Hikâyelerle Türkiye Tarihinden Kesitler
8 Öğretmen Geleneği Bozdu
ifköğretmen Okulunu bitirenlerin okul gizli fişlerinde “Teroton tayin olunmak istediği üç ilin adı” diye bir hane vardır. Gündüzlü mezunlar bu hanenin karşısına bir ilin, yatılı mezunlar ise üç ilin adını yazarlar. Gündüzlü mezunlar genellikle tercihan istedikleri belirli bir il emrine atanırlarken; yatılı mezunlar zayıf bir ihtimalle üç ilden birine, kuvvetli bir ti ti maile de üç ilin dışında bir başka il’e atanırlar. Hal böyle iken yatılı mezunlar da ne olur, ne olmaz düşüncesiyle üç il adını yazmaktan kendilerini alamazlar.
Bu, yıllardan beri genellikle hep böyle gelegelmiştir. Fakat bu yıl Diyarbakır İlköğretmen Okulunu bitiren sekiz genç öğretmen geleneği bozdu. Alaaddin Bayraktar, M. Şahin Garip, İbrahim’ Şenyiğit, Kasım Aydın. M. Nuri Kaya, M. Ali Noyan, Cemal Oğuzhan, İzzettin Yüksekova “Tercihan tayin olunmak istediği üç ilin adı” bölümünün karşısına şu cümleyi yazdılar : “Türk bayrağının dalgalandığı her yer.”
Sosyal Adalet
Arşları, Eşek ve Tilki ava çıkmışlar… Bir hayli hayvan vurup dönmüşler. Arslan eşeğe “Haydi şunları pay et!” demiş… Eşek de avları üç eşit parçaya bölnüş… Arslan kükremiş: “Hani benim arslan payım!” Ne arslan payı yahu? Üçümüz paylaşacağız!” Arslan ‘kızıp bir pençede eşeği öldürmüş ve tilkiye dönmüş “Hadi sen pay et!” Tilki ellerini ovuşturmuş : “Aman efendim, siz ormanlar kralı, hayvanların padişahı dururken pay etmek ne demek? Hepsi sîzin! Buyrun afiyetle yeyin!”
Arslan hayretle sormuş : “Sen bu sosyal adaleti ne zaman öğrendin?” Tilki boynunu bükmüş : “Eşeğin akıbetini gördükten sonra!”
Şükrü Babasına Telefonda Ne Dedi
Şükrü bir halt etti ki sormayın! Şükrü de kim? Önce Şükrü’yü tanıtalım. Şükrü, Tıp Fakültesinde okuyan bir Karadenizli öğrenci. Geçenlerde memleketteki babasına telefon etti, işte ne olduysa o telefonda oldu. Çok ayıp etti Şükrü! ‘Ne etti bilir misiniz? Babasına “Alo!” dedi. Babası çok kızdı buna! Tuttu oğluna bir mektup döşendi ki aman Allat! “Oğlum Şukri!” diye başladı mektuba İstanbul’a kitip kirk paralık drp dağsili etmakla delefonda bapana alo deyisun. (Bu ne demektur? Oğlum Şukri, işittim ki İstanpul’e kittiğinde adalara modalara
kitimissun! Ren dağsildar bapan, uç seneluk hizmet-i askeriyemde Kasimpaşa’dan başka bir yere kitmemişumdur! Oğlum Şukri, işittim ki İstampul’e kittiğunde Mimoza’ya ki ti muşsun! O ne çeşit bir çiçektur? Ondan pize de könder pizde de pirduri bulunsun. Pen de sana purodan megonya köndereceğum. Oğlum Şukri, işittum ki picamana sekiz dane cep yaptirimissun. Ren dağsildar bapan, kiymağa bandolon bulamirum! Oğlum Şukri, işittim ki Ankara’ya gittiğunde Pahçelievler’ den Ulus’a otobüsle kitimussunf Ren dağsildar bapan, Gopuk Mistafa’dan on beş lira dağ-sil etmek içun, Maçka’dan Dirabzan’a yaya kitirum.
Oğlum Şukri, işittum ki dip dağsilini pirakup, Gadîstiracı olmak istimissun.Gadistiracilik te hacimluk kadar peseriyete hizmet eden pir meslektur. Keçenlerde, dayun Hasan’ların köyüne kittum da doyun anlattı : Pizum köyde şimdiye kadar erazi , kavgasi yüzünden her sene peş alti kişi ölürdü. İci seneden peri ölümler de olmayi, kavgalar da olmayi, çinkum fçi sene evvel köylerinin gadistirası yapilmiş ta ondan imiş. Ru sebebden senun da gadistiraci olmana heçumluk kadar memnun olirum. Oğlum Şukri, şimdi sana elli lira könderirum. On lira könderecektum, yanumda gornşilar olduğu rçun udandum elli lira fcönderdum. Onun içun alur almaz ’kirk lirasını keri delliyesu
Gülmek Bile Vatan Hainliği Sayılırdı
Şimdi size, yaygın bir deyimle “Tarihten bir yaprak” aktaracağız. Hem de çak uzak bir tarihten değil. Mürekkebi bile kurumayan bir tarihten.
