç geri gelinmeyecek bir kapı ardıydı.
Hatırlıyorum…
Bir taburede günlerdir beli ağrıyan annemin giderken eğilmesin diye öğrenmeye çalıştığım ayakkabı bağlama denemeleri.Derisi derimde.Hayatımda annem için yaptığım ilk şeydi.
Hatırlıyorum…
Güneş sadece ona yenik düşüyordu.Yenik düştüğü her kıvrımda onun silüeti.Sallanan sandalyesinde geçmişi düşünerek öldü babaannem.Gülerek gittiğini söylediler.
Hatırlıyorum…
Her yağmurlu günde gözümü kısmadan yürüme yarışımı ve her defasında kaybedişlerimi
Hatırlıyorum…
Geniş gelen botlarımın topuğumda yarattığı toprak kaymasını.Parmak bükerek yürüyüşlerimi
Hatırlıyorum…
Okulda duvarlara adımızı yazarak tarihe geçme sevdamızı ve ertesi günü boyanan okul duvarlarında giden geçmişimizi
Hatırlıyorum…
Kocaman yatağımda tek başıma altındaki binlerce tanımadıklarımla korku içinde yattığım geceleri
Yataktan çıkmak istemiyor beden.Ayakların yorganın altında mutlu.Çapaklarını temizliyorsun.
Tavan…
Uyandığında tenine onun değmesini istiyorsun,o yüzü görmek istiyorsun.Rüzgarın suratına serdiği perdeyle uyanıyorsun gördüğün sarı bir tül.Hergünden farklı sırt üstü uyanıyorsun.Tavana gülümsüyorsun.Sana uzak,yüksek tavana
Çorap…
Yatarken çıkartmayı unutyorsun.Gece uykunda sıcak sana çıkartıyor çorabını.Ayağınla soğuk zemine itiyorsun çorabı tıpkı herşey gibi…
Telefon…
Gece boyu uyandırsın istediğin ses ama evdeki her şey kadar sessiz,rehberin her şeyden daha kalabalık.Siliyorsun…
Yastığın…
Yataktan doğruluyorsun.Koca yatakta yan yana duran iki yastığa bakıyorsun.Biri kirli diğeri hiç kullanılmamış kadar temiz ama en çok kirliyi,senin kullandığını seviyorsun
Oda…
Anason kokusu var,yemek masasında üç gün önce kalan kirli tabağın.Duraksıyorsun üç dakika,sadece üç dakika sonra yüzünü yıkayan göz yaşın oluyor.Oda karanlık
O..
Senden gideli üç gün.En son ağlarken içtiği pencerede yağmurlukta söndörülmüş sigara izmariti.Çekmecesi boşaltılmış.Üzerinde sana fırlattığı bardaktan kalma anason kokusu.
Yatak odasına geçiyorsun,açtığı pencereden gidişine kanıt istiyorsun.Ayaklarına bakıyorsun.Dönen yüzü değil ayakları olsun istiyorsun.Çok uzun yol,dışarısı kalabalık…
3 gün önce gece…
Gel diye mesaj atıyorsun.Gözyaşın burnunda birikiyor,daha fazla dayanamıyıp parmaklarına düşüyor.Çarşafa siliyorsun.Pencere açık.Sende bıraktığı son fotoğrafı tavana yapıştıryorsun.Uyuyorsun,ayakalarında çorapların…
Sabah..
