
#extradirty
YOU ARE THE REASON
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

roma★
Cosimo Galluzzi
Interview Vampire Daily
I'd rather be in outer space 🛸

pixel skylines
Sweet Seals For You, Always
Phantogram Three
Show & Tell
🪼
Cosmic Funnies
Mike Driver
KIROKAZE
d e v o n
art blog(derogatory)

titsay

tannertan36
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
seen from Chile
seen from Libya
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Argentina
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Italy
seen from Sweden
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from Albania
seen from United States
@mavikus-kucukkiz
Sızı
Tam unuttum oh derken, bi şarkı bünyemden içeri sızdı. O an.. çok kısa bir an.. Hafızası yeni gelmiş bir hasta gibi.. Neredeyim ben, o nerde??
Fuck The System!
Babama kalırsa bütün anarşikliğim tembellikten… “Bizim zamanımızda çalışmak istemeyen, solcuyum derdi. Sizin zamanınızda da okumak istemeyen Fuck the system diyor…” Babam.
Zamanında üniversite okumak yerine istediğim eğitimi dışarıdan hem de her anlamda daha doyurucu olarak alabileceğimi öğrendiğimde o dayatılan okullara gitmeyeceğime tam olarak istediğim yerde olacağıma fazlasıyla sevinmiştim. Tam 4 yıl üniversite okumadan akademik eğitim aldım. Hem de belki de alanının en iyi eğitmenlerinden. Sonrasında 2 yıl profesyonel olarak işimi yaptım.
Ne yazık ki, bu lanet sistemde herkes eğitimini aldığı mesleği yapamıyordu ve ben de kendime yatkın bulduğum başka bir sektöre geçtim. Ilk işimde oldukça başarılı olmama rağmen, çalıştığım şirkette tek “lise mezunu” olarak ün salmıştım bile. Barajı geçen herkesin gidebildiği o dandik üniversiteden mezun olmuş, benim egitimimin, bilgi ve genel kültürümün yanından bile geçemeyecek, uzman pozisyonunda ki diğer çalışanlar uzun uzun nasihat verip, hiçbir şey için geç olmadığını ve diplomam olmadan iş hayatında tutunamayacağımı hatta ilerde çocuklarıma lise mezunu olmamı nasıl açıklayacağıma varan konuşmalar yaptılar. İlk başlarda onlara anlatmaya çalıştım. Yeterli akademik eğitimi almış olduğumu ve diplomanın sadece kağıt parçası olduğunu söylemem, onlarda sadece cahilce konuştuğum izlenimini yarattı. Insanlarla daha fazla tartışmanın manası yoktu. Diploması olan fakat kendini hiçbir anlamda geliştirememiş o kişiler şüphesiz ki o kağıt sayesinde kendilerini benden çok daha üstün görüyorlardı. İşimde 1 yılımı tamamladım. Uzman yardımcısı pozisyonunda girdiğim şirkette uzman olmam gerekiyordu artık. Genel Müdür odasına çağırdı ve lise mezunu birini uzman yapamayacaklarını söyledi. Yaptığım herhangi bir hata yoktu. Üstelik çok çalışıyor, her şeyi olması gerekenden daha iyi yapıyordum çünkü o kağıt parçası olmadan da başarılı olunabileceğini tüm insanlara kanıtlamak istiyordum. Sonuç olarak yükselemedim. 1 yıl daha sabrettim ve sektörde yeteri kadar tecrübeye sahip olduğumu hissettiğimde yükselemeyeceğim bir şirkette daha fazla durmak istemeyip işten ayrıldım.
