Onunla ne zaman yüzleşmesi gerektiğini bilmiyordu. Gerçekten de, geleli sadece bir kaç saat olmuştu ve şimdiden onu görmek istiyordu. Babası... yani, üvey babası, gerekli şeyleri halletmiş, Aiden'ın her zaman gittiği yerleri öğrenmişti. Şu an muhtemelen, parktaydı. Bu tam da ağabeyinden beklenecek bir hareketti. Şehirde bir fırtına esip gürlerken, parkta oturmak. Şu zamana kadar öldüğünü düşündüğüne inanamıyordu. Gazetede o haberi görene kadar, yaşadığını hiç düşünmemişti. Sokakta yaşanan kavgada, Aiden Blackburn isimli kişinin Rick White adlı biri tarafından bıçaklandığı yazıyordu. Babası bu haberi eski, okunmamış gazeteleri toplarken bulmuş ve hemen Sinclair'e haber vermişti. Bunca zamandır Eastpoint'te miydi yani? Bunca zamandır bulunması bu kadar kolay bir yerde miydi? O günden beri buraya asla uğramamıştı. Üvey annesi öldükten sonra, William, yani üvey babasıyla tonlarca şehri gezmişlerdi. En son yaşamaya başladıkları yer ise, Las Vegas'tı. Onca yer görmüş, gezmişti Sinclair. Eastpoint dışında. Ve ailesinden kalan her şey tam... buradaydı. Arabasından indiğinde, saat kaçtı emin değildi. Muhtemelen gece bir veya ikiydi. Park, büyüktü. Baya büyüktü hemde. Aramaya nereden başlayacağını bilemiyordu aslında. Etrafı sık ve büyük ağaçlarla çevrili alan, uzadıkça uzuyordu. Fakat, aramasına gerek kalmamıştı. İşte oradaydı. Süs havuzunun tam karşısındaki bankta oturan aptal kıvırcık. Yağan yağmura aldırmadan, yere bakıyordu öylece. Aiden üzgündü. Bunu derinlerinde hissediyordu. Sadece üzgün değildi, o... Kırılmıştı. Parçalanmıştı. Bu yüz ifadesinden anlaşılır mıydı emin değildi pek, ama Sinclair anlıyordu. Ağabeyine çektiği özlem, ve ne yaşadığını düşünerek hissettiği acı bir aradaydı şu an. Bütün bunların yanında, mutluluk da vardı elbette. Sonunda beraber oyunlar oynadığı, onu küçük erkek çocuklarının zorbalıklarından koruyan, ona dünyadaki en değerli şeymiş gibi bakan ağabeyini bulmuştu. Onu tanıyacak mıydı, emin değildi. Yüzündeki yaralar yıllarca geçmemiş, fakat sonunda çok yakından bile baksanız zar zor fark edeceğiniz izler kalmıştı. Yanına yaklaşmak istese de, bunu nasıl yapması gerektiğinden hiç emin değildi. Bu yüzden bir kaç adım geriledi. Fakat sonunda, yüzündeki mutluluk gözyaşları ile birlikte, çocuğun yanına gitme kararı aldı. Yavaş, ama sert adımlarla ilerlerken, tam karşısına geldi çocuğun. Hala yere bakıyordu, ama varlığını fark ettiğinden emindi. Ama ne yazık ki, ne diyeceğinden o kadar emin değildi işte. Bu yüzden sadece ona bakmasını sağlamak için konuştu. Ama ismini söylemek bile gülümsemesine, bir o kadar da şaşırmasına sebep olmuştu. Bu ismi karşıdaki kişiye hitaben söylemeyeli uzun yıllar olmuştu. "Aiden?"












