sabahattin ali diyor ya hani: "kendimi bir balkondan aşağı daha rahat bırakabilirim, bir insana bırakmaktansa. öyle çok korkuyorum insandan." diye. ben de öyle korkuyorum insandan.
No title available
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
official daine visual archive
cherry valley forever
No title available

blake kathryn
h
Interview Vampire Daily
sheepfilms

Origami Around
Phantogram Three
ojovivo
almost home
Keni

shark vs the universe
occasionally subtle
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Product Placement
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

No title available

seen from Indonesia

seen from Brazil

seen from Vietnam
seen from Germany
seen from Canada
seen from United States
seen from Philippines
seen from United States
seen from Israel
seen from Brazil

seen from United States
seen from T1

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from Colombia
seen from Vietnam

seen from Egypt

seen from Malaysia

seen from Malaysia
@poemvolia
sabahattin ali diyor ya hani: "kendimi bir balkondan aşağı daha rahat bırakabilirim, bir insana bırakmaktansa. öyle çok korkuyorum insandan." diye. ben de öyle korkuyorum insandan.
daha çok kendime kırgınım. birisini duvarlarımın arasına alacak kadar, körleştim mi? baksana canım yanıyor.
batırmam demiştin. battı gemi, sevgilim.
baktım rüzgârsın sen, baktım çamaşır ipini zorluyorsun. hepimizin derdi güzel yaşlanmak, sevgilim. baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun. ayağına terlik giy, bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun. biz satranç oyuncusuyuz, sevgilim. üzerimizde kara bir leke. inanmıyoruz ceketlere, düğmelere. inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe. işte yitirdik bütün taşlarımızı, darmadağınık oyun tahtası. bir tek şahımız duruyor, sevgilim; o da evli, iki çocuk babası. kelimeler önümüze çıkıyor, uykumuzu bölüyor. buradan çocukluğumuza kadar bir telaş. içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz herkese küsmek için. hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar. yaşamak çukur yerlere doluyor, diyorlar. bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan. ama hep yıkıldığımız yeter, sevgilim. biraz da kekik toplayalım. kıymetini bilmediğimiz şeyler var. yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda. geçen günlere üzüldük, tamam. yola düşelim, düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam. düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli. başka evlerin kadınları, erkekleri tam bir kahraman. tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman. ama baktım sen rüzgârsın, sevgilim. kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun. başucunda bir bardak su, beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun.
şu yorucu dünyanın kargaşasında kahve gözlerin ve kirpiklerin çokça öpülesi.
memleket isterim; ne başta dert, ne gönülde hasret olsun.
ruhu cüzzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitiren yaralar var hayatta.
içimin en içinde bir şeylerin beni terk ettiği ve her şeyin delik deşik olduğu saatlerdeyim. bir yamaçtan düşmüş ve ben düşmenin inceliğinde kalmış gibiyim. kalkmaya çalışmadan bir şeyleri sevmeye çalışmış olmanın mahrumiyetindeyim ama hâlâ seni sensizliğinde dahi yazan yine benim.
arza hacet yok, halim sana ayândır. dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. söze lüzum yok, susuşum sana kelâmdır. kelâma ihtiyaç yok, aşk sana figândır.
ben bir bezirgânım ki dokunmuş bir metre basmam bile yok. komşulara üzüm için söz verdim halbuki bahçemde bir tek asmam bile yok.
dilimde bir yalnızlık türküsü, ceplerimde kar soğukluğu.
bazen insanın evden önce kendine dönmesi gerekiyor. ben biraz geç kaldım, o kadar.
vazoya birkaç çiçek, beni sevmeyen birinin kalbine ise sevgimi yerleştirmişim.
ben kokusunu özlediğim denize elimi uzatsam dokunacak gibiydim. şimdi bana yakın olan kıyılara gidememeyi nasıl anlatayım?
yara bandı yapmadım kimseyi. bıraktığın acıya, sızlasa da tuz bastım. bekledim. üzülsem de içimde defalarca haklı çıkarmaya çalıştım. görmedim hatanı, iyi taraflarınla baktım. ben, büyüttüğüm sevginin hep altında kaldım.
aklımdan çıkmıyor. umursamaz bir halin vardı. o gün gibi. inanmak için çabaladığım tüm düşüncelerimi yıktı. hatırlamazsın, bir plak vardı. içinde bir türkü. ölsem unutamam, unutmam onu. o gün gibi, canımın acısını dindirmek için tüm gün uyusam da geçmedi. oysa sana güvenmek için içimde verdiğim savaşı yangınla bile söndürebilirdim. acıtmazdı ateşi, gözyaşlarım kadar yakmazdı. ama senin kayıtsızlığın, her şeyden daha çok yaktı içimi. sanki bütün cümlelerim, bütün çabalarım duvarlarına çarpıp geri döndü. belki de bir kelimeyle kurtarabilirdin beni. yapmadın. şimdi açtığımda silmediğin her ses, her söz yeniden deşiyor yarayı. zaman dediğin şey, sadece izleri saklıyor. acıyı değil. uyumakla, susmakla, yok saymakla geçmiyor. içimde hâlâ söndürülemeyen bütün öfkelerin üzerinde bir kor var. güvenmek için verdiğim savaşın külleri bile duruyor ama sen bilmezsin. senin için hiçbir anlam taşımayan şeyler bunlar. sana göre o gün sıradan bir gündü, bana göre ise bir ömrün kırıldığı gün.