3 ay boyunca iş aradım. Aslında oldukça şanşlıydım. Bulunduğum sektör henüz çok yeniydi ve 2 yıl deneyim oldukça iyi sayılırdı. Üstelik çalıştığım şirkette başarılı işler yapmıştım ve bunları belgeleyebiliyordum. Tabii ki tahmin edebileceğiniz gibi yine tek sorun o kağıt parçasıydı; “Diploma!” Görüştüğüm kişiler insan kaynakları müdürü pozisyonunda olan üst düzey insanlardı fakat nasıl oluyorda benim bilgi ve becerilerimi göremiyorlardı çok sorguladım. Sonra anladım… Önemsemiyorlardı. Kendileri belki 2 üniversite bitirmişlerdi ve çoktan sistemi kabul etmişlerdi. Onlar için üniversite okumayan biri yok sayılırdı. Üniversite okumayan birinin başarılı olabilmesi onların görmek istemeyeceği bir şeydi. Bunu kendilerine yapılmış ihanet gibi düşünürlerdi. En sonunda bütün bu görüşmelerden sıkılıp, kendimi geliştirmek yerine körelteceğim bir işi kabul ettim. İş oldukça basit ve benim için hafif kalıyordu ki, görüşmeyi yaptığım proje müdürü üniversite diplomasını soramamıştı bile. Oldukça iyi bir şirketten ayrılıp bu işi kabul etmem, kendisini sevindirmişti. Yeni işim belki büyük bir şirkette büyük işler yapamıyordu fakat yeniliğe açıktı. Bu beni heyecanlandıran tek şeydi. Belki de burda yaratıcılığımı geliştirebilirim diye düşündüm. Başlarda, işimi iyi yapıyor olmam proje müdürü için oldukça yeterliydi ve beni çok sevmişti. Sonra yeni fikirlerle gittim, işin boyutunu şu şekilde değiştirirsek bizim açımızdan artıları olabileceğini söyledim. Bana sadece gülümsedi ve kendi beyninde haddimi bildirmek için benden fikir almasına ihtiyacı olmadığını kendisinin üniversite mezunu olduğunu geliştirilmesi gereken bir şey olursa kendisinin görebileceğini ve sadece işimi yapmamı söyledi. Yanlışlıkla bütün egosunu sarsmıştım. Artık beni potansiyel düşmanı olarak görüyordu ve yüz verirse bu düşüncelerimi patronumla paylaşmaktan çekinmeyeceğimi biliyordu. O günden sonra fırsat bulduğu her an haddimi bildirdi. Benimle o uzun gereksiz üniversite diploması konuşmasına girdi. Kendimi burada da dışlanması gereken biri gibi hissettim. Bu mobingle yaşamak yerine istifa etmeyi uygun bulup işimden ayrıldım.
Bütün bunları yaşarken, bir an bile, çok kısa bir an bile, “Keşke üniversite okusaydım…” demedim. Hatta üniversite okumanın insanı asla geliştirebilen bir şey olmadığını apaçık görebiliyordum. Önemli olan kişinin her gün her anlamda kendini geliştirebilmesiydi. Ben kendimi kendi gelişimime adamıştım. Beni heyecanlandıran tek şey yeni şeyler öğrenmekti. O kağıt parçasının eksikliğini hiç duymamama rağmen, lisan bilmememin eksikliği gerek iş gerek özel hayatımda boğazımı düğümlüyordu. Yurt dışına gidip en iyi şekilde; dil öğrenmeye karar verdim. Bütün işlemlerim tamamdı. Ailemin desteğiyle okulumun, konaklamamın parasını ödeyip vizeye başvurdum. Konsolosluk ile görüşmeye gittiğimde bilin bakalım karşıma çıkan tek sorun neydi? “Lise mezunu” olmam.
İnsanların hayatlarını şu kağıt parçasına adamalarını bu yaşıma kadar hiç anlamadım. Birileri bir sistem dayatıyordu ve milyarlarca koyun sorgulamadan sistemin birer parçası oluyordu. İyi aileler çocuklarını iyi okullarda okutuyor, iyi çocuklar müdür oluyordu. Bu hep böyle devam edecekti. Bütün bir sisteme karşı savaşmak artık daha güç ve yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot'tan farksız.
Kendimi o okullarda okumadığım için sürekli takdir ediyorken, ilerde çocuklarımda Üniversite okumak istemiyorsa onlara asla dayatmayacağımı ve mutlaka eğitimlerini en iyi şekilde tamamlayacak başka bir yol göstereceğimi düşünürken, şimdi benim yaşadığım bu saçma şeyleri onların asla yaşamaması için bütün gücümle çabalayacağım.
Güzel ülkemin okumuş cahil insanlarına ithafen…
Ayn Rand
Ayn Rand tarafından 17 yaşında kendisinden 25 dolar borç isteyen yeğenine yazılmış mektup. Bizim kültürümüzde pek çok kişi tarafından itin götüne sokulmuş olsa da, okumanızı ve anlamanızı tavsiye ederim.
“sevgili connie:
henüz çok gençsin ve bana yazıp para istemenin ciddiyetinin farkında mısın değil misin bilmiyorum. seni hiç tanımadığım için de seni bir sınava tabi tutacağım. eğer benden $25 istiyorsan, bunu senin nasıl biri olduğunu anlamak için bir fırsat olarak değerlendireceğim. benden mezun olana dek $25 istiyorsun. bense senin için ödemeyi daha da kolay hale getireceğim; ancak bunu sen bu anlaşmayı ciddi ve bağlayıcı bir iş anlaşması olarak kabul edersen yapacağım. parayı ödünç almadan önce senin bu iş üzerine ciddi olarak düşünmeni istiyorum.
işte şartlarım: sana 25 doları bir yıl sonra geri ödemen koşuluyla vereceğim. mezun olduktan sonra bir işe girebilmen için altı ay süre tanıyorum sana. ondan sonra bana taksitler halinde ödeyeceksin: ilk olarak 15 ocak 1950'de 5 dolar yollayacaksın. ve ondan sonra her ayın 15'inde 4 dolar yollayacaksın. son taksit 15 haziran 1950'de ödenmiş ve borç tamamlanmış olacak.
buna razı mısın?
