seen from United States
seen from Netherlands
seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from Ukraine
seen from United States
seen from Spain
seen from Morocco

seen from Indonesia

seen from Russia
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Russia
annemin eski dantel örtüsünü buldum geçen gün. hâlâ yasemin kokuyordu. yasemin gibi insanlar vardı eskiden. konuştukça ferahlatan, sustukça çiçek açan. şimdi herkes sigara dumanı gibi. konuşuyorlar, gözlerin yanıyor. susuyorlar, ciğerin sızlıyor. ben de onların arasına karıştım. ne yasemin kaldım, ne örtü. sadece bir toz zerresi gibi, göz kamaştıran hiçbir ışığın umrunda olmayan. çocukken dua etmeyi unuturdum hep. çoğu şeyi unuttuğum gibi. aslında unutmazdım ama hatırlamak istemezdim. eski defterleri, kırık bilezikleri, cam kenarında ölüp giden saksı çiçeklerini. geçen gece uyumadan önce aynaya baktım. kaşlarım biraz anneme, gözlerim biraz susmaya benziyordu. dudaklarım hep söyleyemediğim şeylerin mezarlığı. “ben iyiyim” dedim aynaya. aynada çatlak oluştu. o an anladım, yalanlar en çok camları kırar. ben bazı insanları çok sevdim. öyle böyle değil. içimde çiçek açsınlar diye toprağımı söktüm verdim. onlar geldi, toprağımdan duvar yaptılar. kendilerine saray, bana mezar inşa ettiler. olsun. ben zaten gökyüzüne bakmayı seviyordum. binalar yıkar, yıldızlar kalır. hayat bazen pazartesi gibi. herkesin uyanmak zorunda olduğu ama kimsenin yaşamak istemediği bir gün gibi. ben o pazartesinin çocuğuyum. çok erken büyüdüm. süt dişlerim düşmeden, hayatın acısını ısırdım. şimdi gülümserken içim kanıyor biraz. ama alıştım. kadınlar en çok kanarken gülümsemeyi öğreniyor. ve bir gün belki biri okur bu satırları. belki yasemin kokulu bir sabaha uyanır. belki bir dantel örtü örer bana. adımı bilmez ama kalbimi tanır.