h
Mike Driver
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

No title available
macklin celebrini has autism
One Nice Bug Per Day
Claire Keane
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Game of Thrones Daily

tannertan36
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
occasionally subtle
Sweet Seals For You, Always

Product Placement

titsay
The Stonewall Inn

izzy's playlists!
noise dept.

pixel skylines

Andulka

seen from United Kingdom
seen from Nepal

seen from United States
seen from United States
seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Colombia

seen from Malaysia
seen from Bolivia

seen from Australia
seen from Sweden

seen from Ukraine
seen from Brazil
seen from United States

seen from Bulgaria
seen from United Kingdom
seen from Trinidad & Tobago

seen from Malaysia
@selveryildirim
Neuromancer
elektronik ve teknik araçları kullanarak hücresel (neural) hayaletleri hayata geri getirmeye, çalışan bir fütürist şaman. Olağanüstü yetenekleri sayesinde protoplazmatik (asal hücresel) sinir sistemi ile bilgisayar alanı (computersphere) arasında doğrudan bağlantı kurabilmekte elektronik sinir ağını manipüle edebilmektedir.
Biz hayalciler kendini tanımaya, yaratıcılığa ve “hakikat”e en yakın olanlarız.
Fantezi gerçektir, bunu çocuklar bilir.
Fantezi yetişkinin elinde kalan arka bahçedir.
Arka bahçede kötüler ve iyiler ve gerçekler ve yeniler kucaklaşır.
Büyücülük sanatçılıktır. Öyleyse üçleme de bu anlamda sanat hakkındadır, yaratıcı tecrübe, yaratıcı süreç hakkındadır. Fantezide daima bu döngüsellik vardır. Yılan kendi kuyruğunu yer. Rüyalar kendilerini açıklamalı.
Gölge.
Onun bilinçdışının yaratıcı derinliklerine giden yolu tıkamasına izin verebiliriz, ya da bizi elimizden tutup o derinliklere götürmesine razı oluruz. Çünkü gölge, basitçe kötü değildir. Aşağılık, ilkel, sakil, hayvansı, çocuksudur; güçlü, canlı ve spontanedir. Kuzeyden gelen okumuş genç adam gibi zayıf ve nezih değildir; kara, kıllı ve yakışıksızdır, ama onsuz kişi hiçbir şeydir. Gölgesi olmayan bir gövde nedir ki? Hiçbir şey, bir biçimsizlik, iki boyutlu bir çizgi roman karakteri. Kötülükle olan derin ilişkimi inkâr edersem, kendi gerçekliğimi de inkâr etmiş olurum. Hiçbir şey yapamam, edemem; yalnızca yapılanı ve edileni bozabilirim. Jung özellikle, ömrün ikinci yarısıyla, Andersen öyküsündeki zavallının başına geldiği gibi, otuz-kırk yıldır büyümekte olan bir gölgeyle bilinçli yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu dönemle ilgileniyordu. Jung'un dediği gibi, çocuğun ego'su da gölgesi de henüz iyi tanımlanmamıştır; çocuklar ego'larını bir mayısböceğinde, gölgelerini ise yataklarının altında gizlenmiş bulurlar. Ama bence, buluğ öncesinde ve buluğ çağında benlik bilinci çoğu kez büyük bir şiddetle ortaya çıktığında, gölge de onunla birlikte kararır. Normal bir genç, küçük çocuklar gibi büyük bir keyifle yansıtma yapamaz, her şeyi siyah fötr şapkalı kötü adamların üzerine atamayacağım fark eder. Genç, davranışları ve duyguları için sorumluluk almaya başlar. Ve bu sorumlulukla birlikte müthiş bir suçluluk yükü de gelebilir. Gencin gölgesi, ona olduğundan daha kara, tümüyle kötü gibi görünür. Bir gencin bu evrenin kötürümleştirici kendini suçlama ve kendinden iğrenme durumunu atlatabilmesinin tek yolu, o gölgeye gerçekten bakması, onunla yüzleşmesi, siğilleri, dişleri, sivilceleri ve pençeleriyle onu kendisi olarak, kendisinin bir parçası olarak kabul etmesidir. En çirkin parçası, ama en zayıf parçası değil. Çünkü gölge, onun rehberidir. İçine dönüp yeniden dışarı çıkarken, aşağı inip yeniden yukarı çıkarken, Hobbit Bilbo'nun dediği gibi, oraya gidip geri dönerken ona rehberlik eder. Kendini bilmeye, yetişkinliğe, ışığa yapılan yolculuğun rehberidir gölge. "Lucifer" ışık taşıyan anlamına gelir. Bana öyle geliyor ki, Jung'un bireyin kaçınılmaz gereksinimi ve görevi olarak tarif ettiği şey, Andersen'in okumuş genç adamının beceremediği şeydir.
Rüyalarını hatırlamayanlar, ejderhalara da inanmazlar. Elflere, ve cinlere, peri kızlarına ve büyücülere de inanmazlar. Çünkü hem ejderhalara hem de Ml6'lara ve karadan karaya balistik füzelere aynı anda inanmak imkânsızdır. Gon- dor savaşını borsa savaşlarına, ejderhaları Cruise füzelerine, Aragorn'u Bili Clin- ton'a, Ged'i de Milton Friedman'a feda edenler, bir tek gerçek, bir tek tarih tanırlar. Başka bir gerçekliği tanımaya çaba göstermedikleri için de bu gerçekliğin içine kısılıp kalmışlardır. Aralarından birkaç tanesi Cruise füzelerinin ateşleme düğme- sine basabilme hakkını kazanır. Milyonlarcası ise kendilerinin de bu hakkı kaza- nabilecekleri umuduyla, o günü bekleyerek, Cruise füzelerinin hedefinde yaşar.
Ejderhalar füzelere benzemez. Onların bir dilleri ve iradeleri vardır. Her birinin bir ismi vardır ve siz o ismi öğrendiğinizde onlara hükmedebilir, en azından iyi geçinebilirsiniz. Füzelerin ise ismi yoktur. Borsadaki birkaç yüz puanlık bir oynama yüzünden bir gün gelip hiç habersiz sizi vurabilirler.
Beautiful from Ordinary Days