üstünde düşünmeni istediğim şey şu: bir kere işe girdikten sonra, bana olan borcunu yollamak yerine yapmayı tercih edeceğin, para harcamayı tercih edeceğin pek çok şey olacaktır. dürüst ve sorumluluk sahibi bir insan olduğun ön kabulüyle senden bu borcu hayatında ne olursa olsun, diğer tüm giderlerinin önüne koyup, tam sorumlulukla bana ödemeye razı olup olmadığına karar vermeni istiyorum.
senden şu anda tam olarak anlamanı istediğim şey şu: borcu ödeyememen için ciddi bir hastalık dışında hiçbir bahaneyi kabul etmeyeceğim. eğer hastalanırsan o zaman sana ek süre tanıyacağım; ancak bu ek süreyi hastalık dışında başka hiçbir sebeple tanımam. eğer ödeme vakti geldiğinde bana yeni bir ayakkabıya ya da paltoya ihtiyacın olduğundan veya ailende bu parayı benden daha çok ihtiyaç duyan birine verdiğinden ötürü ödeyemediğini söylersen seni bir tür hırsız olarak değerlendireceğim. tabii ki kapına polis yollayacak değilim ancak o andan itibaren artık seni çürümüş bir insan olarak değerlendirip sileceğim ve seninle bir daha asla konuşmayacak ya da yazışmayacağım.
şimdi sana bu konuda niye bu denli ciddi ve katı olduğumu açıklayacağım. ben sorumsuz insanlardan tiksinirim. onlarla hiçbir şekilde muhatap olmak ya da onlara yardım etmek istemem. muğlak sözler veren, sonra sözünde durmayan, bunun için de içinde bulunduğu şartları suçlayan ve diğer insanların kendisini affetmesini bekleyen kişiye sorumsuz insan denir. sorumluluk sahibi bir insan ise bir olayın muhtemel tüm sonuçlarını düşünmeden ve o sonuçlar için hazırlanmadan sözler vermez.
kendine bir elbise almak için benden 25 dolar istiyorsun ve bana işe girince ödeyeceğini söylüyorsun. bunda hiçbir sorun yok ve sana yardım etmeye de hevesliyim; ancak bu dediğini gerçekten kastediyor olman lazım. eğer kastettiğin şey: ‘bana parayı şimdi ver ve ben de eğer fikrimi değiştirmezsem sana ileride geri ödeyeceğim’ ise o zaman anlaşma yatar. eğer ben anlaşmanın kendi payıma düşenini yerine getireceksem sen de kendininkini tıpkı tam olarak anlaştığımız gibi yerine getirmelisin. ne olursa olsun.
mimi ve marna (docky) beni ciddi anlamda hayal kırıklığına uğrattılar. ilk defa mimi ile tanıştığımda benden ona sanat kursu alabilmesi için para vermemi istedi. ona parayı verdim ancak o kursa gitmedi. marna'yı ise, liseyi bitirebilmesi için bir yıl boyunca destekledim ancak o da liseyi bitirmedi. sende de bu riski alacağım çünkü kız kardeşlerinin eylemleri için seni suçlamak istemiyorum. ama bana, senin daha iyi bir insan olduğunu göstermeni istiyorum.
sana sunduğum şartların sebeplerini açıklayayım: bana göre bu dünyadaki en çürümüş insan kendi kazanmaktansa başkalarından para isteyen ve onlardan da vermesini bekleyen insandır. sana, eğer yapabilirsem, hayatının bu erken döneminde kendine saygı duymayı, kendine yetmeyi, sorumluluğu, kapitalist bir insan olmayı öğretmek istiyorum. eğer borç para alır ve geri ödersen ömrün boyunca sahip olabileceğin en iyi sorumluluk eğitimini deneyimlemiş olursun.
eğer sırf akrabayız diye benim sana bakmakla ya da desteklemekle yükümlü olduğum fikrini -eğer bu fikre sahipsen- kafandan atmanı istiyorum. tam şu anda, henüz gençken, beni çok net bir şekilde anlamanı istiyorum: hiçbir dürüst insan kendisinin akrabalarına bakmakla yükümlü olduğuna inanmaz. ben buna inanmıyorum ve uygulamıyorum da. sırf yardıma ihtiyacın olduğu için seni sebepsiz yere sevemem ya da sana yardım etmek istemem. yardıma ihtiyacın olması iyi bir sebep değil bunlar için. ama sevgimi, ilgimi ve yardımımı bana iyi bir insan olduğunu göstererek kazanabilirsin.
