İdam ile sapıklığın, vahşiliğin, caniliğin önlenebileceğini düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz.Yine her zaman olduğu gibi meseleye şiddetli ama yüzeysel bir tepki veriyoruz.
İnsan belli bir fıtrat üzre doğmuştur. Rabbimiz Azze ve celle bu hususta Rum Suresinin 30. Ayetinde şöyle buyuruyor
-''Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.''
Yine aynı hususta Buhari, Ebu Davud ve Tırmizi'de geçen bir hadiste Resulullah Efendimiz
-“Her doğan, fıtrat üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” buyurarak fıtrata vurgu yapmıştır.
Fıtrat = İslam'dır. Bizler anlıyoruz ki Allah Azze ve Celle her insanı İslam üzerine yaratmıştır. Kimsenin yaratılışında imanı kavrama, sapıklığa meyletme hususunda bir eksiklik bulunmaz. Resulullah Efendimizin buyurduğu gibi insanların sapmaları çevresel faktörlerin etkisiyle gelişen bir süreç.
Son birkaç senede öyle şeyler duyuyoruz, öyle şeylere şahit oluyoruz ki dehşet, fecaat gibi en şedit sözler dahi bu hadiselerin vaziyetini karşılamak için yetersiz kalıyor. Akla hayale gelmeyecek vahşilikler her gün haber sütunlarını süslüyor. Doğdukları İslam fıtratının zerresini üstünde taşımayan insanlar türedi. Bu hadiselerin içerisinde gündemi en çok meşgul edenleri ise çocuk istismarları ve cinayetleri.
Yaratılmışların en şereflisi olarak halk edilen ama yaratıldığı fıtrata ihanet ederek hayvandan da aşağı bir seviyeye düşen bu insanlar her türlü cezayı hak ediyor. Lakin kendimize sormamız gereken bir soru daha var. Bu tip canilerin son dönemde artması sadece cezaların yetersiz olmasından mı kaynaklanıyor?
Fıtratın bozulmasında çevresel faktörlerden bahsetmiştik. İşte ben bütün meselenin burada şekillendiğini düşünüyorum. Öyle bir devirde yaşıyoruz ki her türlü pislik burnumuzun dibinde bitiyor. İman ve İslam garip. Azgınlıklar, hadsizlikler kol geziyor. İnsanın insanlığına musallat olan o kadar çok etken var ki toplum olarak insanlıktan çıkmamız an meselesi.
İslam'da devlet evvela beş şeyi güvence altına alır; Hayat, din, akıl, mal ve nesil. Bu beş şey insanın olmazsa olmazıdır. Bugün maalesef bizler bu beş temel güvencenin bir çoğunun devlet tarafından korunmasından mahrumuz. Evet hayat hakkımız var, din konusunda da hürüz. Malımız da bir şekilde güvence altında. Lakin akıl ve nesil dediğimiz zaman işte orada durmamız gerekiyor.
Akıl, İslam'da doğru ile yanlışı ayırt eden bir mekanizma olarak sunulur bizlere. Yani hak ile bâtılı. Peki aklî melekelerimiz bu işlemi yapması için korunuyor mu? Cevap, kesinlikle hayır. Peki ya neslimiz? Modern pedagoji diyor ki doğduğu günden beri hatta anne karnındayken dahi çocuğunuzun yanında kavga etmeyin, kötü sözler söylemeyin. Çocuk bundan etkilenir. Peki anne karnına düştüğü günden beri genetiği bozulmuş gıdalar ile beslenen bir çocuk. Doğduktan sonra kavga, şiddet ile hayata başlayıp ardından televizyonda, internette, sokakta her türlü müstehcenliği görerek büyürse, ailesi veya devlet tarafından da İslam'a dair bir şey öğretilmezse bu çocuğun fıtratı ile bir alakası kalır mı?
