Ben gitmenin zor, seni göndermeye çalışmanın daha zor olduğunu bilememişim.
Game of Thrones Daily

Game Changer & Make Some Noise

No title available
Today's Document
Phantogram Three
🪼
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
h
tumblr dot com
The Bowery Presents

blake kathryn
One Nice Bug Per Day

Kiana Khansmith
Show & Tell
The Bright Sessions
I'd rather be in outer space 🛸
Color Me Curious
Not today Justin

bliss lane
★

seen from Malaysia

seen from Japan

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from Singapore

seen from Pakistan

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Norway

seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Ecuador

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Iraq

seen from Japan
@siyahmelek2217
Ben gitmenin zor, seni göndermeye çalışmanın daha zor olduğunu bilememişim.
Ne sevmeyi ne kalmayı ne de gitmeyi beceremedin.
Utanmıyor musun, o varmış gibi konuşmaya? Delirdin sen iyice. Aynalar o değil, anlattığın şeyleri kendin dinliyorsun o değil. Yeter. Kendine gel artık.
Sahi bugün benim neyim var? Neden ağladım pilav bitmiş diye? Neden ağladım bana anlayışlı davranıldı diye?
Bu senin eserin mi yoksa benim eser olmak sarf ettiğim çaba mı?
Sen mi beni üzüyorsun yoksa ben, beni üzmeni mi istiyorum?
Sahi sen kimsin kalbimi neden bu kadar kırdın?
Sahi ben kimim kalbimi neden bu kadar kırdım?
Eskiden bana yakıştırdığın kelimeleri 'ona' kullanınca ağlamadım ama evde un yok diye saatlerce ağladım.
Yoksun ve olmamana hak vermek üzereyim..
Beni anlayabiliyor olmanı isterdim. Çünkü ben seni anlamak içim çok çabaladım. Olmadığın halde hala bunu yapıyorum. Bırakmak istiyorum.
“Senden bir tane büyük ricam var dedim. Yalvarırım benimle kavga etme. Asla etme. Bir kere bile etme. Çünkü ben kavgada acımasızım. Köprüleri çok kolay yıkarım. Terk edip gitmenin özgürlüğüyle sarhoş olan birini kavgada yenemezsin. Seni sıfırlar geçer. Sırf zevki için kavgayı tırmandırır, tahmin bile edemeyeceğin seviyelere taşır.”
Ne zamanı geriye alabildim ne yaptığım hataları düzeltebildim. Ben hala bütün notlarımı, muhtemelen beni unutmuş biri için yazan sıradan biriyim. Herkesi kendinden uzaklaştıran, istediği yemek bugün evde yok diye ağlayan o sıradan biri hala. Keşkeleri, iyi kilerinden çok olan sıradan biri işte.
Herkesle ve her durumda bu kadar empati yapmasaydım nasıl olurdum diye düşünüyorum. Sen doğru olanı yapıyorsun diyor içim. Sen aptalsın diye bağırıyor daha da içim. Susmuyorlar yine. Ama onlarla empati yapamıyorum. Herkesi anlıyorum ama kendimi? Asla.
Kaç gün kaç saat geçmiş seninle dolan notlarıma olan serzenişimden. Hala bütün notlarım bütün hayallerim seninle ama bir farkla. Ben seni yazmaya o kadar alışmışım ki artık isyan edemiyorum. Bu böyle mi devam edecek, etmesin. Lütfen.
Bütün notlarım seninle mi dolacak. Günlüğümün her satırında senin adın mı geçecek. Rüyalarım hep sana mı çıkacak? Ben nerdeyim. Bir akasya altında kitap okumam gerekmiyor mu? Arkadaşlarımla kahve içiyor olmam gerekmiyor mu? Bir müzeye kendimi saatlerce kaptırmam gerekmiyor mu? Ben neden burdayım?
Zamanı geriye alsam, yaptığım hataları düzeltsem şuan burda olur muydun diye düşünmeye başladım. Sorun benim diye düşünürken sorun acaba senin bahanelerin mi diye düşünüyorum şimdi. Çünkü bir suçluya ihtiyacım var ve gelmeyeceğini bilerek seni suçluyorum. Kendimi kandırıyorum.
İçimde bi ses var beni öldürmek isteyen.
Gidiyorsun ama kalmanı istiyorum. Bağırıyorum ama duymuyorsun. Kulaklarını mı kapadın bana yoksa sesim mi çıkmıyor?. Ben mi olmalıydım ilk giden diye düşünüyorum sonra aklıma geliyor ilk giden zaten bendim. Ama dur sonra sen de gitmedin mi zaten? Kafam çok karıştı yine. Gitmesen olmsz mıydı? Ağlayamıyorum bile gururdan ama varlığını hissetmeme izin versen olmaz mıydı?
Bir şeyler oluyor kimsenin kapısını çalmıyorum. Bir şeyler geliyor başıma, canıma değiyor bir şeyler. Böyle bir şeyler, kocaman ya da küçücük. Beni darlıyor. Ben kimse anlamasın, kimseye yansımasın diyorum. İçimde küçük bir kutuya kitliyorum ne var ne yoksa. Herkese diyorum iyiyim. Ama o kutu bir gün gıcırdıyor. Bir gün geliyor bakışım, ses tonum, ufacık bir tepkim, durup dururken birden bağırışım beni dengesiz ediyor. Ben dengesiz değilim ki. Belki biraz mutsuzum o kadar.
Olduğum yerde durgunlaşıyorum, kendimi boş duvarı izlerken buluyorum. Sonra sol elimle sol omzuma vuruyorum hafifçe ve kendi kendime "iyisin, iyiyim" diyorum. Her şeyin düzelmesini bekliyorum.