Monterey Bay Aquarium

ellievsbear

roma★
occasionally subtle
he wasn't even looking at me and he found me
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
🪼

tannertan36
tumblr dot com
we're not kids anymore.
Claire Keane
ojovivo
Jules of Nature
No title available
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
taylor price
I'd rather be in outer space 🛸

Origami Around
hello vonnie
Misplaced Lens Cap

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Hong Kong SAR China

seen from Argentina

seen from United States
seen from Slovakia
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from Hong Kong SAR China

seen from Israel

seen from China
seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Indonesia
seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from Luxembourg

seen from Türkiye

seen from Algeria
@seringuler
türkler ile kürtler kardeştir bu yüzden türk kadınları güzel beylerimizle evlenemezler
adını unuttuğum biri :(
o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler; demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.
Yaşar Kema
ocuguna babasi güzel bir is kurmak için paçalari sivamis. ancak oglan salak oldugu için hiç bir isi beceremiyormus. babasi ona ne is bulduysa hepsini elini yüzüne bulastirmis berbat etmis. en sonunda babasi komple bir sosis fabrikasi kurdurmus. çocugunu elinden tutup, bari isi ogrensin diye hemen fabrikadaki bir sosis makinasinin basina götürmüs. "bak oglum" demis. "burdan böyle öküzü yolluyosun... aha diger taraftan sosis olarak çikiyor, bu kadar basit anladin mi?". çocuk dinlemeden basini sallamis, sallamis ta... sonra babasinin yüzüne salak salak bakmis ve; "peki buba, burdan sosisi goysak,oteki taraftan öküz olarak çukar mu ?" diye merakla sormus. babasu hemen cevaplamis: "maalesef evladim, o teknoloji bir tek senin ananda var...
Gecen gun beden dersinde iki arkadasım birbirine cerkes ve ermeni diye hakaret ediyorlardı.oturdum 40 yasında sakallı adam gibi anlattım onlara dememelerini dinlediler keratalar:))))))))
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KEDİ-İ ŞERİFİNE KAÇ BEYENİ GELİR!!!!
Reddedilmek de cok şerefsizce bir his :d
Ermeni aromalı kafkas parçacıklı kürt soslu dondurmayım
Of ulan söyle bir çizemedim tek yeteneğim ders çalışıp yemek yiyebilmek
Potosí
Kısacası, yoruluyorum.
Başım fazla ağrıyor kimi zaman. Kahve içip enerjimi topladığım günler de geride kaldı sanırım. Artık kahve yetmiyor, ne yorgunluğuma; ne de sakinleşmeye. Hiçbir şey gibi kahve de yetmiyor. Yetirecek şeyler arıyorum..
Kendim dahi kendime yetmezken, kendime yetirebilecek küçük-büyük, çapı fark etmeksizin mutluluk arıyorum. Sanırım bu konuda suç benim.. Başkalarının dertlerine mantıklı ve kalıcı olması muhtemel çözümler üretebilirken ben; bu çözümleri kendimde uygulamak faslında yetersiz kalıyorum. Derslerimi aksatıyorum, kadınların duygularına çoğu zaman karşılıksız kalıyorum. Öz güven eksikliği yaşıyorum son zamanlarda bolca. Yaşımdan büyük insanların benimle muhatap olma isteklerini giderebildiğim ölçüde kendimde yorgunluk belirtileri seziyorum. Yaşımdan büyük ya da olgun olduğumu düşünüyor olabilirler, ki sanırım öyleyim. Ancak her ne kadar yaş evrelerini atlayarak büyüse de, içinde; o atladığı yaşlarının özlemini ve eksikliğini yaşıyor insan.
