18.07.2021 - Samandağ'da Olta ve Ben
Biz Sakarya'da balığı ekmek, kurt ve ciğer ile yakalardık. Ehh Karadeniz, Sakarya Nehri ve Sapanca Gölü neresi, Akdeniz neresi? Akdeniz'in balığı biraz daha nazlı sanırım. Ve lezzeti de Karadeniz balığı gibi lezzetli değil.
Daha ufak yaşta Sakarya Nehrine giderdik dedemle, köprünün altında kayalıklardan olta atardık, sonra oraya Sakarya Park yaptılar. Ondan sonra Mollaköy'e kum ocaklarının açtığı göletlere giderdik. Üstümüz başımız çamur olur dönerdik. O göletleri de aslında bir millet bahçesi yapsalar çok efsane mekân olur. Neyse balık tutmayı özlemişim ama eski heyecanı yok, çünkü balık tutmak eskiden bir kaçıştı ve yaşımda ufaktı. Yani o yaşa rağmen ailenin gürültüsünden, gelecek kaygılarından bir kaçıştı. Şimdi balık tutmanın o lezzeti yok çünkü o zamanlar kaçmak istediğim her şeyden kaçtım ben. Yani tam olarak da kaçmadım ama uzağım.
Allah'a şükür ne kadar maddi sorunlarım olsa da annemi eski günlerde ki gibi mağdur olduğunu görmüyorum. Maddi sorunlardan dolayı yaşadığı problemleri artık yaşamıyor bu da onun kafasını biraz daha rahat tutuyor. Gerçi bu sorunlar olmasa o illa başka sorunlar yaratıyor ama ben işte o sorunlardan kaçtım zaten. Elimden hiçbir şey gelmeyen sorunlar. Ben uzakta olduğum için bu sorunlar bana ya hiç gelmiyor ya da iş işten geçtikten sonra geliyor. Ben de sadece "vay vay vay" ya da "ama o da çok ayıp etmiş" gibi geçiştirici yorumlar yaparak işime bakıyorum. Çok umurumda değil yani, balık tutarken kafamı dinlememi gerektirecek kadar kafam dolu değil. Problemlerim var, bu yüzden içerisinde bulunduğum huzuru göremiyorum ama kendime uzaktan bakınca her şey yolundaymış gibi geliyor.
Misineyi işaret parmağımla sıkıştırıyorum, makaranın kilidini açıyorum, kamışı arkama doğru atıp misinenin ucundaki kurşunu fırlatıyorum, tam fırlatırken de işaret parmağımla tuttuğum misineyi bırakıyorum ve evvet... Kurşun en önde, arkasında kancalar, fırdöndü ve mantar uçuyor... Sonra suya sert bir dalış (şap) sonra kamışı kayaların arasına sıkıştırıp taşın üzerine doğru hafif yatma pozisyonunda yaslanıp mantarı izliyorum. Mantar didikleniyor, kesin ufak balıklar yemi didikliyor. Hafifçe sırığı kendime çeksem, hop takılacak gerizekalılar ama yazık günah be, bekleyelim de büyüğü gelsin. İşte böyle mantarı izliyorum. Bir şeyler düşünemiyorum.
Yanımda bir dergi var ondan birkaç sayfa okuyorum arada sonra mantara geri dönüyorum. Sait Faik olsaydı şimdi kim bilir neler yazmıştı. Hatta bir tane karagöz tuttum, kesin onu da bana öptürür salardı. Derdi ki; "Hades Balam öptüğü bir balık yaşamasın mı bu sularda?" bilmem ki? Yaşasın mı? Yani illa birini öpeceksem bu balık olmasa da şuralardan geçen güzel bir kız olması ilk tercih sebebim olurdu. Ne yani Samandağ'da benim öptüğüm bir güzellik dolaşmasın mı? Aslında dolaşsın, güzel bir kız tanımayalı çok uzun zaman oldu.

















