arkadaşlar küçümsüyosunuz ama “rızkınızın 10da 9u tumblrdadır” diye hadis var.

PR's Tumblrdome
we're not kids anymore.

Kiana Khansmith

★
Peter Solarz

ellievsbear

Discoholic 🪩
Alisa U Zemlji Chuda
d e v o n
styofa doing anything
will byers stan first human second
I'd rather be in outer space 🛸

⁂
Xuebing Du

Love Begins

roma★
sheepfilms
Three Goblin Art
Game of Thrones Daily

祝日 / Permanent Vacation

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Indonesia

seen from Ireland

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela
@kitapadam
arkadaşlar küçümsüyosunuz ama “rızkınızın 10da 9u tumblrdadır” diye hadis var.
tanımadığım insanlar bile otobüste orda burda sürekli durup dururken bana bir şeyler anlatmaya başlıyor. yüzümde "bana bir şeyler anlatın" falan mı yazıyor? sabah sabah bunu bana neden yapıyosunuz :(
Tükenmişliğin o ahir zamandan kalma paha biçilemez bir dokuma halı gibi sizi sarıp sarmalayan eşsiz dokusu. Vera'nın hiçliğin yakıcı anaforlarında savrulurken bilincinin dışarı akmasına izin verdiğinde hissettiği tam olarak buydu. Kaybedişin getirdiği o muazzam rahatlama hissi. Geri dönüşü olmayan vazgeçişlerin verdiği özgürlük ve hafifleme. Tüm bu duygu selinin ortasında gittikçe daha da uzaklara, daha derine sürüklenen Vera düşünmüyor, düşünemiyordu. Zaten niye düşünsündü ki? Neyi düşünecekti, olmayan benliğine ya da adeta bir karadelik tarafından emilip bir daha hiç geri dönmemek üzere zaman ve mekanın dışına savrulan hislerini mi? Kalktı, odanın içinde bir kaç adım atıp, taşındığından beri tam olarak kapatmayı bir türlü beceremediği pencerenin kenarına geldi. Dikkatlice açtı önce bir ayağını sarkıttı dışarı sonra diğerini, oturdu. Aşağıdaki güruha , renkli tabelalara ve akıp giden trafiğe baktığından bir kitaptan okuduğuna yahut bir şarkıdan dinlediğine emin olamadığı bir cümleyi anımsadı: “Kalabalık bir topluluk içerisindeydi, başarısızdı.” Başarısız mıydı? Hayır öyle olduğunu düşünmüyordu. Aslına bakılırsa hiçbir şey düşünmüyordu, ne gerek vardı? Birden zihninin derinliklerine bir şüphe düştü Nasıl hatırlamıştı bu sözü? Hani benliği tüm duygularıyla birlikte bedenini terketmişti? Durdu ait olduğu hiçlikte kendisine ait bir parça bulabilmek için bütün yokluğu, en ücra köşelerine dek, aradı. Bir şey bulamadı. Ne bir anı kırıntısı ne bir duygu parçası, hiçbir şey yoktu. Tıpkı kendisi gibi, tıpkı yokluğun varoluşsal sebebi gibi. Yapacak bir şey bulamadı, dışarıdan gelen soğuğun onu üşütmesi hatta titretmesi gerekirken onu bile hissetmiyordu. Vücudunu usulca kaydırdı ve kendini aşağı hayatın akışını tam ortasına bıraktı. Sokağın köşesine parketmiş siyah minivana çarpmadan bir kaç milisaniye önce -nihayet bir şeyler hissedebildi: Pişmanlık.
mevsim geçişleri göğe bakmak için uygun zamanlar. deneyebilirsiniz. - yanıldığımı bana nasıl kanıtlayacaksınız.
bugün arabistan, peru, golkond ve hindistan hakkında okumaya çalıştım.
sonra, insan vücudu üzerindeki benleri takım yıldızlarına benzetmeye çalışan romantikler hakkında da düşündüm.
arabistan hakkında ne okumaya çalışırsanız yolunuz şu tanıma çıkıyor: dünyanın en güzel arabistanı.
peru, golkond ve hindistan hakkında bir şey okumaya kalkarsanız mutlaka elsa’nın gözleriyle karşılaşıyorsunuz.
elsa’nın gözleri mavi renkte miydi- aragon dünyanın uzaydan çekilmiş ilk fotoğraflarını gördüğünde, uzayda bir başına duran bu dev mavi göze bakakalmış bir astronot olarak düşlemiş olabilir mi kendini?
sonra, dedim ya, vücut üzerindeki benlerde, takım yıldızları yakalamaya çalışan şu zamanın romantikleri -nasıl da kolaycılar-, … şu anı, hiç yaşanmadan hafızamda belirdi:
birisi, bir başkasının çıplak sırtına uzun uzun baktıktan ve benleri birbirlerine iliştirdikten sonra, işte, bir cezve figürü fark ediyor -hay allah, keşke bir cezve olmasaydı diye düşünüyor, ama olan oldu -işte! diyor, büyük ayı buradaki, ursa major..
(sırtın sahibi gülümsüyor. ama şunu da düşünüyor. arabistanda insanlar bu takımyıldızını ilk fark ettiklerinde, ne bir büyük ayıya, ne de cezveye benzetmişlerdi. onlar için bir cenazede, tabutu takip eden 3 kişiydi bu 7 yıldızın oluşturduğu görüntü. - ama şimdi bundan bahsetmenin hiç sırası değil.)
