Dünya Vatandaşı Barış Manço / Citizen Of The World Baris Mancho
Dünya Vatandaşı Barış Manço / Citizen Of The World Baris Mancho
Barış Manço (2 Ocak 1943; Üsküdar, İstanbul – 1 Şubat 1999; Kadıköy, İstanbul), Türk sanatçı; şarkıcı, besteci, söz yazarı, TV programı yapımcısı ve sunucusu, köşe yazarı Devlet Sanatçısı ve kültür elçisi. Türkiye’de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucuları arasında sayılır. Bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine on iki altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü…
1964 yılından beri halihazırda Avrupa'da çeşitli sanatçılarla müzik yapan Barış Manço'nun Türkiye'ye dönmeden önce 1976'da George Hayes Orkestrası ile kaydettiği bu albüm, Manço'nun Avrupa piyasasında tutunmak için sıktığı son kurşun olarak nitelendirilebilir. Kariyerine, Avrupa'da beklediği üne ulaşamaması ve yabancılarla çalışmaktan dolayı yaşadığı sıkıntılardan dolayı Türkiye'de devam ettiren Manço'nun atışı ıskaladığı bariz fakat bu albümü kötü bir albüm olarak görmemiz için yeterli mi? Kesinlikle hayır! Bilakis, karşımızda muhteşem bir albüm var ve ben gerçekten neden bu albüm istediği üne ulaşamadı merak içerisindeyim.
Albümün güçlü noktalarına değinmeden önce az da olsa var olan zayıf noktalarına değinerek incelemeye başlamak istiyorum. Bu albüme kadar çıkardığı albümlerde rock'n'roll çizgisinden şaşmayan Manço'nun bu albümde daha farklı bir ses geliştirmek istediği aşikar. Neredeyse tüm albümde bulunan fakat Lonely Man, Emerald Garden, Tell Me Old Man şarkılarında daha da etkili olan Türk sesleri, Manço'nun bakış açısındaki değişimi gösteriyor fakat bu değişim maalesef yanında olumsuzlukları da getirmiş. Bütün şarkıların İngilizce söylendiği kimi şarkılarda maalesef İngilizce ve Türk müziği o kadar da uyuşmamış. Özellikle Lonely Man'de ve Emerald Garden'da o sözlerin ve dilin bu besteyle uyuşmadığı çok bariz. Aslında bunun bir sebebi de Lonely Man aslında Manço'nun 1968 yılında çıkardığı Bebek 45'liğinin üzerine İngilizce söz yazılmış hali. Maalesef bu konuda dinleyici hayal kırıklığına uğratıyor Manço.
Türk müziği elementlerinin kullanılması sadece olumsuzluk getirmiyor nitekim. Albümün en popüler şarkısı, Nick the Copper dinleyiciyi muhteşem bir bağlama introsuyla karşılıyor ve bağlama şarkı boyunca da bizimle kalıyor. Ha keza Lady of the Seventh Sky da gayet mistik ve etkileyici bir şarkı. Görülen o ki Manço kimi şarkılarda Doğu Batı dengesini tutturmakta zorlanırken, tutturduğunda böyle muhteşem işlere imza atmaktan geri kalmıyor.
Benim bu incelemede asıl değinmek ve övmek istediğim, albümün neden tutmadığını anlamamı güçlendiren şey ise Manço'nun Batı müziğinden kopmayarak Türk müziği etkisini minimal tutarak yaptığı şarkılar. Little Darlin', Ride on Miranda, Old Paulin', Lucky Road, Blue Morning Angel, Dragon Fly şarkılarının hepsi türlerinin çok ama çok başarılı ürünleri. Hiçbir şarkı onu dinlediğinde o müzik türüne yabancı bir insanın elinden çıkmış hissiyatını vermiyor bilakis kalitesinden ötürü hepsinin bir profesyonelin elinden çıktığı çok açık. Batı dinleyicisi böyle kaliteli icra edilmiş müziği neden beğenmedi işte ben bunu anlayamadım.
Türkiye'de maalesef Manço'nun müziği 80'lerde çıkardığı birkaç hitten ibaret sayılıyor, 60'lar ve 70'lerde çıkardığı müzik nedense Türkiye'de pek de hak ettiği ilgiyi görmüyor. Bu genel algı Manço'nun müziğini çok yüzeyselleştirmekle beraber aslında bazen Manço'nun neden efsane olarak anıldığını anlamayı güçleştiriyor. Eğer siz de bu genel algıya sahipseniz Barış Manço'nun neden günümüzde bir efsane olarak anıldığını anlamak ve müzik yeteneğinin aslında günümüzde bilindiğinden çok daha geniş olduğunu fark etmek için albümü dinlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.