Ehmedê Xanî;
“Vî zemanî her kesek mî’marê dîwarê xwe ye.”
(Bu devirde her kes kendi duvarının mimarıdır.)

seen from China
seen from Malaysia
seen from Maldives
seen from China
seen from United States
seen from Russia
seen from China
seen from Germany

seen from Maldives
seen from United States
seen from United States
seen from South Korea

seen from Germany
seen from Russia
seen from China
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Uzbekistan
seen from Maldives
seen from Russia
Ehmedê Xanî;
“Vî zemanî her kesek mî’marê dîwarê xwe ye.”
(Bu devirde her kes kendi duvarının mimarıdır.)
“Kılıç yerine kaleme sarılın!”
Ahmed-î Xanî
Peri Padişahı’nın üç fettan, çöpçatan kızı vardır. Üçü de birer ay parçası… Büyüğünün adı Tav Banu (Prenses Işık), ortancası Heyv Banu (Prenses Ay), küçüğü Stêrk Banu (Prenses Yıldız)’dur. En akıllıları Stêrk Banu’dur. İki kardeşine bakar, ikisinden güzel tek bir kız vardır bu cihanda, o da Botan Miri’nin kızı Zîna Zêdan’dır. En yakışıklı erkek de Mağrip Ülkesinin oğlu Memê Alan’dır.
Üç çöpçatan kız ikisini gece birbirinin koyuna sokmaya karar verirler. Gece olup karanlık basınca üç çöpçatan peri kızı oyunlarını oynar, Zîn’i Cizre’den alır Mağrip ülkesine getirir, sarayında uyumakta olan Mem’in koynuna sokarlar. Sabaha karşı kızı alıp götürürlerken de yaşadıkları şeyin rüya değil gerçek olduğunu anlasınlar diye ikisinin yüzüklerini değiştirirler. Sabah vakti ikisi de kendi yatağında uyanır, Zîn’in parmağındaki yüzüğün içinde “Memê Alan”, Mem’in parmağındaki yüzükte de “Zîna Zêdan” yazmaktadır.
Mem Zîn’e, Zîn Mem’e aşık olmuştur.
Hani Tolstoy demiş ya “bütün büyük hikayeler ya bir yolculuk ya da şehre bir yabancının gelmesiyle başlar” diye. Bu hikayede ikisi de var. Mem, ne yapıp edecek Mağrip ülkesinden kalkıp Cizîra Botan’a gidecek, Zîn’i bulacak kendine eş yapacak. Ama mesafe fersah fesahtır. Bunu da ancak denizin altında yattığına inanılan bir at kat edebilir.
Günün birinde balıkçı ağlarına bir şey takılır. Çekerler nafile. Mağrip ülkesinde bulabildikleri bütün halatları toplarlar, bin beş yüz delikanlı halatlara asılır, olmaz. Mem’e haber verirler, o da deniz kıyısına iner, ipleri çekenlerin elleri kan içindedir. Nihayet ağ denizden çıkar. Ağın içinde, at şeklinde bir canavar vardır.
Canavarı denizin derinliklerine inşa edilmiş yedi kapıdan geçerek varılan bir yere kapatırlar. Bir süre sonra onu tımar edecek bir seyis ararlar. Onlarca seyis gelir, hepsinin akıbeti acı olur. En sonunda Mem dayısını çağırır, at onun elinde sakinleşir. Mem biner sırtına, meydanda bir iki gider gelir, hayvan rahatlar, bir süre sonra da ehlileşir. Sıra eyerini hazırlamaya gelir, yirmi beş usta gece gündüz çalışır, altın, yakut ve zümrütle süslü bir eyer yaparlar.
Mem, artık Cizîra Botan’a gitmek için hazırdır.
Memê Alan atlar Bozê Rewan’ın sırtına, yıldırım ve şimşek eşlik eder ona, atını mahmuzladığında, gök gürler tufan kopar.
Muradiye Camii’nde çocuklara din derslerini verirken mi aklına düştü bilinmiyor ama 1683’te yazdığı “Nubihara Biçûkan” (Çocuklar İçin Yenibahar) adlı eseri, Kürt medreselerine okutulmak üzere yazılmış Arapça-Kürtçe manzum bir sözlüktür. İlk Kürtçe sözlük olarak kabul edilir. Xanî, Arapça Kürtçe kelimeleri büyük bir ustalıkla birbirine bağlamış ki eser şöyle başlıyor:
