Babam...
Senelerdir Babam’la konusmadim. En aci verici sey o meshur senelerden sonra gene onunla konusmakti.
Babam hem hayat hem nefesimdi. Onunla konusmak, bana güc verirdi, onun yaninda durmak ve onun benim yanimda durmasi.
O meshur senerlerden önce her gün konusurduk, telefonlasirdik. Kirvemin yaninda calisirdim o seneler. O hep derdi “kapat artik su telefonu, is yogun” - ama ben, Babamla konustugum icin kapatmazdim, ‘bana ne’ derdim kendi kendime, Babam isden daha cok önemli.
Derdini anlatirdi bana, bende hep dinlerdim. En güzel baba-kiz konusmalarimizdi. Yoksa gercekten güzelmi idi? Babamin derdine hep derman bulurdum, bulamadigimda bile derdini dinlerdim ve onu sakinlestirirdim. Fakat bir gün farkina vardim...
Ben, Babamin derdini dinler iken O beni hic dinlememis. Yani sanki dinliyormus gibi, ama aslinda öyle degilmis. Seneler sonra onunla gene konustum, ve evveldeki olan her sey ona viz gelmis. Mesela annemin bana yaptiklari hic birine inanmamis gibi konusuyordu artik. Halbuki kendisi de cogu seylere sahit olmustu, biliyordu yani. Belki de annemin dirdir’ini dinlemektense, ‘Kewê’yi bos veriyim, daha iyidir’ düsünmüsdür?
Simdi düsündükce, gencligimde kendimi kurtarmaya calistim, ve bu nedenle de kendimi onlardan uzak tuttum. Senelerdir. Bu meshur yanliz senelerin icinde de sunu fark ettim, Babamsiz bir hayat, beni eksik hissettiriyordu, lakin beni de dinlememesi, ve yasadiklarimin yalanlamasiyla birlikte, beni hayalkirikligina ugratiyordu.
Bir kac gündür/haftadir sunu diyorum kendime, ‘sonucta Babam, üzülürüm’. Zannederdim ki beni dinliyor, cünkü ben onun kiziyim, ve her ihtiyacinda ben kosardim. 200 km uzaklikta kalsam bile, gene gidiyordum ona yardim etmeye. Kirvemin yaninda calisirken, onlar bile sahit oldu. Bazen isi ekip gitmezdim, Babama yardim edecegim diye gitmezdim kirvenin dükkanina calismaya.
Adi üstünde ailem olan kisiler, hep ‘Kewê, gel derdime derman bul’ derlerdi. Hizir gibi yetismeye calisirdim, ailem’dir diye kosarak ellerimi acardim onlara. Senelerdir böyle idi, ama o senelerin icinde de kendimi cok sinirli bir insan olarak buluyordum artik, ve harbiden de öyle idi. Sinir problemleri yasiyordum. Cünkü fazla geliyorlardi. Elimi uzatirken kolumu alirlardi, senelerdir hep derdim kendi kendime “olsun, alsinlar, helal hos olsun hepsine. Onlara uzatmayacam da kime uzatacam?” diye söylenirdim kendi kendime.
Hep veriyordum, ama alan insanlar hep nankör olurlar.
Ben hic almadim, hep verdim. Artik biri bana gelip dese “al, bunu al” alamam, cünkü alisik degilim.
Biri bana sevgi verse, onuda alamam, inanmam cünkü.
Biri bana elini uzatsa bile, alamam, inanamam cünkü.
Allah’im ben hep böyle güvencsiz mi kalacam insanlara? Sagima baksam tutarsizlik, soluma baksam tutarsizlik, nereden baksam tutarsizlik - Ahmet Baba’nin sözü dogruymus.
Insanlar beni bu güvencsiz hale soktu, ama artik sinirli de degilim. Komik degil mi? Sadece üzülüyorum... Bari bir mutlu anim olsun, sona denk.
Yeniden güvendikce, daha cok koyar insana. Cünkü kendini zaten o kadar yipratmissinki insanlara inanmakla, artik birine güveneceksen, onunda bu güvencsizligini asmasi lazim. Bazi insanlarda o kadar serefsiz ki, hayatina sican gibi girip o güvencsizligini asarlar, yeniden güvenirsin safligindan, ama o pic - pardon o sican - arkandan o kadar sert vururki, diz üstüne düsmeyi birak, dört ayak üzerine düsersin.
Belki bu safligim, aileme olan zaaflarimdan, geliyordur?

