Bugün fıtratı tehdit eden bazı unsurları şöyle sıralayabiliriz. Çıplaklık, müzik, GDO, eğitim sistemi, uyuşturucu ve alkol, günahta ısrar ila ahir.. Bu saydığımız şeyler ruhta yani fıtratta öyle tahribatlara yol açıyor ki insana insanlığını kaybettirip, hayvandan da aşağı bir seviyeye yuvarlıyor. Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin buyurduğu gibi
-Cemiyetteki ruh hastalıklarının sebebi, imân eksikliğidir.
İmanı olmayan, fıtratından sapmış, hayvanlaşmış bir insandan artık her şey beklenebilir.
Burada bir kez daha devletin ehemmiyetini fark ediyoruz. Dedik ya çözüm idam değil diye. İslam devleti gerektiğinde idam eder, gerektiğinde recm eder, gerektiğinde kırbaçla cezasını keser ama evvelinde o günaha meylettirecek tüm yolların önünü keser.
Yeşilçam'ın tecavüz filmleri ile büyümüş, her gün televizyonda çıplak kadınları seyreden, sokağa çıktığında çıplaklığı dibine kadar gören bir milleti eğer korumazsanız, toplumun içinden böyle iğrenç yaratıkların çıkmasına mâni olamazsınız. Emin olun ki duyduğumuz ve fiiliyata geçen bu iğrenç haberlerinin binlerce katı ağızlarda, zihinlerde işleniyor. Aramızdaki manyak sayısı haberlerdeki gibi 3-5 değil. Yüz binlerce.
Vaziyet bu kadar ilerlemişken bize düşen idam naraları atmak değil İslam istiyoruz diyerek aklımızın ve neslimizin korunmasını istemektir. Kimse bu aşağılık düzende aklının ve neslinin güvende olduğunu asla düşünmesin.
Müge Anlı ne zaman başlıyor? 2025 Müge Anlı yeni sezon başlangıç tarihi belli oldu mu?
Müge Anlı’nın sunumu ile ekranlara gelen ve büyük ilgi gören “Müge Anlı ile Tatlı Sert” programı, yeni sezon tarihi merak konusu olmaya devam ediyor. Her hafta kayıp vakaları ve çözülememiş cinayetleri gündeme getirerek izleyicilerin duygularına dokunan program, özellikle huzursuzluk ve merak uyandıran olayları aydınlatmasıyla biliniyor. Program, uzman ekibi ve Müge Anlı’nın hassasiyetli…
Yeniden Refah Partisi'nden Erken Seçim ve Ekonomi Değerlendirmeleri
Yeniden Refah Partisi’nin Aylık Olağan İl Başkanları Toplantısı
Yeniden Refah Partisi (YRP), genel merkezinde düzenlenen Aylık Olağan İl Başkanları toplantısı öncesinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Partinin Genel Başkanı Fatih Erbakan, toplantıda yaptığı konuşmada Türkiye’nin mevcut durumuna dair önemli değerlendirmelerde bulundu ve erken seçim çağrısında bulundu.
Erbakan, Türkiye’de…
James Holmes, 20 Temmuz 2012 tarihinde Aurora sinema salonuna düzenlenen silahlı saldırıda bir düzine kişinin ölümüne ve yetmiş kişinin yaralanmasına neden olan Amerikalı bir katildir.
