21 yaşındaydım. Bir şeylerin değişmesini beklemek için geç, önemli kararlar almak için erkendi. 21 yaşındaydım. Penceresiz bir odada babamın bana kurduğu yatakta yatıyordum. Ağustostu. Sıcaktı. Burası hep sıcaktı. Burası hep Ağustostu. 21 yaşındaydım. Babama gelmiştim. Ben her Ağustos babama gelirdim. Gecesi ayazdı. O gece dolunay vardı. Ben her Ağustos zayıftım, kırılgandım. Ben her Ağustos gücümden çalardım. Aileydi orası. Yuvaydı. Ben o yatakta hiç olmadığım kadar yalnızdım. Hiç olmadığım kadar acı. 21 yaşındaydım ve bazı şeylerin hiç geçmeyeceğini anladım. Acının hiç geçmeyeceğini anladım. Bu yatak acıydı. Bu ev acıydı. Bu bahçe acıydı. Ağustoslar hiç yetmedi babamı sevmeye. Ağustoslar yetmedi öpüp sarılmaya. Hiç kimse bir Ağustosa sığmamalıydı. Hiç kimse babasını bir Ağustosa sığdırmamalıydı. Geçer sandım. Acısı geçer, yuvası kalır sandım. 21 yaşındaydım ve geçmemişti, geçmeyecekti. Yuvam yoktu. Babam yoktu. Ailem yoktu. Aynalar bile küstü bana. Ben yoktum. Varolamazdım burada. Bahçenin yeşilleri çöldü bana. Havası zehir. Ben nasıl didindimse, ben nasıl yırtındımsa olmadı. Ben geldim de hiç varamadım buraya. Hiç nefes alamadım. Ben hiç istemedim de her Ağustos geldim. Geçer sandım. Babam sandım. Bir gün ben yeterim sandım. Doğru olurum sandım. Ben hiç doğru olamadım. Ben hiç yaranamadım. Hep eksiktim, yarımdım, yanlıştım. Ben buraya hiç yaraşamadım. Onlar da hiç görmedi. Ben en çok kendimden verdim. En çok benden çaldılar. Eskidi her şey. Mutsuzluğum bile eskidi. Çabam eskidi. Yorgunluğum kaldı. Gidemedim hiç buradan. Onlardan gidemedim. İçim bin kere küstü. Uzattığım eller bin kere kırıldı. Ben babamdan geçemedim. İçimi soldurdular da. Ben bu eve adım atmam bir daha diyemedim.















