Game of Thrones Daily
sheepfilms
Sade Olutola
i don't do bad sauce passes
Keni
DEAR READER
KIROKAZE

PR's Tumblrdome
I'd rather be in outer space 🛸
hello vonnie
Lint Roller? I Barely Know Her
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
d e v o n
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

blake kathryn
RMH
trying on a metaphor

No title available
styofa doing anything
Misplaced Lens Cap

seen from Greece

seen from Singapore

seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Singapore
seen from Singapore

seen from United Kingdom
seen from Singapore
seen from Singapore
seen from France

seen from Belgium
seen from Singapore

seen from United States
seen from Netherlands
seen from United States

seen from Netherlands
@sezginer35
Gün yeni bir şiir gibi açılır,
ışık umutla dokunur kalbe.
Günaydın… sabahın melodisi size huzur getirsin.
„Gün işini tamamladığında,
güneş usulca kızıl akşama iner.
Yorgunluk diner, ruh gülümser –
Akşam, huzurun sessiz tesellisi.“
Iyi geceler ☕🚬
Son Osmanlı...
Aramızda "Ben Osmanlı Torunuyum diyenlere gelsin"
cesaretli Ben :-) gününüz güzelolsun.. :-)
Günaydın 🥰
Musmutlu Pazar olsun 😎
Mutlu haftasonları.. siz siz olun doktora gitmeyin... Her gittigce bir hastalık buluyor şerefsiz.. 🤣🤣🤣
bundan sonra
ölüme beş kala doktora beş geçe hastaneye .
Insanlığın Şartı dokuz.. inanmayan izlesin...
Ama bu çok güzel olmuş 😢
Iyi geçerler olsun ..
Günaydın 🌺
🇹🇷 Eğer Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda başarısız olsaydı veya hiç olmasaydı:
Sevr Antlaşması (1920) uygulanırdı ve Türkiye diye bildiğimiz ülke yok olurdu!
İzmir & Batı Anadolu → Yunanistan (Megali Idea gerçekleşirdi)
Doğu Anadolu → Bağımsız büyük Ermenistan
Güneydoğu → Özerk / bağımsız Kürdistan
İstanbul & Boğazlar → Uluslararası bölge (İngiliz-Fransız kontrolü)
Güney (Adana, Hatay civarı) → Fransız mandası
Geriye kalan → Küçük, zayıf bir Türk devleti (Sivas-Çorum civarı sıkışmış, mandater veya protektor)
Sonuç:
Milyonlarca Türk mülteci, tersine etnik temizlik
Laik Cumhuriyet yok, kadın hakları reformu yok, Latin alfabesi yok
Kalifelik/Sultanlık zayıf devam eder (İngiliz-Fransız kuklası)
Bugün: Daha fakir, daha dindar, daha istikrarsız bir ülke – belki Afganistan-İran karışımı veya Suriye/Irak gibi bölünmüş
NATO'da güçlü Türkiye olmaz, Yunanistan çok daha büyük olur, Kürt devleti erken kurulurdu
Atatürk sayesinde Lozan'la (1923) bu kâbusu yırtıp attık ve bağımsız, bütün bir Türkiye yarattık.
O yüzden diyoruz: "Ne mutlu Türk'üm diyene!"
Yok arablaşma değil daha kötüsünu yaşıyoruz..
Bugün 8 Mart…
Yüz yılı aşkın süredir, tekstil atölyelerinin dumanlı koridorlarında başlayan bir isyanın, grevlerin, yangınlarda yitirilen canların, grev çadırlarında büyüyen dayanışmanın, “Ekmek ve Gül” diye haykıran on binlerce kadının mirası.
Clara Zetkin’in Kopenhag’da attığı o kararlı adım, Rosa Luxemburg’un enternasyonalist öfkesi, New York’tan İstanbul’a, Rojava’dan Taksim’e uzanan kızıl bir zincir.
Biz emekçi kadınlar, evde karşılıksız emeğimizle, fabrikada düşük ücretle, tarlada alın teriyle, sokakta tacizle, savaşta bedenimizle sömürülenleriz.
Ama aynı zamanda zincir kıranlar, barikat kuranlar, devrim bayrağını en önde taşıyanlarız.
