Selam Tumblr ben geldim. Kaybetmiş ve bitmiş hissediyorum...07.27.2021🦋🖤

roma★
art blog(derogatory)
Sweet Seals For You, Always
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
No title available
🩵 avery cochrane 🩵
Not today Justin

No title available
No title available
untitled
macklin celebrini has autism
Mike Driver

Origami Around
𓃗
One Nice Bug Per Day

bliss lane
EXPECTATIONS
🪼
$LAYYYTER

gracie abrams

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Uzbekistan

seen from India

seen from China

seen from United States
seen from Jordan
seen from Russia
seen from Philippines
seen from China
seen from United States
seen from India
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Colombia
@siyahistbirkiz
Selam Tumblr ben geldim. Kaybetmiş ve bitmiş hissediyorum...07.27.2021🦋🖤
BU YAZIYI OKUYANA
PEYGAMBER DUASI VARDIR.!
Hazreti Ali, bir gün gazadan hanesine geldiğinde, Hz. Ebubekir Sıddık, Hz Ömer El Faruk, Hz. Osman Zinnureyn gelerek Hz. Ali’ye: “Gazan mübarek olsun ey Allahın arslanı” dediler…..
Hz. Fatımatüz Zehra validemiz de onlara ikramen kalaylı bir tas içinde bal getirdi.
Balın üzerinde ince bir kıl vardı.
Hz. Ebubekir kılı almak üzere davrandı.
Hz. Ömer ise, k...ılı aldırmadı ve dedi ki:–
Bizler Hazreti Zişanın vezirleriyiz.
Belki Fatimetüz Zehra bizleri tecrübe için bu kılı koymuştur. Aramızda bu kıl hakkında üçer tevil edelim. Münasip değil mi?” dedi ve sonra;
Hz. Ebubekir:
– Namaz kılanın kalbi nurludur bu tastan. Dünya endişesini gönlüne getirmeden namaz kılmak tatlıdır bu baldan.
Namazı tadili erkan üzere kılmak incedir
bu kıldan.
Müteakiben Hz. Ömer El Faruk şöyle buyurdular:
– Misafiri seven hane sahibinin kalbi nurludur bu tastan. Misafirlere ikram etmek ve gönlünü almak tatlıdır bu baldan. Misafirin kalbi incedir bu kıldan.
Hz. Osman da söyle yorumladı:
– Alimlerin kalbi nurludur bu tastan.
Alimlerle sohbet etmek ve onları dinlemek tatlıdır bu baldan. Kur’an-ı Kerim’e mana vermek incedir bu kıldan.
Hz Ali Efendimiz de söyle bir açıklama da bulundu:
– Gazaya giden gazilerin kalbi nurludur ba tastan. Cihat edip al kanlara boyanıp kafirlerle cenk etmek tatlıdır bu baldan.
Üzerine kul hakkı geçirmeden, haram yemeden hanesine dönmek incedir bu kıldan.
Sonra Hz. Fatıma validemiz de bir yorumda bulundular:
– Erkeğini hoşnut eden kadınların kalbi nurludur bu tastan.
Erine cefa etmeyip güzelce geçinip, kendinden razı etmek tatlıdır bu baldan.
Kocasının hakkını yerine getirmek
incedir bu kıldan.
Sonra Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v) de bu sohbete iştirak ederek şöyle tevil buyurdular:
– Benim ümmetimin kalbi nurludur bu tastan. Kevser şarabı tatlıdır bu baldan.
Şeriatımız (İslamiyet) incedir bu kıldan.
– Bu sohbete, neş’e veren Cenab–ı Hak,
Cebrail (as)’ı göndererek buyurdu ki:
– Senin nübüvvet nurun nurludur bu tastan. Yarın kıyamet günü mahşer yerinde ümmetine şefaat etmen tatlıdır bu baldan.
Sırat köprüsü incedir bu kıldan.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek ellerini kaldırıp:
– Ya Rabbi, bu bal tefsirini okuyana, dinleyene ikiyüz peygamber sevabı isterim ve senden dilerim, diye dua ettiler.
Cihan Yari Güzin Efendilerimiz de “Amin” dediler.
