Şeytanla vals, tanrıyla tango
Xuebing Du
Sweet Seals For You, Always
tumblr dot com
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
NASA
hello vonnie

if i look back, i am lost

Love Begins
EXPECTATIONS

shark vs the universe

Andulka
The Bowery Presents
taylor price

❣ Chile in a Photography ❣

roma★

PR's Tumblrdome
No title available
todays bird
Cookie Run:Kingdom Official!

Game Changer & Make Some Noise
seen from United States

seen from Japan

seen from United States

seen from Ukraine
seen from United Kingdom
seen from Argentina
seen from Brazil
seen from Austria
seen from Indonesia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Colombia
seen from Türkiye
seen from Brazil
seen from Azerbaijan
seen from Saudi Arabia
seen from Brazil

seen from Netherlands

seen from Uzbekistan

seen from United Kingdom
@munzevifilozof
Şeytanla vals, tanrıyla tango
Adını bile bilmediğim, yolumun ilk defa düştüğü bir şehirdeyim şimdi.
Eski bir konaktan dönme otel odasında sigaramın dumanında seyrediyorum karanlığı.
O müzik çaldı bir anda
Piyanonun her notası, sana armağan ettiğim bir yıldızı daha serdi gözlerimin önüne.
Sigaramın dumanı karıştı sokak lambasının karanlığına.
Tahta pencereden çırptığım külleri dağıldı, taşları düzleşmiş yüzlerce yıllık arnavut kaldırımlı dar sokakta.
Dolmuşken ciğerlerim dumanıyla, bir kedi geçti apansızca
Koşarak, aceleyle. Belli ki korkmuş. Tam da en sevdiğin renkten bir kedi.
Belki sana yaşattıklarımın sonucudur bu günlerim.
Sesinden, resminden ve hayallerinden bihaber yaşarken
Bana seni yeniden hatırlatan, bu müziğin tınılarıdır, sevgilim
Sevmeyi beceremediğim
Kıymetini bilemediğim
Ağustos 026 - Safranbolu
Şiir yazma yetilerimi kaybettim. Beşeri bir aşktan ziyade, beni doyuran doğa ve sanat olmaya başladı. (Bu cümlede doğayı sanattan ayırmalı mı diye pek düşündüm doğrusu. Doğayı sanat saymak, tanrıyı kabul etmek ve onu da bu eşsiz şeyin sanatçısı saymak olur. Lakin doğa o kadar eşsiz ki, belki de tanrı olabilecek kadar..) Hayran olmamak elde değil. Karşısında soyunduğum rüzgarın huzur verici hışırtı sesleriyle yapraklara dans ettirmesi, dalları titretmesi, gecenin sesi olup boş sokakları kendi ezgisiyle doldurması, üşütürken titretmesi.. Rönesanstan kalan hatta daha eskisinden karmaşık bir tablodaki renk cümbüşü, sadeliği, pastelliği. O sarı katmanın altında yatan eşsiz hikayesi.. Taşın tül gibi inceldiği Duvaklı Meryem'in duvağı.. Barok sanatın en güzel hali katedralleri.. Bugün belki de beni yaşama sıkı sıkıya bağlayan şey, bu eserleri çıplak gözle görebileceğime olan inancım. Kiralık diyarlardaki dilleri keşfedip, müziklerini hissetmek için yaşadığımı bir kez daha fark ettiğim bir gündeyim.
Doğaya, müziğe ve sanat eserlerine karşı adını koyamadığım hislerim var. Başka hiçbir şeyden alamadığım zevki bunlardan öylesine alıyorum ki, üretemeyecek kadar mest oluyor, kendimden geçiyorum. Kalbimin hızlanması, nefesimin sıklaşması, ruhumun bedenimden ayrılırcasına kendimden geçişlerim... Yel okşarken çıplak tenimi, kapattığım gözlerimle yaprakları o yelde birbirine vuran at kestanesinin huzur veren sesi... Bunlar beni o denli kendimden geçiriyor ki, kalemi elime aldığım şu saatlerde dökülmüyor sayfama. Akmıyor mürekkebim, çalışmıyor zihnim. Şu koca ve amansız hayatın karmaşında, onlarca keder ve sıkıntının arasında beni var olduğumu hissettiğim gerçek benliğime kavuşturuyor.
Hiçbir şey zevk veremedi bana, yağmuru koklamak koklamak kadar.
Ve hiçbir şey beni kendimden geçirmedi, çıplak tenimi okşayan yel kadar.
Daha güzelini işitmedim, rüzgarda savrulup birbirine çarpan kestane yapraklarından.
Ruhumu doyuramadı hiçbir insan, doğa kadar.
Sana hiç çiçek veremedim ama bugün senin adındaki bir çocuğa balondan çiçek hediye ettim.
Evvela fairuzdan iyisi yok, bana hayatımın sikildiğini anlatmakta
Hiçbir şey demek istemiyorum çünkü konuşursam susmak bilmeyeceğim. Bu çektiğim acı beni kanser edecek. Kendime ben bile acıyorum, ümit göremiyorum.