13 Aralık 1987’de doğan Holmes’un babası matematikçi ve bilim insanı, annesi ise kayıtlı bir hemşiredir. On iki yaşına kadar Kaliforniya, Monterey County’deki Oak Hills’te büyümüş, daha sonra doğduğu şehir olan…
Edilgen, teslimiyetçi, biatten ötesini düşünmeyen, koşul var etmeyen bir cenderenin tam da ortasındayız. Toplumsal dönüşümünü önce asmalı kesmeli sonra canım cicim kapsama ve kucaklama eksenli ele alan farklı kişilikler imal eden ekranı muktedirin var ettiği her şey tastamam bambaşka uçurumları beraberinde getiriyor, ne eksik ne fazla. Tahakkümü, yönetim anlayışının temelinde bir yapıştırıcı / bütünleştirici olarak ele alan, kodlayan işte o muktedir için birleştirmek / bütünleşme, kucaklaşmak tam anlamıyla teslimiyet bahsini ihtiva eder. Bununla bir devinimi var ederek her dem ölümü gösterip sıtmaya razı getirme çabasıyla bir toparlama ülke, toplama kampına benzeş bir yeni sahne var edilir. Hep, daim olduğu üzere muktedirler için sıradan insan teferruattır. Düzeni var eden tüm öteki temsili yönetimler gibi son yirmi bir yılı elinde tutan, dönüştüren mazlumluğu terk edip de erkanı muktedir olan, taşınan / kalıcılaşan akımın baş amirle birlikte yönlendirdiği şey derin bir kırılmayı var etmektedir. Edilgen, teslimiyetçi, çoktan hayatta umudunu zayi etmiş her an ve her dem masallarla avutulan buna bile isteye razı gösteren bir toplumun binası devam olunandır.
Demokrasi, biyopolitik, yeni liberal hükümranlığın tezgahında artık alenen un ufak edilir, ettirilir. Umudun çürütülmesi bu raddede çıkagelen o bahisten türetilen her şeyle birlikte, bir girdabın ta kendisiyle imal edilendir. Bedene yönelik politik tavrın, nesnelliğin afaki bir halde giyotin kılındığı, buna dönüştürüldüğü yerde her ezber / her tekrar / her yönelim bir cehennem tahayyülüdür. Teslim olmayanlara reva görülenlerin seçim gümbürtüsü ve tüm kazandık / bu ülke kazandı şatafatlı uydurmalarının kenarında çürümeye sevk edilen insanın hali / hallerimizdir mesele. Bir cehennem tahayyülünün etraflıca yinelene geldiği her anın daha da kalıcı bir baskılama / tehdit / terörle buluşturulduğu yerde soykırım hali ve pratiklerinden dem vurulabilen bununla bir hizada tutma çabasına düşülen yerin halidir cehennemî olagelen. Dur, duraksız biteviye ezberlerin nakledildiği, iktidarın ve zorbalıkta buluşan bileşenlerin ayrı, onca gayrete rağmen muhalefet nam çatının istisnalar hariç, ol iktidarın en güçsüz zamanında var ettiği dermansızlık halleri ve birbirleriyle didiş didiş hallerini göz önüne getirdiğiniz rıza üretilmeye çalışılan şey fecaatler toparlaması bir yer / bir memlekettir, bu da mı olur, bu da mı sineye çekilir.
Dilan Temiz’in Evrensel Gazetesindeki haberidir: “Kürt illerinde kolluk gücünün kullandığı araçların birçok çocuğun ölümüne sebep olması son yıllarda giderek artıyor. Bu ölümlerin çoğu ise cezasız kalıyor. İHD Diyarbakır Şubesinin “zırhlı araç çarpması sonucu meydana gelen yaşam hakkı ihlalleri araştırma raporu”nda yer alan bilgilere göre, son 15 yılda zırhlı araç ile asker ve polislerin kullandığı araçların çarpması sonucu 21’i çocuk toplam 44 kişi yaşamını yitirdi. Mihraç, Efe, Berfin... ve yaşamını yitirenlerden biri de Erdem Aşkan oldu. 5 yaşındaki Erdem Aşkan Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde 7 Haziran’da Uzman Çavuş A.K.P’nin kullandığı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Onun ölümüne sebep olan Uzman Çavuş ise 8 Haziran günü adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.
Bu cezasızlığı Hakkâri Barosu Başkanı Av. Ergün Canan ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkâri Şubesi Başkanı Medya Çallı ile konuştuk.