Sırt üstü uyanıyorsun.Tavana gülümsüyorsun.Sana uzak,yüksek tavana
Canım çok sıkıldımı kimseye söylemeden giderim Salim amcanın yanına.Salim amca,60 yaşlarında,eşi vefat etmiş,iki çocuk babası,kendisine göre basit bir emekli banka veznedarı.“Salim amca basit olur mu ya.Senin yaptığın çok stresli çok dikkat gerektiren bir iş.Biyerde bankanın sigortasısıymışsın” diye koftiden moral vermeye çalıştığımda “sikkktirr pezevenk seni” diyerek gülerdi.Gökova da denize sıfır bir barakada yaşıyor.Çok fazla kimseyi o tek oda barakasına
sokmaz.Bu ayrıcalığa sahip olmak için ne yaptım bilmiyorum ama bu durum beni mutlu ediyor açıkcası.Hele ki beni gördüğünde “ne o aslanım yine beyninmi balıklandıda geldin Salim amcana” dedimiydi o anki tüm karanlıklarım silinirdi.Geçimini nasıl sağlıyor bilmem ama çok güzel boklu balık yapar..Zaten boklu balığıda ilk ondan öğrenmiştim.Temizlemeden direk mangala atıyorsun balığı.Mangalıda kimseye bırakmazdı.Kendisi yakar,herşeyiyle o ilgilenirdi.Kıvılcımlar arasında kalan süreti hiç aklımdan gitmeyecek karelerdendi.Boklu balık…Öyle deme ya hakkaten farklı bir tadı oluyor yada ortamdan kaynaklanan beyindeki uyuşma bunu öyle kabul ediyordu.Salim amcaya çevre kasabadan yardım edildiğini biliyordum.Çocukları hakkında ne zaman konu açılsa gözleri dolar ve bana dönerek “Ben anamdan babamdan sevgi almadım evlat,ama çocuklarımdanda alamadım.Sen anneni babanı seviyormusun onlara bunu verebiliyormusun "diye sorardı.Konuşurken dudak çevresindeki kırışıklıklar türlü türlü şekiller alırdı.Karısı İclal hanımı trafik kazasında kaybetmiş.Kaza anında orda değilmiş.O sırada grip olduğundan evde yatıyormuş.O günden beri değil grip hiç hasta olmamış Salim amca.Sanki böyle yukarıdakiyle gizli bir hesaplaşma yaşıyordu içinde.Sabahları kalktığımda onu çırılçıplak şekilde,zamanında yaptığı derme çatma iskelede otururken görmek güne başlamak adına tuhaf bir başlangıç olurdu.Garip bir manzara tabi.Sabah uyanıyorsun hafıf sis koyun yarınısı ele geçirmiş görebildiğin tek şey iskelenin ucu,salim amca,salim amcanın vücudu,ve onun denize yansıması.
Denoya sık sık bahsettiğim bu sırdaşımı tanıştırmak için çıktık yola.Biliyorum sinirlenecek,tek gelmediğim için"burası misafirhane değil,gidin kendinize otel tutun” diyecekti.Ama bu durum pekte umrumda değildi açıkcası.Bi şekilde gönlünü alacağımı,en az benim kadar Denoyada ısınacağına emindim.Hem o sadece beynımın duvarlarına astığım kareleri fotoğraflayabilmek adına makinamıda yanıma almıştım.Belli bir yere kadar asfalt olan yol koya 6-7 km. kala toprağa,ordanda çamura dönüşüyordu.Ama orman ve deniz manzarası bu durumu daha eğlenceli hale getiriyordu.Yaklaştıkça heycanlanıyordum.Bu heycanıma Deno pek anlam veremese de içimden gizlice “sen dur dur birazdan duyacağımız lafları duyunca nasılda dumur olcaksın” diyerek eğleniyordum.Koya vardık.Barakanın kapısı kapalı.Pencereleri gazetelerle kapatılmıştı ki Salim amca bundan nefret ederdi.Pencerisi vardı perde takmamak için inat ederdi.“Eee evlat şu manzarıyı neden bir bez arkasına atıyım ha” derdi.Küçük kayığı ters çevrilmiş kumsala çekilmişti.Salim amca diye bağırdım.Tam o sırada şişman,pembe yanaklı,elinde sarı,çöpleri artık iyice eskimiş süpürge olan bir teyze çıktı barakadan.“Ne vardı yavrumm” diyip bi eliyle eşarbını düzeltti.“Salim amcayı görmeye gelmiştik” dedim.“Salim amcan geçen hafta öldü” dedi…
O hep oturduğumuz masaya oturdum,ne ağlıyordum ne de başka bişey.Çok başka bişeydi bana o an olan.Çırılçıplak oturduğu iskeleye baktım istemsiz gülümseyerek.Deno bana destek vermek için elimi tuttuyordu.Eline bakarak karşılık vermek istedim.İşte o sırada masaya kazılmış bir yazı gördüm…
“Adına kefen dedikleri perdeyi giydirmesinler.Bu manzarayla aramda bir bez parçası istemem”
Salim amca vasiyetini çeviz ağacından kendi yapmış olduğu bu çok sevdiği masasına yazmıştı.
