Xuebing Du

JVL

bliss lane
taylor price

oozey mess
Misplaced Lens Cap
RMH
Mike Driver

No title available
No title available
noise dept.
wallacepolsom
Game of Thrones Daily

ellievsbear
d e v o n
$LAYYYTER
we're not kids anymore.
Jules of Nature
tumblr dot com
Sweet Seals For You, Always

seen from Vietnam

seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from France
seen from Poland

seen from United States

seen from India

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Saudi Arabia
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from Bangladesh

seen from Türkiye

seen from Russia
seen from Netherlands

seen from South Korea

seen from United States
@kralikincisulugoz
ŞEKER KIZ KENDİ
Mükemmeliyet zillerim çalıyor yine. Mükemmel değilim, olmadım, olmayacağım, olamam ki. Bu uçsuz bucaksız maratonu koşmayacağım.
Hayatım "neleri yapmayacağım"la dolu. Ne yapacağım konusunda hiçbir kuralım ve ilkem yok. Hayatımın temel dinamikleri hususundaki bir gelişmede nasıl aksiyon alacağım tamamen spontane. Bu beni renkli kılıyor ama bir süre renk istemiyorum. Belirlilik istiyorum. Kaosa el kol çizmişler ben olmuşum. Bu belirsizlikler beni yoruyor artık.
Kimseden yol yöntem istemiyorum. Bir dış müdahale bir akılverici duymak görmek istemiyorum. Bir tetikleyici bir teşvikçi bir itici kuvvet... teşekkürler kalsın.
KENDİMİ İSTİYORUM. KENDİM.
Kendini her gün öldürürken
Kim katil
Kim maktul?
BANA BAK MONTAIGNE O AKLINDAN GEÇEN ŞEYİ SAKIN DENEME
Selam. Yine uçan tekmemle buradayım. Çok yoruldum yorgunum. Sanki biraz eksiğim. Oturmaya ihtiyacım var. Gözlerimi kapatmalıyım. Ama hayır o zaman düşünüyorum. Düşünürsem yargılayıcılarım konuşuyor. Ben adi bir sanığım onlar karşısında. Neden mi? Haksızlık ettim çünkü. Oynamak istedim. Biraz da birazcık da ben oynayayım istedim. Hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir söz vermeden her şeyi yaşayıp sonra sırtımı dönüp gidebilmek istedim. Tabii yine yanıldım.
Daldan dala atladım. Daldan dala atladım ve sandım ki o dallar bir daha karşıma çıkmayacak, o dalları bir daha hatırlamayacağım. O dallara bir anlam yüklemeyeceğim. Hani şu çocukken denizden topladığı kabukları onlara yüklediği anlamlar yüzünden senelerdir saklayan adam...
O gece her boku yiyip sabahına bambaşka biriymişim gibi uyanacağım sandım. Olmadı. Ne kadar ben hiç canım yanmıyor sandıysam da o dallar bir süre sonra canımı çok yaktı. Geçer, unuturum dedim. Hepsi gözümün önüne geldi. Meğer her birinden bir diğerine atlarken yine yeni yeniden sıyrıklar, yarıklar biriktirmişim. En son dalımdan bir atladım, bir de ne göreyim. Kan kaybından başım dönüyor. Her yaram ayrı sızlıyor, kısa da sürse, canımı az da yaksa hepsi ben buradayım diye bağıran yaralarım...
Hepinizden özür dilerim dallarım. Ama önce kendimden…
Aslında çoktan olmuştur da ben görmezsem-görmediysem, o şey olmamıştır gibi düşünür öyle yaşarım. Diğer türlü yaşayamam. Öyle yaşamasını bilmiyorum çünkü.
Ne kadar çabalarsam çabalayayım. Olmak istediğim o hayvan olamıyorum. İçimde bir insan var kurşun geçirmiyor. Kurşunladım-Kurşunladım bazen arşınladım ama geçilmiyor. O hep orada. Kurtadamıma kaç dolunay geçse de dönüşemiyorum. Ben kaplan olmak isteyen bir sokak kedisiyim.
...