1958 yılı Ağustos ayının 21’inci günü. Yer, Türkiye “Büyük Millet Meclisi. Konu, Amerika’nın Lübnan ve Ürdün’deki iktidarları korumak için bu ülkelerin içişlerine askeri müdahalede bulunması… Yani düpedüz çıkarma yapması… Bu konuyla ilgili Türk politikası Mecliste tartışılıyor. Kürsüde, devrin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu vardır ve Amerika’nın bu davranışını savunmaktadır:
“Müttefikimiz Birleşik Amerika civanmerdane bir hareketle, dünya çapındaki mesuliyetinin kendisine yüklediği vecibeleri müdrik bir celadetle derhal harekete geçiyor ve boylece bizim inancımız yani küçük devletlerin istiklaline ve emniyetine ve onların her ne şekilde olursa olsun tahrikler, bilvasıta taarruzlar karşısında müdafaa edileceğine dair olan inancımız, bir anda evci bâlâsını buluyor. Bu hareket karşısında Türkiye’ye düşen vazife ne idi? Elbette ki, bu
civanmerdane hareketi ve belki, bizim de teşvik ettiğimiz bu civanmerdane hareketi desteklemekti.
(CHP’li bir mebusa hitaben) Gülmek Bizim vazifemiz Amerika’yı küçük devletlerin yardımına gitmeye teşvik etmektir. Sen gülüyorsun, bu hareketinle vatana ihanet ediyorsun!
-Kime söylüyorsun?
– Gülüşünüze cevap veriyorum.
– Sözlerinizi aynen iade ediyorum.
– Senin hareketin beni bu sözleri söylemeye mecbur etti.
– Ben gülmüyorum.
– Gülmüyorsanız mesele yok. Şimdi “bir lahza” tevakküf eyleyin ve nereden geldiğimizi düşünün. Amerika’yı böylesine savunan Türk Dışişleri Bakanı ve bu bakanın kendisini gülerek dinleyen muhalefet. milletvekilini vatan hainliği ile suçlaması, bu milletvekilinin de bu damgadan ancak “Gülmüyordum” diyerek kurtulabilmesi… Nereden nereye geldiğimizi bir düşünün ve de sevinin. Değil Amerika’nın politikasına karşı çıkmak, gülümsemenin bile insanı vatan haini yaptığı günler…
Şimdi o günler çok geride, hepimiz rahatlıkla dostumuzu düşmanımızı biliyor ve “Tam Bağımsız Türkiye” diyebiliyoruz. Tam Bağımsız Türkiye ülküsü nedir? Doğru sıfatının, sapına kadar doğrusu… Doğru sıfatının en serti ve en sivrisini profesör unvanının başında taşıyan Muammer Aksoy bunun ne demek olduğunu, “Atatürk’ün Işığında Tam Bağımsızlık İlkesi” adlı kitabında ortaya koyuyor. Yukarıdaki o bölümü de, bu kitaptan aktardık. Türkiye tam bağımsız mıdır” değil midir? Aslında bu çok ağır bir ithamdır. Ve her şeyden önce, bu sorunun cevabı verilmelidir. İster yanlış olsun, ister doğru olsun… İddia yanlışsa bu yanlışlık objektif ölçülerle ispat edilmelidir. Eğer doğru ise, o zaman da bu gerçekleri ileri sürenleri haksız ve insafsız suçlamalar sayesinde yıldırarak susturmak, bağımlı durumun bütün ulusal sakıncalarına katılma ve gelecekte bu bağımlılığın daha büyük felaketler yaratmasına göz yummayı savunma anlamına gelir.
İşte Prof. Muammer Aksoy bu noktadan çıkıyor: Atatürk bugün sağ olsaydı, yine bütün ülkücülüğü ile şöyle diyecekti : Rusya’nın zorla istilasına olduğu gibi, Amerika’nın dolambaçlı yoldan istilasına razı olmak da asla! Ne Amerikan düşmanlığı. Ne Amerikan uşaklığı!” Aksoy, merhum Yavuz Abadan’ın adına düzenlenen armağan yarışmasına katıldığı bu kitabının sonunda şöyle bir istekte de bulunuyor : “Atatürk’ün bu sözlerinin, tüm okulların ve TBMM’nin duvarına kazılmasını öneriyoruz.” O sözler de aşağıda : “Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.” Bu sözlerin altına, imzasını atmayacak Türk var mıdır acaba? Eğer varsa, biz de ona, en azından gülerek bakarız. Hem de vatan haini damgasını yemeden… Çünkü o Köprünün altından, 1958’den bu yana çok sular geçti.