İçinde kolluk gücünün bulunduğu bu tür kazaların ilk olmadığını belirten Hakkâri Barosu Başkanı Av. Ergün Canan, son yıllarda artan vakalara ve cezasızlığa dikkat çekti. Canan, “Biliyorsunuz ki Bölge’de son yıllarda özellikle yaklaşık 22 çocuk bu şekilde adeta katledilmiştir ve bu kazaların yüzde doksanında da güvenlik kuvvetlerinin kullanmış olduğu araçlardan kaynaklı kazalar ve maalesef yüzde doksan dokuzu ölümle sonuçlanmıştır. Özellikle bu tür olaylarda yargıdaki büyük boşluğun failleri cesaretlendirdiğinin altını çizmek isterim” dedi.
Yüksekova’da 5 yaşındaki Erdem Aşkan’ın ölümüne sebep olan Uzman Çavuş A.K.P’nin serbest bırakılmasına dair Canan şunları söyledi : “Olayda şahıs yine güvenlik gücü ve evet zırhlı bir araç değil ama kendisinin kullandığı bir araç. Kaza esnasında MOBESE kameralarının ne yazık ki o an çalışmadığı iddia ediliyor hep öyle oluyor zaten. Böylesi işlek bir caddede İpek yolunda, uluslararası bir yolda MOBESE kamerasının o anda çalışmaması zaten bize olayın hangi noktaya gittiğini göstermektedir. Kazada hız sınırına uyulmadığına dair görgü tanıklarının beyanı var buna rağmen şahıs tutuklanmıyor. Ve maalesef kaybettiğimiz 5 yaşındaki çocuk asli kusurlu sayılıyor, çok ilginçtir.”
"Sivil Yapsa Tutuklanırdı"
Bu kazaların önlem alınmadıkça ve sonucunda cezasızlık pratikleri sergilendikçe önlenemeyeceğine dikkat çeken Canan, yargının kolluğa bir zırh olmaması gerektiğini belirtti. Canan, yargının tarafsız olması gerektiğini vurgulayarak, “Failler yargıdan cesaret alıyor. Ceza alınsa bile erteleme kapsamında alınan cezalar oluyor. Aslında bu bir zırha bürünmedir kolluğu savunma, arka çıkmak gibi görüyorum. Çünkü bunu yapan sivil bir vatandaş olduğunda en azından 5-6 ay tutuklu kalıp yargılanıp cezaya mahkum edilen bir sürü örnek var. Ama işin içinde bu tarz kazalarda güvenlik güçleri olunca maalesef yargıda biraz farklı bir bakış açısı söz konusu bölgede de öyle” diye konuştu.
"Yargı Önünde Herkes Eşit Olmalı"
Canan, yargı sisteminin değişmesi gerektiğini söyleyerek şu çağrıda bulundu: “Olaylarda fail kim olursa olsun ister sivil olsun ister kolluk gücü olsun fark etmeksizin yargı önünde herkesin eşit olması gerekiyor. Aynı şekilde Edirne’de İstanbul’da böylesi bir kazada failin tutuklanması söz konusu iken Hakkâri’de de bu hukukun uygulanması gerekir. Kanun herkes için eşit olmalı, her yerde aynı uygulanmalıdır. Hakkâri Barosu olarak hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu yargı sistemi içerisinde nasıl bir sonuç elde edilir bilmiyoruz ama elimizden gelen her şeyi yapacağız.”
"Kesinlikle Bir Koruma Var"
İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkâri Şubesi Başkanı Medya Çallı, ise Hakkâri Yüksekova’daki 5 yaşındaki çocuğun ölümüne sebep olan Uzman Çavuşun bırakılmasına dair failin hız yaptığının kesin olduğunu belirtirken, buna rağmen yanlı bir rapor hazırlandığını söyledi.
Çallı, “Kaza tespit tutanağına itiraz edeceğiz. Yeniden bir delil tespit yapılması ve tespit tutanağının yeniden düzenlenmesi için. Baronun Çocuk Hakları Merkezinden avukat arkadaşımız savcıyla görüşürken neden ısrarla uzman çavuş olduğunu belirtiyorsunuz, neden sürekli uzman çavuş ismini kullanıyorsunuz tepkisiyle karşılaşmış biz bunların hepsini bir araya getirdiğimiz zaman kesinlikle bir koruma var. Birçok suçta hırsızlıktan en basit suça, hakaret suçundan birçok konuda tutuklama çıkan bir bölgede yaşıyoruz. Birçok konuda tutuklama kararına gerek olmadığı halde tutuklama kararı verilirken ama bu dosyada herhangi bir tutuklama yok. 5 yaşındaki çocuğun ölümüne mal olmasına rağmen fail yanlı raporlarla serbest bırakılıyor” şeklinde konuştu.