Bir dilek diledim ve üfledim tüm kilise mumlarını
SEN KÖTÜ BİR TELLALSIN.
Bir yer vardı. Geride kaldı. O an çok da tatlı değildi. Çok canım yanmıştı. Belki bir o kadar da gülmüştüm ama yanıkları hala duruyor yanağımda. Kafam o yeri ve zamanı süslüyor püslüyor. Ama yanağım da yanıyor bir yerden. Yanağım tek başına savaşıyor, aklımın geçmiş anılarıma uyguladığı mükemmelleştirme savaşına tüm yanığıyla karşılık veriyor.
Sen bana istediğin masalı anlat. Bıçak izleri suratımda o yenilginin nişanelerini taşıyor. O yer, o gün... bazen mutlu da olsam, canımı çok yakmıştı. Yangından denize atlar gibi kaçmıştım hani. Bana istediğin hikayeyi destanlaştır. O hikaye kötü sonlu karanlık bir hikayeydi. Yaşayan herkes hemen sonrasında bunu yaşamamış olmak istemişti. İzlerim sızlıyor, çekilmiş dişim ağrıyor. Bana istediğin masalı anlat artık sana inanmıyorum.
YORULDUM PATRON -2
İşte bu yüzden duygularımın yolunu asla açamıyorum. Açarsam durduramam bu yoğunluğu. O sele bir setim yok. Ucundan tutarak yaşıyorum her şeyi. Bir derdi mesela ucundan tutarak dinliyorum. "İstediğini anlat dostum, tüm bunları senden ayrılır ayrılmaz unutacağım." Samimi bir şekilde dinlersem empati yaparım. Empati yaparsam onun acısını ondan daha yoğun yaşarım. Ve bu durum onsuz kalan zamanımı benden alır. Bir başkasının acısıyla dolaşırım. Bunu İSTEMİYORUM.
Bir kadın seversem mesela ucundan tutarak seviyorum. Kapılmadan, ufak hayranlıklar belki. Ama düşmek yok. Önünü alamayacağım hiçbir şey yok. Sevişme var sevgi var ama o saniye ayrılırsam hayatıma o saniyeden itibaren onsuz devam edebileceğim bir şekilde. Öngörülebilir, planlı değil ama karmaşık da değil.
Kaosa kapılmamak için kurduğum yeni hayat mekanizmam bu. Özür dilerim. Kaosu bilmiyorum oraya gitmek istemiyorum. Bir ben var olsun istiyorum. Benliğimi yitirmek istemiyorum.
YORULDUM PATRON -1
Bir yer var orada. Oraya gidince düşüyorum. Ama uçuruma düşmüyorum. Sonu gelmez ya da geliyorsa da henüz gitmediğim ama sanki gidersem beni geri dönülemeyecek bir haleti ruhiye içerisine itecek bir boşluk. Bir sızıntı, bir çatlak, bir çürük burası.
Duygusal anlamda ne zaman yoğunlaşsam içim o kadar yoğun hissediyor ki kalbime sığmıyor bu dehşetli hissiyat. Sanki bütün kainatı yutmuşum. Bütün o duygu yoğunlukları, acılar, aşklar, özlemler, ölümler belki... Hepsini bir anda alıp içime sokmuşlar sanki. Ya da hepsi oradalarmış da mağaralar dolusu altını meteliksiz bir adamın bulduğunda hissettiği o kontrol edilemez, göğse sığmaz heyecanını yaşıyorum. Bu yoğunluk beni fiziksel bedenimden uzaklaştırıyor. Elimi kolumu incelemeye başlıyorum. Çok korkuyorum o anda. "Buradayım" diyorum kendime. Kendimi elliyorum. Bütün fiziksel benliğimi hissetmeye çalışıyorum. "Buradayım, varım ben. Ben varım." diyor, yalvarıyorum kendime. "Dur gitme oraya. Dur bilmiyorum. Dur, geri dönemem. Dur artık!" Tam o anda bir şey acıyor bana. Ya da annemin bir duası belki. Ayağım soğuğu hissediyor. "Buradayım şimdideyim, saat sabahın dördü. Varım."
YETERİNCE KÖTÜ BİR HAYAT YAŞADIĞIMA GÖRE ARTIK BİR YAŞAM KOÇU OLABİLİRİM.
Bugün uçmak kaçmak istiyorum. İyi anlamda. Söylediğim her şeyin anlamının iyi olup olmadığını söylemeden hatta. Bugün her şey iyi olmasa da her anlamın iyi olduğunu hissettiğim bi gündeyim. Bir manik durumun olmadığını da belirterek uçan tekmemizi atalım hadi.
