Ciğerlerim her nefes alışımda patlayacak gibi oluyor. Gözümü açtığımda, gri ve sürekli kendi içine batan koyu sabah bana sigara, kahve ve boşluk verdi. Üçünün bitiş zamanlarını birbirine uyduramamanın hüzünüyle birlikte pencerenin önünde duran yalnız boruyu izliyorum. Kahvem bitmekten çok uzak, içimdeki pis, yapışkan hüzün felaket gerçek. Bu sabah hiç bir şey olmadı, bu sabaha kadar olmuş olanları anlatacağım. Binlerce yerden kovulmayı, binlerce ruh burkuluşunu, içimde bir şeylerin parçalanıp sürekli yeniden kuruluşunu, eski benliğimden nasıl uzaklaştığımı, güçlenişimi, artık umursamayışımı. Boşvermişliğin rahatlığını değil acısını. Artık kaldıramadığında bir şeyleri, kaldırdığın şeylerin, umursadıklarının, çektiğin acıların hiç bir önemi kalmıyor. Öyle bir his ki, kelimelere dökülecek gibi değil. Hele benim dökebileceğim cinsten hiç değil. Gelmiyorlar cümleler çünkü, içim kaskatı olmuş ve yazıya akmıyor. Sadece durup hissedebiliyorum. Gözlerim doluyor, gözlerimin doluşu bir cümle oluyor. Kendime verdiğim zarar ilacım oluyor artık, kendime bunu yapmazsam iyileşemeyeceğim. Bu denli yıpranmazsam kendim olamayacağım. Bu güne kadar kimdim bilmiyorum, ama artık kendime çok yakınım. Bu güne kadar hep başkaları vardı, onlara göre şekillenen şeyler, artık ortada tek “şey” var; öz. Öz kavrandığında artık yaşamıyor aynı zamanda her gün ölüyorsun da. Ölüme hazırlanman gerekmiyor çünkü ölüm zaten içinde artık. Bilincindesin, her algın açık, en mühim şey, en gerçek şey içine saplandı. Biliyorsun, anlıyorsun, ifade edemesen de o orda. Anlamlandıramasan da orda, gitmiyor, gitmeyecek artık sen osun. Dünyaya gelmemi sağlayan, bana her şeyini veren, acılar içinde kıvranarak beni var eden insan beni ikinci kez, 20 yıl sonra ikinci kez doğurdu. Bana bak bu acı dedi, bu gerçek, bu dünya, git artık. Parasız kal, ağla, sokaklarda insanlar sana çarpıp geçerken çaresizce yardım iste, kimse sana dönüp bakmasın, anla, öğren, birine güven, güvenmemen gerektiğini anla, insanların içine gir, girdiğin an sıcak gelecek ama sonra insanlığından utanacaksın biliyorum, bundan kaçamazsın, insanlıktan, insanlığından kaçamazsın. Aşktan ve acısından kaçamazsın. Kapılmaktan ve birden yıkılmaktan kaçamazsın. Hastalıktan ve ölümden kaçamazsın. Egondan ve cahilliğinden kaçamazsın. Bilgisizliğinin, acizliğinin içinde açtığı kara delikten kaçamazsın. Çiğ çiğ yeneceksin. Rol yapmayı öğren, iğrendiğin her şeyi harfi harfine öğren. İğrenmen bir şeyi değiştirmez, sen değersizsin. İsteklerinin bir önemi yok. Herkes öyle. Alay et. Alay konusu ol. Herkes bir gün ölecek. Sen de öyle. Yaşa.
Gece saat bir buçukta denize girdik. Deniz sıcaktı, davetkardı, karanlık ve güvenliydi. Bizi saklıyordu, koruyordu. Gülüp eğleniyorduk, hiç bitmesin istemiştim. Hemen biteceğini biliyordum. Hiç istemediğim bir anda biteceğinden adım gibi emindim. Ona dokunduğumda içimde kıpırdayan şey, Ay’ın teskin edici ışıkları, tenlerimizin ıslaklığı ve parlaklığı, hiç olmadığım kadar çekiciydim. Göğüslerimden damlalar akıyordu. Soyunduk. Mayolarımızı ipe bağladık. Suyun üzerinde dalgalandılar. Öpmek istiyordum onu, öptüm. Seviştik. Sahildeki uzak ışıklar çizgiler halinde dağılıyordu, sarhoş olmuştum ıslaklık ve sıcaklıktan. Kalbimin içimde bedenimden çıkmak için çabaladığını hissediyordum. Vücudumdaki bütün hücreler hareket halindeydi sanki. İçim içimden çıkmaya çalışıyordu. Ertesi gün artık o yoktu. İçim öldü, sonra daha da güçlenip yeniden doğdu. Bu acıyı biliyordum. Bu güçlenmeyle ve umutla birlikte olan acıyışı çok iyi biliyordum. İstenmemenin verdiği ego zedelenmesiyle kendimi yüceltmeye alışkındım. Sikilip yok sayılmaya alışkındım. İçimde gidip gelişler hala belirginken kapının önüne koyulmaya alışkındım. Kimsenin uğramadığı boş bir arazide kalmıştım ama hala içimde bir umut vardı. Ağlayarak gecenin sabaha yavaş yavaş yürüdüğü vakitlerde, her şey bulanıktı. Depremler oluyordu. Vajinamın içi yanıyordu. Gözlerim kaşınıyordu. Bacak kaslarım ağrıyordu. Bu kadar kararlı basışlara alışkın değildi onlar. Güçsüzdüm ama kararlıydım. Her şey olabilirdi, hatta ne olacaksa şimdi olsun diyordum. Hepsini kaldırabilirdim. Gözlerimden süzülen yaşlar her şeyi bulanıklaştırıyordu. Ama içimde her şey netti. Dilemmalarla sarsılarak 15 saat uyku bölünmeleriyle dolu bir otobüs yolculuğu yaptım. Pek çok şey olmaya devam etti. Olaylar bana değmeden olup bitiyordu, beni de yavaş yavaş bitiriyorlar ama hiç çaktırmıyorlardı.
Şimdi evimden başka her yerde kalıyorum. Evim yok. Ne yediğimin önemi yok. Kaç sigara içtiğimin, ne karar zararlı olduğunun, ne kadar boş konuştuğumun bir önemi yok. Gece aklımı meşgul eden tek şeyin bir önemi yok. - Şimdi o birasını bitirmiş denize girmiştir. Ne düşünüyordur? Beni değil. Düşünse bilirdim.