gördüm, kendine geç kalanın hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişemediğini...
Alisa U Zemlji Chuda
art blog(derogatory)
Game of Thrones Daily

tannertan36
Mike Driver
almost home
Claire Keane

titsay
will byers stan first human second
No title available
No title available

JBB: An Artblog!
todays bird
RMH

shark vs the universe
Cosmic Funnies

★
sheepfilms
Stranger Things
styofa doing anything

seen from Germany

seen from Malaysia

seen from Russia

seen from United States

seen from Spain

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Paraguay
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Italy
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Germany

seen from Maldives
@meczupadam
gördüm, kendine geç kalanın hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişemediğini...
Yılanların Öcü Dizi Müziğihttps://www.facebook.com/ayfervardarhttps://instagram.com/ayfervardar/https://itunes.apple.com/tr/artist/ayfer-vardar/id513672748
Beni isyankar bir meczubun Allah'ı andığı arafta vurdular.
Beni güvercinlerin yemlendiği bir meydanda havalanan kahkahalarda unuttular.
Onlar benim hiçbir şeyim olmadılar ki...
"ayağı kırık bir at gibi topallıyordum ortasında hayatımın ve tüfeğin icadına asırlar vardı"
ben kendimi kırık bir kalpten yonttum.
Kural 1:
, Allah'ı sakın unutma.
Öyle bir koparmak lazım ki zincirleri dışarıdan bakan deli, psikopat değil de meczup desin kimse korkmasın ama rahatça ilişemesin de Kimse hareketlerine anlam veremesin ama dalga da geçemesin Dışarıdan bakan üzülsün ama asla acıyamasın Meczupluk çıldırmanın en onurlu şekli olsun
Profil fotoğrafındaki siz misiniz?
evet
Râbb'in oku dedikleri okumayı söktü Neriman artık canımıza okuyorlar"
Reşid Çayovan - (Plaza Ezanları)
şimdi git.! kalbini kaybetmiş bi şüpheyle bak bana.!
(via uykusuzasiirler)
şimdi sen
pişman olmaktan yorulmuş bedenimi
gidemediğim için kendime
çok fazla kavşaklar biriktiren
ve, ve, ve xanaxlara konu olan başağrılarımı
şuramı, göğsümü,
yani kusarak yavrusunu doyuran kartalların rabbine şikayet ettim
kahrol diye
kahrol diye..
Yeryüzünde nice bilinmeyenler vardır ki; gökyüzünde şöhret sahibidirler.☝️
Bu ülkede evlenmemek cesaret istiyor. Evlenmenin zor ve masraflı olduğundan bahsedip dururlar. “Evlenmeyin” adı altında etrafta dolaşan bir sürü tavsiyeye rağmen büyük bir çoğunluk evlenir. Evliliğe giden yolda herkese, fotoğraflara, videolara, sosyal medyaya ‘çok seviyoruz’ algısı çizerler. Kimilerinde kısa süreli bir dikkatle hangi tarafın daha çok sevdiğini çok rahat anlayabilirsiniz. Kimilerinde ise (hangi taraf olduğunun hiçbir önemi olmaksızın) asıl aşık oldukları insanı bilmenize rağmen bir maske gibi yüzlerine geçirilmiş gülümsemelerine bile isteye inanıp mutluluklarına(?) şahit olursunuz. Şöyle de bir gerçek vardır ki ancak büyük bir azınlık sahiden aşık olduğu insanla bir ömür kurmayı başarabilir. Burası Türkiye. İl, ilçe, din, dil, ırk ayırt etmeksizin memleketin her yanı sevdiğine kavuşamayanların hikayesiyle dolup taşar. Hepimizin böyle duyduğu hikayeler vardır, hatta kimimizin anne babası, kimimiz de bizzat yaşamıştır. Bu satırları okurken belki yanınızda duranı değil de geçmişinizdeki bir isme gidiyor aklınız. Ansızın aklınıza geliyor, artık sizi yıkmasa da