Bazı İnsanlar Hayata İyi Gelir, Bazıları Bir Ders Olur...
Kimin nasıl bir anısı haline geleceğini hiç kimse bilemez.
Hayat boyunca pek çok insanla yollar kesişir. Kimisi insana ev hissi verir, kimisi ise nasıl bir mesafeye ihtiyacı olduğunu öğretir. Bazen en büyük dersler, en çok değer verilen insanlardan gelir. Bazen de en beklenmedik kişiler, insanın ruhunda en güvenli yeri bırakır.
Çünkü insanın hayatına giren herkes aynı izleri bırakmaz.
Seçilmiş bağlar, insanı eve döndüren dostluklardır. İyi gelen insanlar, insanın düşmemesi için değil; düşse bile utanmaması için vardır. İyi dostluklar rekabetten değil, eşlikten beslenir. Güvenli dostluk, insanın yanında kontrollü olmayı biraz bırakabildiği yerdir. Bazı dostluklar ise sinir sistemine yeniden dans etmeyi hatırlatır.
Bazen hayat, insanı bir insanla ödüllendirir.
İnsanın en değerli ilişkileri, en zor zamanlarında ilk aradığı insanlarda saklıdır. Duygularını taşıyamayacak kadar zorlandığında aklına ilk gelen insanlar, hayatındaki en kıymetli insanlardır. Çünkü gerçek bağlar yalnızca acıya değil, sevince de ortak olur.
Aslında birinin sevincine verdiği tepki, acısına verdiği tepkiden daha çok şey anlatır.
Merhamet olmadıktan sonra kusursuz yüz, endamlı boy herkeste vardır. İnsan dediğin vicdanıyla, zarafetiyle insan olmalıdır. Pahalı olan şeyler çoğu zaman sevgi, saygı, zaman, ilgi, sadakat ve düşüncedir.
Değeri kime vereceğini iyi bilmelidir. Suyu kıymetsiz bulana denizi verse de yetmez.
İnsan bazen kendini anlatmaya çalışırken yorulur. Oysa her zaman kendi tarafından olayı anlatmak zorunda değildir. Zaman, onun yerine bunu zaten yapacaktır.
Sessizlik her zaman söyleyecek bir şey olmadığı anlamına gelmez. Ne söylerse söylesin hiçbir şeyin değişmeyeceğini fark ettiği anlamına da gelebilir.
Bazen birine "Bana ayıp ettin." diyecek enerjisi bile kalmaz. Planladığı bütün konuşmaları iptal eder. Sonra bir gün gelir ve yalnızca "Boşver." der. Çünkü artık gerçekten bir önemi kalmamıştır.
Özdemir Asaf'ın "soğumak" kelimesini anlattığı gibi; bir zamanlar çirkinlikleri bile güzel gelen insanın, gün gelir güzellikleri bile çirkin görünmeye başlar.
Bazen insana kolaylıkla ulaşabilen insanlar, başkaları için ne kadar ulaşılmaz olduğunu ancak kendileri de başkalarından biri olduklarında fark ederler.Birinin kendisine yapılması halinde asla kabul etmeyeceği bir şeyi, karşısındakinin kabul etmesini beklemesi gerçekten tuhaftır.
İnsan, herkes için aynı kalamaz. Bazen doğruları, başkalarının işine gelmez. O zaman ona "ters huylu" derler. Oysa mesele huy değil, ilkeleridir.Öz bakım yalnızca kendine iyi bakmak değildir. Enerjisi uyumsuz, samimiyetsiz, şüpheli ya da güvensiz hissettiren insanlardan, yerlerden ve durumlardan sessizce uzaklaşabilmektir.
Çünkü insanın huzuru, her açıklamadan daha değerlidir.Hayatın bir başka gerçeği de kayıplardır.
Bazen kayıp henüz gerçekleşmeden zihin ve beden o boşlukla yüzleşmeye başlar. Bu, erkene alınmış bir ayrılığın ifadesidir. Beklentisel yas denilen şey tam da budur.
Yaşamak, pek çok şeyden kopmasını öğrenmektir de. Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil midir?
İpi, koptuğu yerden bağlamaya çalışmalıdır insan. Denemelidir, hiç değilse. Ama bazen de kabul etmelidir; anlaşılmayacak şeyler hep kalacaktır yolunun orasında burasında.Ve bazen tek cevap, omzunu öpmektir. Çünkü bu da bir soruyu yanıtlamanın biçimlerinden biri
Asıl mutluluk belki de ulaşmaya can attığı şeyin biraz öncesindedir.
Sonunda insan şunu öğrenir: Sevginin, kurmanın, yapmanın sözü değil; kendisi gerekir.
Mutluluğu nasıl olursa, nasıl olabilirse öyle mutlu olmalıdır.
Kimin nasıl bir anısı haline geleceğini hiç kimse bilemez. Bu yüzden geriye dönüp bakıldığında pişman olunmayacak bir iz bırakmak, belki de hayattaki en büyük zarafettir.