"Zırhlı Araçları Önlemek Yerine Cezasızlığı Zırh Edinmişler"
Bölgede kolluk gücünün kullandığı araçların, zırhlı araçların güvenliğimizi sağlamaya yönelik olması gerekirken canılara mal olduğunu belirten Çallı, bu araçların sokaklarda olmaması gerektiğini söyledi. Çallı, “Bölgede adım başı zırhlı araçlar, adım başı kolluğun kullandığı araçlar var. Ve bu kolluk kuvvetleri de kesinlikle kullandığı araçlar da trafik kurallarına uymuyorlar geçiş üstünlüğü sağlıyorlar kendilerine herhangi bir hukuki dayanağı olmamasına rağmen. Çocukların can güvenliği yok sayılıyor. Biz bunlarla ilgili başvurular yapıyoruz, raporlar hazırlıyoruz ancak bu raporlar devlet tarafından kesinlikle dikkate alınmıyor. Özellikle Kürt coğrafyasında zırhlı araçları önlemek yerine cezasızlık politikasını bir zırh gibi giyinmişler” dedi.”
Bir cenderenin her nasıl imal edilebildiğinin de kısacık bir örneğidir, Colmerg’te henüz 5 yaşındaki Erdem Aşkan’ın katledilmesi. 5 yaşındaki bir çocuğun dahi, kimliğinden ötürü düşman addedilebilmesinin garabetlik dolu suretidir mesel biraz da. Teslim alınamayan bir türlü de yola getirilip hizaya çekilemeyen Kürd halkının Bakur Kürdistan’ında var ettiği o mücadele, devletin boyunduruk çabalarına karşı hak mücadelesinin varlığı böylesi kırımlarla / cinayetlerle önlenebilir mi, sahiden? Erdem Akşan’ın ölümün ardından ‘taksirle öldürme’ suçundan gözaltına alınan uzman çavuş A.K.P, çıkarıldığı nöbetçi hakimlik tarafından adli kontrol şartı uygulanarak serbest bırakılır. Uzman çavuşun serbest bırakılma gerekçesi ise olay yeri ile ilgili hazırlanan kaza tespit tutanağa dayandırılır. Tutanakta araç çarpması sonucu ölen 5 yaşındaki Erdem Aşkan yaya geçidi kullanmadığı gerekçesi ile “asli kusurlu” sayılır. Gerek ajanslara düşen haberdeki gibi, gerekse de Evrensel Gazetesinden aktardığımız gibi bir canın çalınabilmesinin hemen ardılı çıkagelen devletlinin cerahatli yüzü, katillerin sırtını sıvazlayan suretinin var ettiği ayrım her ne olarak okunabilir? Erdem Aşkan katledildi. Fail, yıkımı var eden temsilin ardında devletin eli belirdi. Bütünüyle kucaklaşma, helalleşme, birbirini sarıp sarmalama ve bu çukuru bir ev olduğuna ısrarda kalakalan devletin şimdisinin, akp ve beraberindeki temsillerin ortaklığını bu cinayet boşa düşürmüyorsa ne düşürebilir ki?