ismet özel öleyazdı diye haber var.
dedim ki şimdi ortada ne bir devrim var, ne de savaşertesi - ismet özel durduk yere ölemez. yine de bir ihtimal? bu hesaplaşmaya vallahi hazır değilim. ben gençken okumayı severdim hem şair özel’i, bir de mesela, boris vian’ı. küfürbaz bir dindar olarak vian’ı, paris’te bilmem hangi cafede sartre ile atışan ismet özel’i birbirine karıştırarak severdim. sonra şöyle şeyler olurdu: boynumdan öpülmüşsem, ismet özel’in boynundan öpüldüğü bir şiiri vardı mutlaka, hey baksana şurada yazana derdim, daha çok öpülürdüm. sonra çiçek almaya niyetlenmişsem, başka bir şiiri oluyordu -çiçek alıp eve götürüyoruz, bunun bir delilik olduğunu bile bile- diye yazıyordu, böyle daha çok mu seviliyordum, sevilmeyi mi daha iyi öğreniyordum. çok içmişsem, yolda yalpalıyorsam, hah bunun da şiiri vardı, gecenin itliğini hor görüyorum - ve ayrılıyorsak, eh bu da muhteşem anlatılmıştı: kuş çığlığı senin bölgen. benim bölgemi sorma.
ismet özel öleyazdı, gençliğimin zaten unutulmuş dilinin hatırasını da unutmak tehlikesi hasıl oldu. ama dur bakalım. ne devrim var, ne savaşertesi. durumlar değişir. ölümlülük de.
“brit marling” parantezinde : “the oa” & “I origins” /
”persona”, bergman - “a l'aube”, feu! chatterton
No. 402
A new geometric design every day
No. 394
A new geometric design every day
No. 392
A new geometric design every day
Sevdiğim aktiviteler top 1
Evin içinde KRİİİİİİZZZZZZ diye bağırarak yerde yuvarlanmak
An Ottoman Drawing of a Peri, attributable to Veli Can, Turkey, 16th century.
aufstand_1
Pul için oxumağa ehtiyac yoxdur. Mən fırıldaqçı olacağam :D
və ya baş nazir ola bilərsin dljdkdlfkdjx
bu fotoğraf 1968 ağustos’undan, koudelka. sovyet tankları prag’ı işgal ediyor.
bu fotoğrafı ilk gördüğümden yıllar sonra, pera müzesinden bir basımını satın alıp saklayabilmiştim. sanırım gençtim.
“kaldırım taşlarının altında kumsal var!” , yeter ki onu söküp kaldıracak gücü olsun insanın. bu fotoğraftaki adamın da sol elinde çantası var, gündelik hayata dair bir detay - tiananmen meydanında tankların önünde duran şu meçhul adam gibi.
bu fotoğrafı şu haber yüzünden tekrar hatırladım:
bugün prag’da 54 yaşında bir adam kendini ateşe vermiş.
tam da 1968 yılında jan palach’ın -ki daha o zamanlar 19 yaşında bir öğrencidir- sovyet işgalini protesto etmek içim kendini yaktığı meydanda.
palach’ın kendini yaktığı yerde, dünyanın en güçlü anıtı var: yanarak kavrulmuş bir meydan. buraya fotoğrafını koymak istemem, çünkü ne zaman görsem üstüme bir ağırlık gelir. 9lar kuralını hatırlamaya çalışırım, ağırlıklardan meşguliyetle uzaklaşmaya uğraşırım.
bugün, 1968′in 50. yıl dönümünde, prag’da kendini ateşe veren adam hakkında pek bir bilgi bulamadım. ama 2013′te de birisinin bu işe kalkıştığını, onunsa sadece parmaklarının yandığını öğrenmiş oldum.
jan palach için “insan-meşale” diyorlar. ve sonra onu anlatan bir devlet televizyonu belgeseli var, ismi “yanan çalı” - evet, tanrının bir sureti olarak yanan-çalı. ben, tanrının insanlara yol göstereceğini pek sanmam. ama bir insan-meşale’den daha büyük bir yol gösterici düşünemiyorum.
Burada saat 22.54
Odanın şeklini değiştirdim. Şu ışıklı tabela çalışmıyordu, devresini söküp yenisini taktım.
Sonra da gidip tost yaptım.
The planets! Includes surface temperature, diameter, distance from sun, orbit period, and length of day.
Kaktüs
Yine bir şey yapmadım az oyun oynadım sonra onu da kapattım şimdi de yatıyorum bu kararsızlık evresine bir çözüm bulmam lazım ölmek için yaşıyorum ama gram enerjim yok neyse biraz da twitter a gidip orada ahkam keseyim 2 3 bir şey sıkayım sonra uyurum zaten
Gönderi yazarken istersen başlık atabilirsin yazıyor ama kendimi başlık atmak zorunda hissediyorum her seferinde o halde başlık atmak istiyorum anlamına mı geliyor yoksa ben kalıp cümleye karşı bir paranoyak davranış mı sergiliyorum önceden kişisel yazıp devam ediyordum sonra sayısını azaltayım derken ondan da vazgeçtim kelime seçimimde kişi, hazır mesaj, açıklama vs hatta kendime karşı bile seçici davranmamın sebebine bile kuşkuyla yaklaşmanın saçmalığı içinde ne yapıyorum ben anlamıyorum