Sarhoşken de mutluyum ben normaldede ama ağlayamıyor oluşum üzgün olduğum anlamına gelmez. Sadece konuşup kendimi ifade edemiyorum. Bir savaşa da girsem en büyük silahım kalemim. Fairuz nasıl şarkılarıyla ayaktaysa ben de kalemimle ayaktayım. Defterlere yazdıklarım, çizdiklerim hiçbir zaman burada olmayacak. Kalemim bana isyan ediyor ama benim en büyük kurşunlarım kalemim. Leninizm, marxizm. Dünyadaki ağlayan son çocuğun yüzü gülene kadar, hırsızlık yapan son baba hırsızlığı bırakana kadar, anneler şerefini satmayı, intihar etmeyi bıraktığı zaman ben mutlu olacağım. Belki senin yüzünü göremeyecek, seni hiçbir zaman öpemeyeceğim. Ama kavgamdan vazgeçmeyeceğim. Ben acı çekeceğim yeter ki insanlık acı çekmesin diye. Kelepçeler bileklerimi terletecek, işkenceler bana ölümü diletecek. Ama anne babalar intihar etmeyecek, çocuklar açlıktan ağlamayacak, çöp karıştırmayacak, dilenmeyecek. İşte ben o gün özgür olacağım. İşte ben o gün kutlamak için içeceğim, mutluluğumdan. Belki sesini bir daha duymadan öleceğim ama mutlu öleceğim. Koca bir halkın yüzünün gülmesi senin bir yalancı gülüşün etmeyecek lakin ben o gün kendimi özgür sanarak öleceğim. Tanrı beni cezalandırdığı için yaşıyorum laviniam, tanrı beni cezalandırdığı için. Bir fairuz haykırışında, bir yetim, öksüz göz yaşında, bir damla su uğrunda, elimde son kalana, onu kaybederken seni arıyorum. Seni arıyorum..
Sarhoş dürüstlüğüm ayık benliğimde olsa bu hayatta sadece mutlu olurdum
Artık alkollüyken de susturamıyorum bu kafayı
Şiirlerimin en hüzünlü dörtlük sensin katrem
Şu matem arefesinde zifir karanlığım sensin katrem
Bir gün ölürsem mezarımın üstüne bir karanfil bırak
Mutlu edemedim seni, üzgünüm
Şiir defterimden onlarca sayfa kopardım sana
Ölümüne sensedim
Bendeki hasret
Tek sana inandım
Yüzümdeki gülümseme soldu
Alkol kazandırdı bana
İçtim günlerce
Baharda geleceğim dedin, söz dedin
Sen gittiğinden beri bahar gelmez
Ben hep kışta kaldım
Sonbaharda kaldım
Baharın bile ilki gelmedi
Yağmurların kokusunda aradım seni
Aldattın beni
Ve aldatacağını söyledin
Cesur değildim karşına çıkacak kadar
Ölürsem karanfil bırak olmayan mezarıma
Her yıldız kaydığında dilerim seni, unutma
Vadem doluyor dünyada
Yüzünü göremiyor, sesini duyamıyorum
Bir çocuğun güler yüzünde arıyorum seni
O yüzden gördüğüm her çocuğu mutlu ediyorum
Unuttuğum mutluluklarımsın sen
Çok değişir gibi oldum ama hiç değişmedim ben
Ben hâlâ seni düşlerimde yaşatır, seninle olan rüyalardan uyanmamak için bana bu siktiğimin hayatını reva gören tanrıdan beni uyandırmamasını dilerim
Kabus da olsa seni dilerim katrem
Seni dilerim..
Keşke şu an ölsem de, hissettiğim son şey beni üşütmesine rağmen tekrar tekrar ciğerlerime doldurduğum şu yağmurun kokusu olsa
İşte tam şu an ölsem en çok üzüldüğüm üşüyorum diye içesine koklayamadığım yağmur olacak.
Bir gerçek var, biliyorum
Bir yol var, dönemiyorum
Bir doğru var, inanamıyorum
Bir yanlış var, kabullenemiyorum
Bir hatam var, reddediyorum
Bir güneş var, göremiyorum
Bir fırtına var, oraya sürükleniyorum
Birçok hatam var, usanmıyorum
Birçok pişmanlığım var, uslanmıyorum
Birçok içime attığım var, ağlayamıyorum
Baharlar gelecek dedin, kılıçdaroğlu gitti. kılıçdaroğlu bile geri geldi, baharlar gelmedi..
İlk kez aşık olmuştum. O günkü çocuğa göre ilk defa aşk duygusunu tatmıştım. Bir bahar, belki de yaz sabahı yazışarak sabahlamış, ilk aşkım uyuyunca o huzur beni uyutmamıştı ve güneşin doğuşuna şahit olup kuş seslerini dinlemiştim. Hani olur ya, zaten huzur dolusundur ve sabahın ilk ışıklarıyla kuşlar cıvıldar, sokak lambaları söner, ve telaşı hiç bitmeyen insanlar evlerinden çıkıp koşuşturmaya başlamadan önce tan yeli tenini ince ince okşar. Yapraklar küçük küçük dans eder ve ciğerlerin o güzel havayla dolar..
Bugün yine yaşadım bunu. Çocukça bir aşkın esiri değilim bu sefer. Kendime verdiğim zarar yüzünden uyuyamıyorum. Artık gözlerim tanınmayacak halde, mor. İçimdeki huzurun yerini kanımdaki alkol almışken, tan yeli okşamıyor şimdi beni. Değdiği her yerimi ağrıtıyor, acımı katlıyor. Rotasız sefere çıkmış kaptan, dümen bilmez kürekçi misali ilerliyorum. Yolum belirsiz, yordamım kötü. Bilmezdim her şeyin birkaç sene içinde böyle olacağını. Neyse, sağlık olsun
En azından baharlar gelecek