anlık bir duraklamanıza neden oluyor. Düşünmeyi reddederek onu silmeye çalışıyorsunuz ve devam ediyorsunuz yaşamınıza. Hayat her haliyle devam ediyor. Sevdikleri insanla olamadıklarında karşılarına çıkan ilk uygun insanla evlenmeyi tercih ediyor büyük bir çoğunluk. Şu an bulunduğunuz yerden okurken bu durum size kolay mı geliyor merak ediyorum. Evlenmek. Bir insanla hayatınızı birleştirmek. Aynı evde oturmak. Bir ömür boyu demeyeceğim ama başka birini severken, size tamamen 'öteki’ gelen biriyle aynı evde, yatakta, insanların içinde birkaç aylığına bile yaşamak, yaşayabilmek kolay mı? Ya da şöyle sorayım. Yalnızlık bu kadar zor mu? Sizi sevdiğinizden başka biriyle yaşatmaya itecek kadar kötü bir durum mu? Bu ülkede evlilik değil de evlenmemek cesaret istiyor. Hem de fazlasıyla büyük bir cesaret. Sevginizin, acınızın, maddi imkanlarınızın önemi yok. Evlenmek istediğiniz zaman bir şekilde evleniyorsunuz. Hatta görünen o ki evlendiğiniz kişinin kim olduğunun bile önemi kalmıyor. Bir yerlerde hata olmalı. Bir yanlışlık. Sorun şurada, toplum bizi yanlış büyütüyor. Evliliğin sevgi üzerine kurulduğuna inanarak büyüyoruz. Ebeveynlerimizin birbirini çok sevdiklerine inanmamızı istiyor. Aslında evlilik denilen olay tamamen mantık ve soyun devamı üzerine kuruluyor. Olması gerektiği gibi. Tamamen biyolojik bir içgüdüyle. Ve burada sevginin önemi yok. Bu hayatta sevginizin bir önemi yok. Buna sadece siz üzülüyorsunuz. Sadece siz hissediyorsunuz. Hikayeniz anlatılabilecek kadar büyükse şayet birkaç kez anlatılabiliyor ve kısa süreli karşı tarafta üzüntü etkisi oluşturabiliyor yalnızca. Hepsi bu. Çok büyük aşklarda bile kavuşamamak soyunuzun devamını engellemeniz için yeterli bir neden olamıyor sanırım. Sevgi eksikliğiyle birlikte evli çiftlerin birbirlerine karşı tahammül sevgilerinin azaldığı da bir gerçek. Aşık olduğunuz insanla olsanız takılmayacağınız durumlara mantıklı nedenlerle birlikte olduğunuz insanla karşılaştığınızda takılıyorsunuz. Çok acı bir durum değil mi? Hatta belki de daha çabuk sinirlenir oluyorsunuz. Karşınızda sevdiğiniz insanı, onun özelliklerini ararken bulamamanın hayal kırıklığı ister istemez bir yerlerden çıkıyor. Belki bilinçli bile yapmıyorsunuz bunu. Tamamen bilinçsizce. Sevdiğine kavuşamadığında başka biriyle evlenen insanların, beraber yaşamak zorunda kaldığı insana, çocuklarına isteyerek ya da istemsiz yaptığı üzücü ve kırıcı eylemleri de mantıklı buluyor musunuz? Hoş görülebilir bir durum mu? Kötü durumlar olmak zorunda değil, demeyin. Oluyor. İnsan başkasını sevdiğinde güzelleşiyor. Onun yerine başkasıyla olmaya mecbur kaldığında sıkılıyor, bunalıyor ve bu hisleri derine gömdükçe çok farklı şekillerde kusmaya başlıyor dışarı. Eylemlerin hiçbiri nedensiz değildir. Hepsinin bir sebebi bulunur. Ve isteyerek ama mutlu olmadan evlenenlere söylüyorum: Neden? Neden bu kadar rol yapma ihtiyacı duydunuz? Neden bu kadar zorladınız? Evlilik gerçekten o kadar gerekli miydi? Memnun kaldınız mı peki? Neden mutlu olamıyorsunuz öyleyse?