Ev çend kelîme ne ji luxatan
vêk êxistin Ehmedê Xanînavê “Nûbara Biçûkan” lê danî
Ne ji bo sahib rewacan
belkî ji bo biçûkêt Kurmancan
Wekî ji Qur’anê xelasbin
lazim e li sewadê çavnas bin
Da bi van çend reşbelekan
li wan tebî’et melekanderê zihnê vebîtin.Herçî bixûnit zehmetê nebîtin.
(Bu birkaç kelimeyi
sözlüklerden derledi Ehmedê Xanî
“Çocuklar İçin Yeni Bahar” adını verdi
Makam mevki sahipleri için değil
Belki de Kürt çocukları için
Eğer Kuran okuyacaklarsa
Dilimi bilmeleri gerek
Şu birkaç kelimeyle
O meleklerin
Zihni açılsın
Okurken güçlük çekmesinler diye)
Eskiden, çok eskiden Xanê köyünde bilge bir ihtiyarın yedi oğlu varmış. Sert rüzgarların estiği, kar gelmeden önce haberci olarak o sert rüzgarı gönderdiği soğuk bir sonbaharın kederli bir akşam üzeri yaşlı adam evinin damına çıkmış, elini alnına siper yapmış, göğün dibinde biriken kapkara bulutlara bakıp hızlıca eve dönmüş.
Bir felaketin yola çıkıp gelmekte olduğunu anlamış.
En büyük oğlunun eline en keskin bıçağı tutuşturmuş, “Tez ahıra in, öküzü kes” demiş.
Ahıra inmiş oğlan, koca öküzü bildiği usulle yere yatırarak kesmiş. Gelip babasına emrini yerine getirdiğini söylemiş. Baba bu kez başka bir emir vermiş, “Çabuk ocağa odun atın, büyük kazanı sürün ateşe. Öküzün etinden kavurma yapmaya başlasın evin kadınları” demiş ve yedi oğlunun yedisine de dama çıkıp kar küremeye hazır olmalarını söylemiş.
Etler parçalanıp kazanda kavurma olurken, kar yağmaya başlamış. Böyle koca koca taneler halinde... Patiska bezi gibi... Kar gökten indikçe, sessizlik büyümüş. Yedi oğulun yedisi de dama çıkmış, yağan karı damdan küremeye başlamış, yorulan aşağı inmiş, kavurmadan yemiş tekrar dama çıkmış, bu iş sabaha kadar sürmüş.
Sabah olmuş bir de bakmışlar ki, köyde hiçbir ev yok. Bütün köyü kar yutmuş. Bir tek onların damından incecik bir duman tütüyor.
Karlar eriyince, o yaman kış bitince, yaşlı bilge artık buralarda, bu dağların arasında, bu yalnızlıkta, konu komşu olmadan yaşanmaz demiş, ailesini yanına almış, evini barkını bırakarak Xanê’den ayrılmış.
Xanê o gün bugün insansız kalmış.
Efsaneye göre; babasının kestirdiği öküzün kavurmasını yiyerek sabaha kadar kar küreyen, böylece sülaleyi ölümden kurtaran yedi kardeşin en küçüğü Ehmedê Xanî’nin babasıymış.
Ehmedê Xanî’ye göre bu alemde ne varsa her şey insan içindir. Bu muazzam kâinat, bu sınırsız evren, bu ekseni etrafında dönen koca dünya, su, ateş, toprak ve havadan müteşekkil elementlerle birlikte, o elementlerden doğan her şey, o nefis nimetler, o giyim kuşam, o hayvanlar, madenler, ağaçlar, ovalar, meralar; her şey insan için çalışıyor, onun için ürün verip duruyorlar. Büyük yaradan, o aydınlık muhteşem nizamı, her şeyiyle birlikte insan için dizayn etmiştir. Allah yarattığı bu alemi hem kendisine perde yapmış hem de varlığının nişanesi kılmış. Yarattığı şeyler, varlığının ve hüsnü cemalinin işareti olsun istemiş. Böylece o gizli hazine ifşa olacak ve yaradanın varlığı yaratılanlara görünecek. Ama bunun tescili ancak yazıyla mümkündür. Bu yüzden Allah önce kalemi yarattı, arkasından da ruh ve aklı… İşte bu kalem insanı evrene nakşetti.
Ve dolayısıyla Xani’nin dediği gibi; “insanı en büyük kalemin çizdiği nakıştır.”
Ahmed-i Hani ‘İnsan en büyük kalemin çizdiği nakıştır’