Bir Gaziantep Yazı Dizisi - 1
Öncelikle evlerinizde otururken sizi böyle enfes yemek görüntülerine maruz bıraktığım/bırakacağım için çok özür diliyorum. Ama bir Antep yazısını yemeksiz düşünmek, bir evi mutfaksız düşünmeye benziyor.
Bu yazı dizisi biraz nerede ne yenir tadında olacak, çünkü Antep müzeler açısından zengin bir şehir olsa da, bu müzeleri gezmek çokça vakit almıyor. 3 gün gibi kısıtlı bir vaktimiz olmasından ve kış mevsimi münasebetiyle şehirden çok uzaklaşmadık, oysa Birecik’te bulunan kanyon ve botanik bahçesi aklımızda kalmadı değil.
Gaziantep, Fırat nehrinin bereketli topraklarında bulunması ve ipek yolunun üzerinde bulunmasından dolayı geçmişinde bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır, dolayısıyla sağlam bir kültür birikimine sahip. Özellikle Roma dönemindeki zenginliği, Zeugma müzesinde bulunan mozaiklerde görebilirsiniz. Bir düşünün birleştirilmiş ikiz villalarda yaşıyorsunuz ve evinizin tabanına, halı niyetine boydan boya mozaik yaptırıyorsunuz. Mozaikler konusunda da o kadar başarılılar ki, tonlamalar, renkler ve detaylar mozaik hakkında detaylı bilgiye sahip olmayan bizleri bile etkiledi. Bir çok sefer kendi kendime doğruladığım gibi medeniyet konusunda maalesef ileri değil geriye gidiyoruz.
Bir de öylesine şanslıyız ki, tam da Çingene Kızı adı verilen mozaiğin Türkiye’ye getirildikten sonra kısa süreliğine sergilendiği dönemde Antep’e geldik. Aslında Türkiye’ye gelen mozaik Çingene kızı değil, onun kız kardeşinin figürü olduğu düşünülen ve Belkıs adı verilen farklı bir mozaik. Ülkeye dönmesine çok seviniyoruz ama tarihi eserler için kaçakçılarla verdikleri mücadele için de ayrıca üzülüyoruz.
Gelelim derin mevzulara. Ayıntap’ta (Antep’in eski adlarından biri) ne yenir? Orkide Pastanesi’ni zaten istisnasız bütün gezi blogları önerdiği için kahvaltıyı orada yaptık. Aman Allahım o nasıl bir kahvaltı yarabbim. Masa yetmiyor, köşelere katmerden, batma kaymaktan kat çıkılıyor. Bir çok yöresel mezeyi bir çok değişik tadı aynı öğün içerisinde ve kahvaltıda görünce kalpler ve mideler bir kaç kere tekliyor. Hem görsel, hem tadım açısından gerçek bir şölen. Dolayısıyla gezi bloglarındaki arkadaşlar yanılmıyor. Lütfen ömrünüzde bir kez de olsa Orkide Pastanesi’ne gidiniz ve orada kahvaltı yaptım, yok böyle bir olay deyiniz :) Fiyatı biraz yüksek olsa da sadece karnınızı doyurmakla kalmayıp üstüne eşsiz bir deneyim yaşattıkları için kesinlikle ödediğiniz meblağa değiyor.
Akşam yemeği için de Çulcuoğlu’nu tercih ettik. Nispeten daha salaş ama sizi ikramlarıyla döven bir mekan. Simit kebabı ve patlıcan kebabını denediğimiz için öneriyorum. Ancak siparişleri verdikten sonra masanıza ortaya gelen mezeler dışında çorba, börek vb. yiyecekler gelince şok olmayınız. Biz bunları istemedik deyince, her şeyi de siz mi söyleyeceksiniz?! diye tatlı sert cevap veriyorlar. Tatlı istemeyince de kapanışı meyve ikramıyla yapıyorlar. Allahım sana geliyoruz. Önerilen ve yine olsa yine gidilecek mekanlar arasında Çulcuoğlu yerini alıyor.
Aslında ilk gün Bakırcılar Çarşısı ve Almacı Pazarı’nı da gezdik ama alışverişi sonradan yaptığımız için onu diğer yazılarda anlatacağım.
En son olarak, gece fantastik görünen Antep Kalesine göz kırpıyor, bir sonraki gün onu da gezmek üzere, mide fesatı geçirmek için otelimize gidiyoruz.