Cenabı Allah’tan şöyle nida geldi:
– Ya Habibim! Senin ümmetinden ;
her kim bu Bal Tefsirini üzerinde taşır,
okur, okutur, yazar, yazdırır ve din kardeşlerine hediye ederse İzzet ve Celalim hakkı için
ben de o kuluma ikiyüz peygamber sevabı veririm, diye buyurdular.
Peygamber Efendimiz (SAV) de dedi ki:
– Benim ümmetimden her kim bu bal tefsirini kendisine evrad edinip üzerinde taşır, her gün okur veya dinlerse, ve burda bahsedilen ahlaklarla ahlaklanmaya çalışsa katiyyen dünya darlığı görmez; fakru zarurete düşmez; ölürken hüsnü şehadetle ölür; ahirete iman ile gider ve gelecek kaza ve musibetlerden kendisini Cenabı Hak muhafaza eder...
Her kim bu yazıyı okuduysa ben de ona armağan ediyorum...
İNŞALLAH ...(Aminn)
Hz. Ali ve Annem
Din’lere değil “Dinler tarihine” inanırım ama inançlara da hep saygılıyımdır. Din ısıtır, bilim aydınlatır. İnanç bir kabuldur, dogmadır. Dogmalar (doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen savlar) sorgulanamaz. Dinin kendini kimseye kanıtlama ihtiyacı yoktur. Din ve inanç dünyasına sorgulayarak şüphe ile yaklaşmak kimsenin haddine değildir çünkü burası tek ve bir olan yaratıcının (Allah) alanıdır. Diğer bir değişle, Din anlatır, Bilim açıklar. Felsefe ise sorgulayarak hakikatı aramaktır. Felsefe (Sokrat) sorgulanmamış hayat, hayat değildir der. Bu anlamda Din ile Bilim/Felsefe’yi aynı potada eritmeye çalışan, aslında bunların çelişmediği anlatmaya çalışan insanlara sürekli şaşmışımdır. Heleki “İslam felsefesi” lafını sanki Din’in felsefesi varmış gibi kullananlara hayret ediyorum. Doğrusu “Arap felsefe” sidir ve bunun da İslam’la Din’le bir alakası yoktur.
Konumuza dönersek, Hz. Ali ve Hz. Muhammed’e ciddi saygım vardır. Bu yaşadığını bildiğimiz (Hz. İsa’nın tarihteki varlığı muammadır) yüce kişilikler tarihteki başarıları ile büyük liderler, komutanlar ve -inancı olanlar içinde kutsal zatlar olarak- kendilerini kanıtlamışlardır. Hele ki Hz. Muhammed’in Araplara -ve o zamanki koşullar içinde ulaşabildiği her toplum ve topluluğa- gösterdiği liderlik benzersizdir. Kendisi tartışması su götürmez şekilde Dünya tarihinin gördüğü en büyük devrimcidir.
Bunlar bilinmesine ragmen Hz. Muhammed ve Hz. Ali üzerinden bir iktidar şavaşı yapılmaktadır. Amcası Ebu Talib’in oğlu olan Hz. Ali’yi kendi kızı ile evlendiren Hz. Muhammed için Hz. Ali en sevdiği Ehl-i beytlerin başında gelir. Hz. Ali kendisinin ömrü boyunca sağ kolu olarak en büyük destekçisidir. Buna rağmen, Peygamberin ölümü sonrası Hilafete layık gördüğü, hatemini (mührünü) taşıttığı “Allah’ın aslanı” ve “Ali el Murtaza” sıfatları ile çağırılan Hz. Ali ve ailesi sürekli haksızlığa uğramış ve işin sonunda da ne kendisi ne de oğulları (Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan) eceli ile ölmemiştir (suikastlar ve Kerbela olayı).
Müslümanlığın Arap yorumu olan sünniliğe (Emeviler tarafında ciddi dejenere edilmiştır) Anadolu yorumu olan Alevilik ve Bektaşiliği tercih ettiğimden Alevilere ait şu dörtlüğü çok severim.
Ali bizim şahımız Kabe kıblegahımız Miraçtaki Muhammed O bizim padişahımız
