"Bir yerlerde tam da senin gibi birini arayan insanlar varken sen kendini beğendirmek için değişiyorsun halbuki daha seni alkışlayacak tüm masalara oturmadın bile, daha seni sevecek herkesle tanışmadın..."

Jar Jar Binks Fan Club
d e v o n
taylor price
$LAYYYTER
RMH
noise dept.
official daine visual archive
Mike Driver
tumblr dot com
Keni
Not today Justin

Game Changer & Make Some Noise
One Nice Bug Per Day

No title available

Product Placement
Cookie Run:Kingdom Official!
EXPECTATIONS
The Stonewall Inn
ojovivo

gracie abrams

seen from Bangladesh
seen from Hungary
seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States
seen from France

seen from Malaysia

seen from Australia

seen from United States
seen from Indonesia
seen from Bulgaria
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Hungary
seen from Pakistan
seen from Mexico

seen from Hungary

seen from Côte d’Ivoire
seen from Côte d’Ivoire
seen from Brazil
@pilozoofpanda
"Bir yerlerde tam da senin gibi birini arayan insanlar varken sen kendini beğendirmek için değişiyorsun halbuki daha seni alkışlayacak tüm masalara oturmadın bile, daha seni sevecek herkesle tanışmadın..."
Hayal kırıklığı...
Umutla beklediğin bir ışığın, tam da dokunacakken sönmesidir. Her şeyini bağladığın doğruların kocaman bir hiçliğe çıkmasıdır.
Ve en acısıda, o hiçliğin içinde hâlâ umut etmeye devam etmek değil midir zaten?
“Kaderde varsa dönmek, aşk da beklemektir bazen.”
Biri gelip size "Yalnızca 3 ayınız kaldı," dese ne yapardınız?
Panik? Korku? Belki. Ama en çok da acele ederdiniz.
Bir anda, yıllardır "sonra yaparım" dediğiniz her şeyin, "bir gün" diye ertelediğiniz her hayalin üzerine atlardınız. O 3 aya, 30 yıllık bir yaşamı sığdırmaya çalışırdınız. İşe gitmek yerine denizi görmeye gider kokusunu içine çeker doya doya izlerdiniz, sevdiğiniz insana hislerinizi haykırır, korktuğunuz o adımı atardınız.
Peki neden o kıvılcımı hissetmek için bir felaket senaryosuna ihtiyacımız var? Neden içimizden gelen o sese kulak vermek için bir "son kullanma tarihi" bekliyoruz?
Hayat, zaten geri sayımda olan bir saat. Sadece kronometreyi bizden saklıyorlar.
Başlamak için bir nedene ihtiyacın yok. Hâlâ nefes alıyor olman, zaten en büyük nedenin.
Unutma dününü, yoksa bir avuç bahaneyle örterler üstünü.
Çok garip… Uzun zamandır kendimi mutlu sanıyordum.Her şeyi atlattığımı, hiçbir şeyin artık umurumda olmadığını, sadece kendime odaklanacağımı düşünmüştüm.Ama bazen en ufak bir şey bile elimden tutup beni tekrar en başa getiriyor. O anda ne yapacağımı bilemiyorum.
Kendimi kocaman, ıssız bir denizin ortasında mahsur kalmış gibi hissediyorum.
Ne tarafa yüzeceğimi bilmiyorum. Gitmeli miyim, kalmalı mıyım?
Bana iyi gelmeyen şeyleri hayatımdan çıkarırsam gerçekten iyi olur muyum, ondan da emin değilim.
Hayat işte… Ne kadar tuhaf.
Bazen seni bulutların üzerinde hissettiren şeyler, bazen de bir anda en derine çekiyor.
Ve sen, hangisinin gerçek olduğunu anlamaya çalışırken, çoğunlukla susuyorsun.Evet, gerçekten çok garip…Susmanın her zaman en iyisi olduğunu sanmıştım; ama değilmiş.Artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile bilmiyorum.
Susarak doğruyu öğrenebilir miyim? Kalbimin acısını dindirebilir miyim?
Sanmıyorum,susmak çoğunlukla hisleri bastırmaktan ibaret.
Peki daha ne kadar kendimi susturacağım?
Daha ne kadar kendimi hiçe sayacağım?
Başkalarını kırmamak uğruna daha ne kadar kendi kalbimin üstüne basıp geçeceğim?
Bana sorma… inan, ben de bilmiyorum.
Ama belki de bazen bilmemek kötü değildir.
Belki de cevaplar, zamanla sessizliğin içinden çıkıp gelir.
Ve o gün geldiğinde, kim bilir… belki gerçekten iyi hissederim.