Patriyarkanın ve kapitalizmin çift sömürüsüne karşı, “Jin, Jiyan, Azadî” diye, “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez” diye, “Eşit işe eşit ücret, ev içi emeğin tanınması, İstanbul Sözleşmesi yaşatır!” diye haykıranlarız.
Bugün mor değil, kızıldır 8 Mart.
Çünkü eşitlik dilenilmez, alınır.
Çünkü özgürlük bahşedilmez, kazanılır.
Çünkü ekmek de gül de, barış da adalet de ancak sınıf mücadelesiyle, kadın dayanışmasıyla, enternasyonalist iradeyle gelir.
Bu yüzden diyoruz ki:
Sömürü düzenine, erkek egemenliğine, faşizme, gericiliğe, savaşlara karşı omuz omuza!
Faili koruyan yasaları yırtıp atacağız,
İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz,
Ev içi emeği ücretli sayacağız,
Çocuk bakımını toplumsal sorumluluk yapacağız,
Kadına yönelik şiddeti bitirecek devrimci bir dünya kuracağız.
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın emekçi kadınların enternasyonal dayanışması!
Yaşasın sosyalist feminist mücadele!
8 Mart kızıldır, direnişle aydınlanır dünya.
Hep birlikte, daha güzel, daha eşit, daha özgür bir yarına… ✊🌹🔥
Geceniz yüreğiniz gibi olsun 🌺🥰
Yılan tavuğu ısırdı ve zehir bedeninde yanarken, o da kümese sığınıp korunacak bir yer aradı.
Ama diğer tavuklar, zehir yayılmasın diye onu kümeslerinden kovmayı tercih etti.
Tavuk, aksayarak ve acı içinde ağlayarak dışarı çıktı. Onu en çok yakan ısırık değildi; en çok ihtiyacı olduğu anda kendi ailesi tarafından terk edilmek ve hor görülmekti.
Böylece gitti… Ateşler içinde, bir ayağını sürükleyerek, soğuk gecelere karşı savunmasız kaldı.
Her adımında bir damla gözyaşı düştü.
Kümesteki tavuklar onun uzaklaşmasını izledi, ufukta kayboluşunu seyretti. Bazıları kendi aralarında şöyle dedi:
— Kalkıp gittiği iyi oldu… Bizden uzakta...
Tavuk sonunda ufkun sonsuzluğunda gözden kaybolduğunda, hepsi onun öldüğüne emindi.
Hatta bazıları gökyüzüne bakıp akbabaların uçuşunu görmeyi bile bekledi.
Zaman geçti.
Çok sonra bir sinek kuşu kümese geldi ve haber verdi:
— Kız kardeşiniz yaşıyor! Buradan çok uzakta bir mağarada yaşıyor.
İyileşti, ama yılanın ısırığı yüzünden bir ayağını kaybetti.
Yiyecek bulmakta zorlanıyor ve yardımınıza ihtiyacı var.
Bir sessizlik oldu. Sonra bahaneler başladı:
— Gidemem, yumurtluyorum…
— Gidemem, mısır arıyorum…
— Gidemem, civcivlerime bakmam gerekiyor…
Böylece birer birer hepsi isteği reddetti. Sinek kuşu yardım bulamadan mağaraya geri döndü.
Yine zaman geçti.
Çok daha sonra sinek kuşu tekrar geldi, ama bu kez acı bir haberle:
— Kız kardeşiniz öldü… Mağarada tek başına öldü… Onu gömecek de yok, yasını tutacak da…
O an hepsinin üzerine ağır bir yük çöktü. Derin bir ağıt kümese yayıldı.
Yumurtlayanlar durdu.
Mısır arayanlar tohumları bıraktı.
Civcivlerine bakanlar bir anlığına onları unuttu.
Pişmanlık, her zehirden daha fazla acıtıyordu.
“Neden daha önce gitmedik?” diye soruyorlardı kendilerine.
Mesafeyi, yorgunluğu düşünmeden hepsi mağaraya doğru yola çıktı; ağlayarak, feryat ederek…
Artık onu görmek için bir sebepleri vardı, ama artık çok geçti.
Mağaraya vardıklarında tavuğu bulamadılar…
Sadece şu yazılı bir mektup buldular:
“Hayatta insanlar çoğu zaman sen yaşarken yardım etmek için sokağın karşısına geçmez; ama öldüğünde seni gömmek için dünyayı dolaşırlar.
Ve cenazelerde dökülen gözyaşlarının çoğu acıdan değil, vicdan azabından ve pişmanlıktandır.”