Ali’yi Muhammed’in arkasında ama ona en yakın gören Alevilik yüzlerce senedir Hz.Ali sevgisi Peygamberin önünde diye sapkın bulunarak iftiraya uğramıştır. Oysaki ünlü 4 lükte gibi konu nettir. Biri Padişah diğeri Şahtır. Hz. Ali Hz. Muhammed’den sonraki en büyük kıymettir. Kendisi yakışıklı, yiğit, cesur, akıllı ve mükemmel bir savaşcıdır. Miteloji’deki Aşil’in terbiyeli ve Müslüman halidir. Onun gibi Tanrısına ve peygamberine meydan okumaz, biat eder. Sürekli iktidar mücadelelerinde (hilafet) müslüman kanı akmasın diye kendi ve oğulları hak ettikleri koltuklardan uzak durmuşlar ve –kanı Hz. Muhammede en yakın olmasına ragmen yine müslümanlar tarafından katledilen bu aile- sağduyunun temsili olmuşlardır.
Bu girişten sonra beni hayatımda en çok etkileyen ve rüyama giren yeni dinlediğim bir Dini kıssa’yı yazmak isterim. Bu kıssayı bana anlatan kişi ciddi inançlı bir müslüman olduğu için ve bu kıssa’yı bana inanarak ve samimiyetle anlattığı için ayrıca etkilendiğimi önden belirteyim.
Onun anlatımıyla yazıyorum.
Sahabe, Hz.Ali, Hz. Hamza, Hz. Osman, Hz.Ömer, Hz. Ebubekir ve Resulallah bir şavaştan dönerken önlerine yaşlı ve üzüntüden çökmüş yaşlı ve çok üzgün bir Anne (Ana) çıkmış. Sorusu da hüznü kadar netmiş. Ey Hazretler ve Resulallah oğlum nerede? Sahabeler biliyorlar ki Anne’nin tek oğlu savaşta şehit oldu, bir türlü bir cevap veremiyorlar. Hepsi sessiz ve üzgün boyunlarını bükmüşler. Yaşlı kadın o kadar üzgün ki kimse kötü haberi veremiyor. Tüm gözler bir anda efendimiz Resul-i Rabb'il Alemin Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i aramış.
O an Hz. Muhammedin aklına savaştan az önce Hz. Ali’nin kısa ziyareti gelmiş. Hz. Muhammed elde olmayan nedenlerden Hz. Ali’yi bekleterek yanına indiğinde Hz. Ali ona “Ya Muhammed! Allahın en sevgili kulu! Resulumuz! Müsaadeni isterim, anneme bir saate yanına geri gelirim dedim.” diyerek huzurdan ayrılmış. Peygamberlerin efendisi bu davranışın diğer müslümanlar arasında örnek olması için en sevdiği cübbesini Hz. Ali’nin arkasından kendisine hediye olarak yollamış.
Hz. Muhammed Allah tarafından müjdelenen “Cennet anaların ayağı altındadır” hadisini çok sever, dünya ve ahiret hayatında kendisini Allah’tan sonra en çok seven kişinin kendi annesi Hz. Amine olduğunu çok iyi bilirmiş. Anne/çoçuk bağı kullar arası en kalın ve güçlü bağmış.
Bütün bu düşüncelerinin arasında mucizelerini imtina ile kullanan Hz. Muhammed üzgün Ana’ya uzun uzun bakarak sonra bir anda Hz.Ali’ye dönmüş. Hz. Ali peygamberin bir bakışı ile kendisinden aracı olması istenen mucizenin gerçekleşmesi için -Şah-ı Merdan, Ali-el Mürteza ve “Allah’ın Aslanı” olan Hz. Ali- bir anda arkasını dönerek “Ya Allah!” diye bağırmış.
Ve işte tam o anda uzaklarda 4 nala hızla koşarken arkasında toz bulutu çıkaran bir atlı belirmiş. Hızla atını Hz. Muhammed ve Sahabe’ye doğru sürdüğünden yavaş yavaş sülieti ve sıfatı görünür olmuş. Yaklaşınca görüntüsü ve atı ile herkesi huşu içinde bırakan atlı yaşlı kadının şavaşta kafası kopan, yüzlerce ok, onlarca mızrak yiyerek şavaşta vucudu parça parça olmuş oğluymuş. Atı üstünde yaralı harap vucudu tekrar birleştiğinden, kopuk uzuvları tekrar yerlerine yapışmış halde korkutucu görünmekteymiş. Güçlü ve iri atının nalları yere sürttükçe alevler çıkmakta, hızından yelesi kabarmış at ise bütün ihtişamı ile burnundan buharlar çıkartmaktaymış. Sahabe , Hz. Hamza, Hz. Osman, Hz.Ömer ve Hz. Ebubekir biraz şakınlık birazda tedirginlikle saatler önce savaşta şehit olan din kardeşlerine baka kalmışlar..
