KAR KÜRESİ
Çok sevdiğim bir kitapta ‘‘Hava soğuktu, rüzgâr acımasız. Burası bir kar küresiydi. Bizde içindeki figürler. Gün gelecekti birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa alt üst olacaktık.’’ İşte o an anladım kar küresinin içinde bir figür olduğumu. Hayatımdaki her fırtına aslında bir çocuğun eline alıp sallamasıydı kar küremi. Sanki her gelen bir kere benim hayatımı alt üst edip gidiyordu. Hep durulmayı bekliyordum bende. Karların dinmesini, güneşin açmasını… Yine bir gün fark ettim ki ben aslında kocaman bir dükkandaki kar kürelerinin birisinin bir figürüyüm. Benim gibi onlarcası yüzlercesi var. Hepsinin hayatı alt üst oluyor. Herkes bir gün o dükkândan çıkacağı günü bekliyor.
Ve evet galiba kurtuluyorum buradan. Süslüyorlar beni. Güzelce giydiriyorlar. İki saatlik bir geziye çıkartıyorlar. En son bir eve varıyoruz. Küçük bir kız açıyor kapıyı. İçeri giriyoruz. Sonra küçük kız beni fark ediyor. Çok mutlu oluyor. Bende mutlu oluyorum. Çünkü ilk defa hissediyorum ki hayatım artık alt üst olmayacak.
Küçük kız bana çok iyi bakıyor. Beni yanından ayırmıyor. 5 yıl 10 yıl çok hızlı geçiyor. Bu sürede benim bir ismim bile oluyor. Bana ‘‘Kar Beyaz’ım’’ diye sesleniyor. Bende onun bana böyle seslenmesini seviyorum. Her anını benle paylaşıyor. Her şeyini biliyorum onun. İlk defa birinden hoşlandığı zamanı hatırlıyorum kıpkırmızı olmuştu. Ya da ilk defa yüzmeye gittiğinde ayağının ipek gibi olan suya değdiği zamanı, ilk defa arkadaşlarıyla sinemaya gittiği, ilk defa il dışına çıktığı zamanı hatırlıyorum. Birlikte İstanbul da gün batımını izledik boğazdan. Hani herkesin uğurlu bir eşyası vardır. Kiminki bileklik, kimininki bir kalem, kimininki de bir kazaktır. Galiba onun uğurlu eşyası benim.
Ta ki o gün gelene kadar. Eve öfkeyle geldi. Çok sinirliydi. Odasındaki her şeyi yakıp yıkıyordu. Bende onun her zamanki gibi beni eline alıp sakinleşmesini, benle konuşmasını bekliyordum. Ama bu sefer benle konuşmak yerine beni yere fırlattı. Paramparça oldum. İşte o an sonum oldu benim. Artık hayatım alt üst olacak diye üzülmeyecektim. Çünkü artık hayatım olmayacaktı.
Başımda çok ağladı. Çok pişman oldu benim hayatımı elimden aldığı için. Ama beni kaybedince anladı ‘‘İnsanın kaybettiği şeylerin geri dönüşünün olmadığını, zamanı geri alamayacağını.’’ İşte o an söz verdi kendine ‘‘bir daha benim olana zarar vermeyeceğim, kaybetmeyeceğim.’’
Peki sen kendine söz veriyor musun, senin olanın başkasına ait olmayacağına?















