Resimdeki Gözyaşları
Ben kanser olan dayımı acı çektiği süreçte 2 kez görebildim. Gördüğüm anlarda dilimden hep sağlığına dair dualar ve umutlar çıktı ama ona bakarken hep son kez bakıyormuş gibi baktım. Zihnime bir başka kazıdım onu ve veda ettim içerimde ona.
Aynı şey dedemde de olmuştu. Ona kalbimle veda ettiğim o günü hatırlıyorum. Vefat eden dayımın evindeydik hatta. Evin güzel bir bahçesi vardı, dedem hastayken çok gitti oraya. İyi gelirdi havası suyu. Bir gün yine bahçedeyiz, mangal yapıyoruz. Tabi dedem kanserdi, iyice zayıf ve bitkindi o dönem. Ama gökte güneşin olduğu, mavinin çok güzel parıldadığı açık bir havanın olduğu güzel bir gündü. Birden gözüm değdi ona. Fırça saçlarının gittiğini, otururken dahi yorulduğunu inanın hissettim kalbimde. O an aklımdan onunla hiç fotoğrafımın olmadığı geçti. Kalktım yanına gidip sarıldım. Zaten çok yapış yapışımdır, sevdiğim insanlara karşı sarılıp öpmekten hiç çekinmem. Garip bulmadı yani. Hızlıca kardeşimden rica ettim, bizi o aydınlıkta birbirimize sarılırken çekti fotoğrafımızı. İlk ve son fotoğrafımız oldu.
Dayıma ve dedeme veda ettiğimi biliyorum ama anneanneme hiç edemedim. Onunla olan ilişkimizi kelimelere sığdıramam. Aramızda aile desen eksik, arkadaş desen eksik; yani utanmasam ahiretlik diyeceğim bir bağ vardı. Birbirimize en karanlık yanlarımızı, en özel sırlarımızı anlatabilirdik. Bazı şeyler vardı ki sadece onu ben, beni o anlayabilirdi. Onu son görüşüm bizim evde kaldığı bir dönemde oldu. Hastaydı ama fiziksel olarak bir sorunu yok da gibiydi. Psikoloğa gitmesini tavsiye ediyordu doktorlar. Dedemin vefatının hüznüne dayanamadığını, artık hayata dair yaşama isteği kalmadığını görüyorduk. Yine de sevgisi dipdiriydi bize karşı. Göremese de o gittiğinde mutlu olacağımızı bilmenin peşindeydi. :) Son anılarım onunla biraz burukça. Yanına yatar sarılırım ona, ellerimi tutardı. O dönem İstanbul’daki ilk zamanlarımı yaşıyordum ve zorlanıyordum. Hiç konuşmasak da onla sarılınca ağlama isteği geliyordu içinden. Zor tutuyordum kendimi. O zamanki erkek arkadaşımı sormuştu bana. Aranız nasıl, iyi gidiyor mu diye. İyi gidiyor, bir sorun yok demiştim ona üzülmesin diye. Ayrılmıştık. Oysa hepimiz 4 senelik bir ilişkinin artık resmiyet adımlarının atılmasını bekliyorduk. Ananem bu konuyu hiç deşmedi. İyi bakalım dedi ama inanmadığını çok iyi biliyorum. Nerden biliyorsun derseniz size ne bir tavır ne bir kelimeyle açıklayabilirim. Ama o an ok gibi yüreğime saplandı bu. Bana inanmamıştı.
Ananem, sağlığında o zamanki erkek arkadaşımı görmeyi tanışmayı çok istemişti. Ben de çok istemiştim. Öğrenciyken olmadı. Daha sonra 4-5 ay kadar ananemle yaşadığımız dönemde de zaten erkek arkadaşım gelmedi. Çok çok saçma ama hala düşündükçe öyle içimi acıtıyor ki. Ben evlendiğimde köyün adetleriyle evlenecektim çok isterdim. Ananem anlatırdı hep neler yapıldığını. Gelin teli takacaktım saçlarıma. Düğünden önce toplanacaktık, teyzem gelin yemeğini yapacaktı, ananem saçlarıma kına yakacaktı. Hiçbirini yaşyamadık.
Ve o vefat ettiğinde, ilk başta anlayamadığım ama zamanla içime daha büyük çöken bir yas yuva yaptı. Geldi oturdu diyemiyorum. Bir zaman sonra çekip giden bir üzüntü değildi bu. O yas her gün orada benimle. Her gün kalbimi kazım kazım kazıyor. Ve dayımla dedemi hatırladığımda hissettiğim bariz fark, onlara bir şekilde baktığımda veda edebilmiş olmam. Ama ananemde bu hiç olmadı.Ona baktığımda hiç “sanırım bu son anımız” diyemedim. O çok zor bir hayat geçirdi ve bir sürü hastalık atlattı. Ölümlerden döndü. Ama hep döndü. Belki de o son vedayı hiç yapamadığım için onu kaybetmek bu kadar çok acıtıyor canımı.
Bir de, belki çok saçma gelecek ama ona son günlerinde mutsuzluğumu hissettirmiş olmak çok üzüyor beni. Keşke benim bir gün mürüvvetimin olacağını bilerek gitseydi ki bu onu mutlu ederdi biliyorum. Ama benim mutsuz olduğumu ne yazık ki anladı.
Daha beter ve daha saçma bir şeyi de paylaşmak istiyorum. İçimden artık bağ kurmak ve evlenmek falan gelmiyor. Çünkü yeni biri artık ailemdeki bu insnaları tanıyamayacak. Ve onlar benim canımın parçalarıydı. Bunu bir kez dile getirdiğimde annem demişti ki “Elvan ama biz hayattayız. Bize yapma bunu.” Haklı. Annem ve babam da atık hastalanan, yaşlanan insanlar. Ve onları kaybettiğimde hayat benim için çok zor olacak biliyorum. Çünkü kardeşimden başka kimsem kalmayacak. Bir eşim, bir çocuğum, kendi hayatım olmayacak. Onları kaybettiğimde ben ailenin en büyüğü olacağım. 3 kuruş parayla ancak kendi karnını doyurabilen bir öğrenci gibi yaşıyor olacağım hala. Ben öldüğümde beni yiyebilecek kediler olacak evde. Çünkü annem öldüğünde beni her gün arayan kimse kalmayacak.
İşte bu yüzden onlara ne zaman baksam, yine aynı şey oluyor. Ananem gibi. Hiçbir zaman kalbimden onlara veda edemeyeceğimi düşünüyorum. Ve bu beni çok korkutuyo. Ne kadar kötü bir evlat olduğumu her gün hatırlayacağım onlar gittiğinde ve kalbim buna ne kadar dayanabilir gerçekten bilmiyorum.
Belki de insan sırf bu yüzden yalnız kalmamalı hayatta. Sen var olmamayı dilerken, kendini suçlayıp kendinden iğrenirken, senin varlığına iyi ki dendiğini duymak için. O kadar da kötü değilsin, biraz da iyisin, bak bunlar da senin iyi yaptığın şeyler diye hatırlatabilmesi için.
Niye bunları yazdın derseniz inanın bilmiyorum. Günlerdir kendi kendime ağlıyorum. Bir de yazarak ağlamak istedim belki de.