Bir günümde oldukça mutlu olabilirken, aynı zamanda inanılmaz mutsuz olabiliyorum. Hani izlediğiniz film, okuduğunuz kitap veyahut şahit olduğunuz kimi durumlara özendiğinizi hissedersiniz ya, bir şeylere; heh, tam da o misal özeniyorum işte öyle şeylere. Özeniyorum lakin çoğu zaman ‘elde var sıfır’ oluyor sonuçlarım.
Saçma sapan şeylere kafa yorarak kendimi kandırma yoluna giriyorum bazı zamanlar. Öylesine saçma ve boş ki, kendim bile kendime acınası gözlerle bakarken; uslanmaz bir çocuk gibi devam ediyorum aynı şeyleri yapmaya.. İyi ki sıkılmak diye bir şey var. Zira gelin görün ki, sıkılmak ya da üşenmek gibi nedenlerden ötürü o saçma işleri yapmaktan da vazgeçiyorum bir zaman sonra. -hatta hemen sonra-
Sonrası mı?
Sonrası da eskisinden farksız şekilde koca bir boşluk. Boşluklarla o kadar dolmuşum ki her yerim boşluk. Dünya boşluk, vücudum boşluk; zevklerim ve mutluluklarım, duyularım, hepsi birer boşluk.
‘Tanrı boşlukların belasını versin!’ diyeceğim ama gelmişine geçmişine sayıp söveyim işte, tanrı yok(!) Oysa olmasını öyle çok isterdim ki. İnsan, yalnızlığında kaybolduğunda en çokta bir tanrının eksikliğini yaşıyor. Sığınacağı, huzur bulacağı şeylerin varlığını dünyevi varlıklarda bulamadığı zaman, en çokta bir tanrı istiyor insan; sığınmak, sevmek, sevilmek ve mutlu olmak; bir şeylere ait olmak, bir tanrıya ait olmak.
Ama işte, ne demiş Nietzsche? “Tanrı öldü!”
Düşünüyorum, şu an tanrı yanımda olsaydı ne yapardık diye: Sanırım önce karşıma alır birkaç kadeh rakı içer demlenirdim. Demlenmeden dert dökmek zor oluyor, bilen bilir. Daha sonra, anlatmaya başlar ve ona sımsıkı sarılır ağlardım. Ağlamak güzel şey, ağlayın.. Ağladıktan sonra ben, güldürecek bir şeyler söyler o, bilirim ben. Yani bilmiyorum açıkçası ama yapardı herhalde, yapmalıydı. Çünkü o güçlüdür, her şeyi bilen ve ‘ol!’ demesiyle her şeyi olduracak biri o. Yapardı yapardı, tanrım o benim; mutsuz olmamı, ağlamamı niye istesin ki? Yapardı değil mi?
Daha sonra bakışırdık biraz, sanıyorum. Kadın olsaydı sevişirdik ama değil işte. Erkek olsaydı, kadınları çekiştirirdik ama erkek de değil işte.
Sanırım tanrı LGBT’li.
LGBT’li bir tanrım olsa ben çok severdim bence. Niye sevmeyeyim ki, malum; toplumumuz o gibilerini oldukça aşağılıyor. Ben ise ezilenden yanaydım, severdim..
Neyse, velhasıl kelam; tanrım, var mısın bilmiyorum ama ibneliğin lüzumu yok! Var isen, ben buradayım; haberin olsun..
Eee ne demiş atalarımız : GOD IS GAY👅😂
Karşındakinin suratına bakıyorsun ve söyleyecek hiçbir şeyinin kalmadığını fark ediyorsun. Buna yabancılaşmak deniyor. Sonra durup düşünüyorsun, bir zamanlar onun için yapmayacağım şey yoktu, biz bu noktaya nasıl gelebildik
insanlarin yanindayken genellikle daha kolay, rol yapiyorsun, birilerini inandirmaya calisiyorsun. ama tek basina oldugunda ve kandiracak kimse kalmadiginda, gercekten ne hissettiginle yuzlesiyorsun. zaten iste o anlarda karar veriyor insan, artik yasanacak bir sey kalip kalmadigina.