şimdi bu yazdıklarımı düşün ve parayı benim sunduğum şartlar altında alıp almak istemediğini, alacaksan da şartlarımı yerine getireceğine dair şeref sözü vererek bildir. eğer bunu yaparsan sana parayı yollayacağıım. eğer beni anlamadıysan, eğer benim katı, acımasız, zengin bir yaşlı kadın olduğumu düşünüyorsan ve düşüncelerimi onaylamıyorsan… eh, onaylaman da gerekmiyor zaten, ama o zaman da benim yardımımı istememelisin.
senden haber bekleyeceğim. eğer senin benim tarzımda bir insan olduğunu keşfedersem, işte o zaman umuyorum ki bu ikimiz arasındaki gerçek bir arkadaşlığın başlangıcı olur ve beni de çok memnun eder. Teyzen Ayn Rand"
ÜVERCİNKA Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Birçok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarla açan Bütün kara parçalarında Afrika dahil Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar Bütün kara parçalarında Afrika dahil Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek Pasajında akşamüstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil
Cemal Süreya-Tomris Uyar - Yusuf Atılgan
#oneday#cinema#emma#dexter#love
Neden'siz.
Bir kişiyi neden sevdiğini bilirsen, artık o sevgi gerçekliğini, saflığını yitirir. Çıkarların doğrultusunda sevmeye başlarsın. Sana verdiklerini, senden aldıklarını, sana vaad ettiklerini sevmeye başlarsın. Sevgi düşüncesiz olmalı. Mantıksız. Acımasız. Sevginin sorusu, sorgusu olmaz. Nedeni, nasılı, niyesi, beş N'si belli olmaz. 1 K'sı bellidir. Yeter… Belki de bu yüzden, seni sorgulamaktan kaçtım. Belki de bu yüzden anlamlandırmak, kalıba oturtmaktan kaçtım. Mantığım; ayağın götüne vura vura kaç derken, patlamış gazlı balon gibi ben sana doğru hızla yükseldim. Aradığım huzur değildi. Aradığım “yolunda gidiyor” değildi. Seninle birlikte yoldan çıkmak, aniden çarpışmak ve durmak istedim. Ben yalnızca seninle durabilirdim. Ben yalnızca seni koşulsuz sevdim. Beklentilerimden sıyrıldım, egomu dindirdim. Sandım ki böyle masum, böyle usul usul seversem, sen de öylesine bana çekilirsin. Beklemek değilde, sanki, işte öyle. Umut ne kötü şey, böyle arsız ediyor insanı. Ama olsundu be, bu da olsundu.. Çünkü bu da geçerdi…
AN'I
Daha "O an"ın içinde yaşarken, bunun uzun süre aklımdan çıkmayacak bir an olduğunu biliyordum. Ve o an'ı belleğime tüm ayrıntılarıyla kaydettim. Dönüp düşlerime, tekrar canlandırabilmek için..
Ama olsundu be.. Bu da olsundu.. Çünkü bu da geçerdi.
#AhmetKaya#susmasın#sen#gitme#şiirheryerde
Küçük Iskender
“İşte, sevdim ve buna rağmen paçayı kurtarmak üzereyim.” Evde yeterli yiyecek ve sigara varsa, dışarı niçin çıkayım ki boş bakışı. Yeterli miktarda bir kimsesizlik. Rüyalarımı ben mi yazıyorum? Birlikte hiç eğlenemedik misal, ne kötü. Hep sıkıntımız vardı, hep üzgündük, hep eksik; sevgilim, hayat genelde yarrak gibi. Oysa ne çok güldürürdüm seni. Bazen sinirlendirirdim ya da gururlandırırdım, heyecanlandırırdım belki; bakarsın, değiştirirdim her şeyi. Bunları nasıl merak etmezsin? İmkanlar kısıtlı, aramıza ‘keşke böyle olmasaydı’ asfaltı döktük durduk, basamadık bozulmasın diye, daha ne kadar bozulabilirdi lakin cesaret edemedik; çok üzgünüm birlikte gülemedik, unutamadık, kavuşamadık, siktir edemedik. Banyodan sonra saçımın ne kadar yumuşak olduğunu, gerdanımın nasıl koktuğunu, bu korkunç kopamayışın sonunu, seni, yüzünü avuçlayarak ben! öptüğümde ne hissedeceğini nasıl merak etmezsin! Mutlu muyuz? Benim için hiçbir şey yapmadın.
Ebru Vatansever (via kirazbahcesii)
#sleep
Binlerce..
Binlerce pazartesi geçti ömrümde hangisiydi o çıkaramıyorum bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu demek oldukça eski bir de saçma sapan şeyler bir kızın diz altını örneğin bir adamın çirkin sigara içişini nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana güzel bir öğle vakti eski güzel bir aksamı hatırlayarak sonra dopdolu şeyler damacanalar gibi içim kabarıyor sonu olsun diyorum neyin sonu ama hiç değilse bu taş basamakların...