Öğrencilerimden biri nöbetçi olduğum bahçede sürekli neden hareket halinde olduğumu sordu. Bende "bir yerde sürekli durursam eğer güvenliğinizi sağlayabilir miyim?" dedim. Çocuk iki saniye durup " Ama hocam mesela güvenlik kulübesi diye birşey var orda duruyorlar " dedi sonra kahkahayla karışık " e bu yüzdende güvensiz heryer tabiya hahakfgsfjsjshs..." dedi. Bir sonraki tenefüs geldi tekrar " Hocam ya şu hayatta turşu dışında hiçbirşey durduğu yerde değişmiyor." dedi. Güldüm... Evren bana bir msj daha gönderdi dedim. Hoş hep gönderiyor da biz kulak ve göz ardına atmakta çok başarılıyız... Sonra baktım ben biryere mıhlamışım kendimi ordan ibaret sanıyorum dünyamı. Bir santim kımıldasam ölecekmişim gibi. Sanki bir uykudan uyandım. Zamanın akıp gittiğini ve gözlerimin tek yöne bakmasından pişmanlık duyarak... Mutsuz, umutsuz, yüzümdeki gülmeler maskesini isteyerek bilerek çıkararak. Kendimi dinliyorum çünkü şu sıralar. Bana o kadar iyi geliyor ki olmayacakları istemeyi bırakmak. Ters yöne girmiş bir araç gibi u dönüşümü yaptığım en azından başardığım nadir günler... Bana öyle iyi geldiki... Yeni bir yola saptım. Başka duraklar başka kuşlar görmeye meyillendim. Kalbimi umursamıyorum. Dediği hiçbirşey iyi gelmedi bana çünkü.. Mutsuzum. Çok mutsuzum. En savunmasız anlarda güzel yalanlara inanmaktansa tüm suçları yüklenip nefes almak istiyorum. Zira istisnasız herkese kırgınım. Kalbimin içinde büyüttüğüm hikayeye kulaklarımı tıkayıp darmadağın yalnızlığımdan kendimi çekip almak istiyorum. Bence hakediyorum. Yorgunum. Çok yorgunum. Beklemekle dinmeyen sızılarıma bir ilaç yok. Kim bilir... Belki nöbetim kalbimdeki hikayeye yetmedi. Sığmadı... Ya da usulca uyudu. Beni sevmeyin. En çok bundan zarar gördüm. Boşuna kanatlandım. Bir süre düşünme yetimi rafa kaldırdım. Sığamıyorum...