Hayat her şeye rağmen yaşanması gereken bir şey. Yaptığımız şey bir "-e rağmen" sporu. Mesela annenle veya arkadaşınla kavga mı ettin. Bun-a rağmen yaşamalısın. Annen veya arkadaşın öldüyse de bun-a rağmen yaşamalısın. Sebebi de o kadar basit ve net ki seni ikna etmek çok zor olmayacak. Bi şeyler-e rağmen yaşamak, hiç yaşamamaktan daha acısız çünkü.
Çevren, sadece büyük balıkların alanına girmediğin müddetçe yaşayabildiğin biraz büyükçe bir açık hava hapishanesi, biliyorum. Bir böcek gibi küçük hissediyorsun biliyorum. Ama mutlu bir böcek olmalıyım bunu da biliyorum. Çünkü mutsuzluk mutluluktan daha yorucu ve çekilmez. Büyük balıklar-a rağmen, bir böcek olman gerçeğin-e rağmen, mutsuz olman için gayet de yeterli sebebin olmasın-a rağmen... Yaşamalısın. Çünkü yaşamak yaşamamaktan daha acısız. Öyle çok şeyapmamak lazım...
Çok hızlıydı. Ölünce durdu.
O kadar kaçtım ki neyden kaçtığımı unutmuşum.
KISA BİR MOLA
Gitmek istiyorum dedim. O da koş dedi koştum. Nereye demedi ben de şuraya demedim. Koş dedi koştum. Gelmek istediğim bir yer vardı. Önceden gelmiştim. Yalancı mutluluklarla dolu bir durak. İlk defa orada durmak istedim. Yalancı olduğunu son saniyesinde anladığın, oradan ayrıldığın anda anladığın o durak. Orada durmak istedim ama "koş" dedi. Ben durmak istedim ama yine de koştum. Son saniyesinde yalancı olduğunu anlayacağım mutluluklar yaşamak istemediğim için değil çünkü öyle de olsa yaşamak istedim o mutluluğu. Ama görev, duygudan önce gelir. Koşmak çok yorucu ve soğuk. Evet büyüyorum. Daha güçlüyüm ama soğuğum. Hiçbir ateş yakmıyor sanki. Bazen yanmak da güzeldi -ya da öyle miydi? Öyleydiyse neden hepsinden kaçmak istemiştim?
Neyden kaçtığımı hatırlayamıyorum. Ama bir şeyler canımı çok yakmıştı. Koşarsam hepsini unuturum demiştim, doğru. Zaten bu yüzden koşmaya başlamıştım. Amacım bir yere gitmek değildi.
Durursam iz bırakırım. Koşarsam kimse beni bulamaz.
Ahh söylemek istediklerimi toparlayamıyorum. Belki bir gün dilimin altındaki baklalar çıkar da hepimiz rahatlarız. Şimdi kaldığım yerden...
AKLIMDAKİ YAZI ÇOK DAHA GÜZELDİ VE BUNUNLA ALAKASI YOKTU AMA BU ÇIKTI NAPIYIM.
Az önce halbuki az önce 10 saniye önce beni hiç rahatsız etmeyen şey 10 saniye sonra beni kötü kokusundan öldürecek neredeyse. Yüzümdeki ekşimişlik bir yana sebebini anlamadığım şeyler çok hoşuma gidiyor. Hayret duygumu hep muhafaza etmek isterim. Bir arkadaşım var. Ona bu olayı anlatsam bilimsel açıklamasını yapacak bana. Neyse ki bilimden nefret ediyorum. O yüzden ona anlatmayacağım.
Bilimin bir kırmızı tuşu olsa ona uçan tekmeyle basıp bizi yeniden taş devrine götürürdüm. Dünyanın yuvarlak oluşu beni dünyanın öküzün boynuzunda olma ihtimalinden daha fazla heyecanlandırmıyor. Gerçek ne? asla umursamıyorum. Sizi de umursamıyorum. Ama umursamayan birine göre fazla vurguladım bunu. O yüzden burada bırakacağım.
Ne kadar çabalarsam çabalayayım. Olmak istediğim o hayvan olamıyorum. İçimde bir insan var kurşun geçirmiyor. Kurşunladım-Kurşunladım bazen arşınladım ama geçilmiyor. O hep orada. Kurtadamıma kaç dolunay geçse de dönüşemiyorum. Ben kaplan olmak isteyen bir sokak kedisiyim.