Şiddetli gripten ölmüş Salim amca.Manzarası bu koy olmayan bir mezarda,kefen içinde gömülmüş.Şu an nasıl küfrediyordur biliyorum..
“Her bir yunusun değeri 150.000$ civarıdır. Taiji Balina Müzesi komisyonculuk yapmakta ve yunusları yakalayan balıkçılara paralarını ödemektedir.İsteseydim, Karayip Adaları'nda kendime ait bir havuz işletip bu adamlar gibi senede 2-3 milyon dolar kazabilirdim. Ama bu yolu tercih etmedim. Flipper'ın ölümüydü beni bu yola iten şey yani Cathy'nin. Çok stres altına girmişti. Hissedebiliyordum. Bunu görebiliyordum. Ve kollarımda intihar ederek öldü.
İntihar çok iddialı bir kelime, farkındayım. Ama bilmenizi isterim ki, yunuslar ve diğer balina türleri bizler gibi istem dışı nefes alan canlılar değiller. Aldıkları her nefes, bilinçli bir hareketin sonucudur. Ve eğer hayat katlanılmaz bir hâle gelmişse, bir sonraki nefesi almayarak buna bir son verebilirler. Bu yüzden intihar kelimesini kullanabiliyorum. O da böyle yaptı. Kollarıma doğru yüzdü ve gözlerimin içine baktı derin bir nefes aldı ve başka almadı. Onu bıraktığımda havuzun dibine doğru battı ve öylece dipte kaldı. O günden itibaren esaret altındaki yunusları serbest bırakmaya çalışacaktım.”
Richard O'Barry
Şimdi öyle “efendim bir yunuslarla yüzeyim, iki fotom olsun Nermine hava atarım hem psikolojime de iyi gelir tam bir terapi” dediğinizde umarım bir kere daha düşünürsünüz.
Coğu tebdil-i kıyafet giymiş gibiydi. Ne sözleri gerçek, ne nefesleri. Tek başına bir oda da onca insanla….Korkutmuyor değil insanı. Sende görmüşsündür onları. Bir otobüs durağında, bir yemek masasında, mağzada, plajda, sokakta belkide yatağında. İşte o an kaybediyorsun herşeyi. Tek başına kalıyor dilin. Arıyor yirmidokuz harfi. Onca sesin yanında sesizlik hepsinden beteri. Kelimelerime ihanet hepsi. Anlar gibi yaptıkça daha çok kalbine bastırıyorsun
sahip olduğun herşeyi. Kurşun geçirmez duygular. Muhtaçlığın esareti akar damardan. Onca kalabalıkta bu kadar yalnızlık. Yazık…. Yazık, çünkü dün böyle değildi. Yalnızlığında ki kalabalık arttıkça değişiyor hepsi. Sevenin olsun istemiyor insan. Kelimeleri ihanete uğramasın yeter. Sevsinler diye değil yaşamın. Kötü yarında kötüyse ve siyahı sahiplenmişse atıyor kalbin. Gözler kalpte olsa ya. Onlara göz bile fazla. Görmeyenin yanında görünmez olmak çokta zor değilmiş. Görünmeden sevmek, sevişmek, yaşamak umarsızca cırılçıplak bir atın omuzunda ama ona yük olmadan yaşamak. Hangi renksin diye sorduğumda cevaplıyamıyorsa ya da değişiyorsa her gün rengi siktir et aslında böylesi daha iyi…Coğu tebdil-i kıyafet giymiş gibiydi. Ne sözleri gerçek, ne nefesleri…
Pili bitmek üzere olan bir radyoda çalan en sevdiğim şarkı gibisin. Son kez bana özel çalınan. Ne kadar garip, daha önce hiç düşünmemiştim bir şarkıya nefesimle katılabileceğimi. Yaşantım boyunca içimde o kadar özel, değerli, güzel çok şey öldü ki bu seninle ilk karşılaşmamız değil. Beni tanımamış olman değil beni tanımamazlıktan gelmen belkide benim nefesimi kısıtlayan seni de komik
yapan. Seni hiç aramadım. Hep sen bul diye bekledim. Tahmin ettiğimden daha ufaksın. Yoksa seni ufak yapan benmiyim? Doğumdan tek farkınız meğer senin sessiz olmanmış. Sana soğuk diyorlar. İyi ya ben sıcağı hiç sevmedim. Bırakın artık biraz üşüyeyim.