Savaşta şehit olan Oğul iki dizginini birden çektiği atını durdurarak biraz eğilmiş ve Hz. Ali’ye sitemle sormuş. “Ya Ali! Beni neden çağırdın!”.
Hz. Ali biraz bekleyip gözgöze baktığı Oğul’a “Peygambere sor. Annen seni sorunca bana bakan ve seni çağırtan odur demiş.
Sahabe’de tüm gözler Resulallah’a döndüğü noktada Hz. Muhammed -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- biraz durduktan sonra az biraz iç çekerek “Anne’ne kıyamadım Ey Oğul” demiş.
Cennetin nimetlerinden istifa ederken cennet bahçesindeki rahatını bozarak gelmek zorunda kalan Oğul Allahın Hz. Ali’ye sevgisini bildiginden ona der ki: Sakın birdaha arkanı dönerek “Allah!” diye bağırma yoksa Allah isteğini kabul eder, tüm şehitler geri döner ve o zaman “Şehitlik” mertebesi ortadan kalkar demiş.
Sonra Annesini ağlarken gören Oğul atından inmiş. Annesine doğru yürümüş, ona sarılmış, Anne onu son defa kokladığını bilerek hasretle Oğul’u kollarından ayırmamış, ellerini sırtından çözmemiş. Sırtını sevgiyle sıvazlarken şehit oğlunu doya doya koklamış öpmüş. Oğul en son cennetin ileride ayağına serileceği Annesine tüm sevgisiyle bakarken onun mübarek ellerini elinde kavuturmuş ve onlarca kere öpmüş. Vedanın zorluğundan olsa gerek, o kadar hızlı arkasını dönüp atına atlamış ve 4 nala kalkmış ki ne zaman geri gittiği zamanda anlaşılamamış!
Bu Kıssayı bana anlatan kişi o kadar inanan biri ki ve öyle inanarak ve huşu içinde anlattı ki tüylerim diken diken oldu. Annemi düşündüm, gözlerimden yaşlar ip oldu aktı.
Sürekli atının üstünde zombi kılığındaki Oğul imge olarak aklıma geldi durdu gün içinde.
Gecede rüyasını gördüm. Oğul direk atını bana doğru sürüyordu ve fonda Metallica’nın “4 horsemen” ‘i çalıyordu. Oğul, atının üzerinden eğilip Hz. Ali’nin kulağına benim de duyabileceğim şekilde “Beni niye çağırdın ya Ali?” diye sorarken atının üstünde birden doğruldu ve bakışlarını hızla bana çevirdi. İşte o an korkudan uyandım. Ama uyandıktan sonra da huzur içinde uyudum. Sadece materyalizm ile de açıklayamadığım dünyamda Din/inanç beni de –hem de battaniyem yorganımdan daha çok- ısıtmıştı.
#hzali #ali #🖤💚♥️
İyiki doğdum ben.
Konuşmadan gözlerinle,
Beni sevdiğini söylesen,
Yüreğime gözlerini ölenek dek mühürlesen...
Sen kendini, kendi ellerinle bitirdin. Yoksa ben seni başka bir şekilde bitiremezdim.
Biz seninle Atlantik ve Akdeniz'in birleşemeyeceği kadar imkansızız.
Sen benim en güzel çaresizliğimdin.
Sende kaybettiğimi, başkasında ararım.
Sen en güzel duyguların katilisin.
Nasip değilmiş vuslat, rahat uyu yar sana hakkımı helal ettim...
Başka bir kıza yazdığın şiiri bana okumak hiç mi yakmadı canını yiğidim...
Olmasını gerçekten istediğimiz herşey çok zor geliyor... Ama gerçekten olmasını istediğimiz şeyler.
"Nereye gidersek gidelim, hoşçakal burası..."
-Frederic Gros
Paramparça bütün aynalar.
İçimde kan revan birisi var...
İyileştirdiğiniz herkes, birgün sizi hasta edecek.
Kör bir adamın, sağır bir kadına, çok güzel demesi gibiydi hayallerimiz...