Söyleyeceklerim bitmiyor bu sıra. Anlatacak çok fazla hikayem de var ama şu an değil. Şu an sadece susmak yeterli. Susmak gerekli ki size düşünecek yer kalsın. Neye sahip olduğunuza iyi bakın. Birileriyle paylaşmak güzeldir. Ama bu şey hayatınız olduğunda bu kadar kolay olmalı mı gerçekten? Evlilik nedir? Nasıl bir duruma sokar insanı? Neye çevirir? Bir ortaklık anlaşması mı? İki imzayla aitlik mi olur? Olmalı mı? Evliliklerinde, evlerinde mutlu olamayan insanlar iş ve sosyal hayatlarında (özellikle iş) neden geçinilmesi çok zor insanlara dönüşüyorlar, kendilerinden düşük rütbelilere neden eziyet etmeye daha meyilliler? Bu durumla hiçbir ilgisi olmayan ve ebeveynlerini kendileri seçmemiş çocuklara bu durumda düşen pay ne? Onlar ne gibi zorluklar yaşıyor? Madem evliliklerinde mutsuz olan insanlar çocuklarına da diğer insanlara da kötü oluyorlarsa evliliğe bu merak, bu aceleli hal neden? Gençlik mi? Aptallık mı? Yoksa kavuşamamanın üzüntüsünü atmak adına yapılan tamamen saçma bir eylem mi? Tüm bunlara değer mi? Neden evlenmeyi iyice düşünmek yerine düşünmeden evlenip yarına nasip kısmet demeyi daha kolay sanıyor insanlar? Sahi yalnızlık bu kadar zor mu?
şahidim yok, sokağım çıkmaz, nasıl diyeyim direnmek, kaybetmenin yarısıdır sevgilim
Bıyıklarımın sigara kokmasını severim.
Yeşil gözlü kızlarla göz göze gelmeyi sevmem.
Berkan Ürgen
Bir gün seni de anlamayacaklar Hurşit abi. Her konuşmana ” anladım” diye cevap veren insanların aslında seni hiç dinlemediklerini anlayacaksın. Anlayacaksın Hurşit abi, her gün kendine yeni hatalar keşfettiğini. Sen,hayatındaki sorunların baş mucidisin abi. Yeniden başlamak tekrardır abi. Sen, yeniden başladığın hayatına yeni hatalar keşfederken, o kızın gözlerine lanetler okuyup duracaksın. Yaralar kapanır sen onu fazla kafana takma da, asıl yaranın izini sorduklarında ne anlatacaksın? Sen onu düşün be abi. Sen yalancının tekisin. Her yara izi, üstünde bir yığın yara biriktirir. Kahvede, dolmuşta, otobüste, vapurda, mahallede, kerhanede sorduklarında sana, gerçeği gizlemek için tomarla yalan biriktirmedin mi, abi? O bakış yüzünden, seni annenden daha iyi tanıyan şarkılara kendini boğdurduğun geceleri unutmadım sanma. Zaman durmuş, o kız bunu nereden bilsin. Dünya durmuş, o kız bunu nereden bilsin. Gece buymuş, o kız bunu nereden bilsin. Gece, hiç komik değil. Bir göz, bir bakışı kusmak için yine bir göze ihtiyaç duyar abi. O bakış, kusmak için senin gözünü kullandı. Aya çıkmasa da o kadın, gözlerin için küçük ama kalbin için büyük bir yıkım yarattı. Gözler kalbin mafyasıdır Hurşit abi. Bir kere bulaştın mı ona, ocağın söner, aklına kocaman bir öküz oturur,dünyan döner. Vah Hurşit abim vah! Şimdi, o bakıştan kurtulmak için, kapı kapı gezdiğin gözleri düşün. İyi bir adamdın sen Hurşit abi. İyi bir insan olmak için yemediğin bok kalmadı be abi. O bakıştan kurtulmak için bakmadığın göz kalmadı. Yalnızlığın en boktan yanı ne biliyor musun? Yalnızlığın en boktan yanı, etrafında hep birilerinin olmasıdır. Hep birilerinin etrafında olmasının en boktan yanı da, O’nun yanında olmamasıdır. -İzzet! -Efendim abi? -Doğru dedin, iyi dedin. Dedin de… -Bi kere daha, baksa ya lan bana öyle. -Bi kere daha ağzıma sıçsa ya! -İzzet! -Efendim abi? -Ben O’nu çok özledim.
"şimdi sen
pişman olmaktan yorulmuş bedenimi
gidemediğim için kendime
çok fazla kavşaklar biriktiren
ve, ve, ve
apranaxlara konu olan başağrılarımı
şuramı, göğsümü,
yani kusarak yavrusunu doyuran kartalların rabbine
şikayet ettim
kahrol diye
kahrol diye"