Bütün bu teslimiyetçiliği vazeden, kötürüm ülkenin demokrasi, eşitlik ve adalet kavramlarını nasıl da boşa düşürdüğüne örnekler çoğaltılabilir. Misal, “Şirnex'te gözaltı ve tutuklamalar hız kesmeden devam ediyor. 14 Mayıs ve 28 Mayıs'ta yapılan seçimler sonrası da gözaltı ve tutuklamalar sürdü. Birçoğu Şirnex merkez, Cizîr (Cizre) ve Silopiya'da (Silopiya) olmak üzere seçim sonrası en az 100 kişi gözaltına alındı ve bu kişilerden bazıları tutuklandı. Bunların yanı sıra 14 Mayıs'tan bu yana Cizîr'in Cudi ve Nur mahalleleri abluka altında. Her sokakta bir zırhlı araç bekletilirken, mahalleye sık sık gaz bombaları atılıyor. Yaşananları değerlendiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Cizîr İlçe Eşbaşkanı Mesut Nart, baskıların seçim sonuçlarıyla bağlantılı olduğunu söyledi.
Kenttin "deneme laboratuvarı" olarak görüldüğünü ve 2015-2016 sürecinden bu yana özel savaş politikalarının hiç durmadığını söyleyen Nart, "Cizîr 2023 Newrozunu büyük coşkuyla kutladı ve net bir mesaj verdi. Newroz’dan sonra seçim çalışmalarını başlattık. Bizim kentimiz Kürt hareketi için önemli bir yer. Devlet bunu bildiği için tutuklama, baskı ve gözaltılara başvuruyor. Neredeyse her yıl gençlere, kadınlara, kurumlara ve siyasi partilere operasyon adı altında baskınlar yapılıyor. Ama buna rağmen Kürt halkı, siyasi parti ve kurumlar daha da güçlendi. Kürt halkı hiçbir zaman diz çökmedi. Devlet Newroz’dan bu yana bizi halkımızdan uzaklaştırmak için tüm yollara başvurdu” diye konuştu.
"Cizîr şuan abluka altında" diyen Nart, baskınlarda şiddet ve kötü muamelenin olduğunu söyledi. Nart, "Ev baskınları sırasında hamile bir kadını yüz üstü yere yatırıp sırtına basmışlar. Bazı evlere köpeklerle girmişler. Yaşlı insanları yüz üstü yere yatırmışlar. İnsanlara silah doğrultmuşlar. Bu saldırıların nedeni intikam duygusudur. Cizîr 2015-2016'da diz çökmedi. Cizîr halkı göçle, öldürmeyle geri adım atmadı. Ne zaman bir seçim olsa Cizîr halkı iradesine sahip çıkıyor. Halk kimliğine sahip çıkıyor. Cizîr'e yapılan saldırılar, sadece Cizîr'e yapılmıyor. Hedef sadece Botan bölgesi değil. Cizîr'in zayıflaması tüm demokratik kitleyi ilgilendiriyor" ifadelerini kullandı.” Farqin’de polis şiddetine maruz kalan, M. Kolakan, Kobane’ye doğrudan var edilen Siha saldırısı, Tel Rifat’tan bomba, Kilis’e düştü bahanesi ardından çıkagelen saldırganlık ve nicesi ve nice yeni yara, yeterli kanıtı sunar mı acaba? Kim, kiminle ne halde, nasıl etle tırak gibiyiz bu haller her neyin nesidir allasen?
Bir cendere yeniden ve yeniden imal ediliyor. Ne eksik, ne mübalağa bitimsiz bir biçimde ol sükunet değil topyekun mahva meyil vermek için en olmayacak işler olur addediliyor. Bir siyasi parti / çatı / mevzinin desteklenmesinin sonrasında nice yeni yıkımlar tezgahta işlenir. Herkesi kucaklayacak olduğunu zikreden muktedir baş efendinin yine oyunu tersten kurmaya devam ettiğini göstere gelir. Bir cürüm halinin ortasında yaralar hemen hiç eksiksiz güncelleniyor. Ne yol ne yordam, varsa yoksa yıkım, hep / daimi bir azabın ta kendisini hayat diye yutturma tahayyülü. Duraksamayan, yenildiler, ezdik geçtik bahsileri arasında kan akıtılmaya, cürümler yeniden var edilmeye / güncellenmeye devam olunur. Ne bir yana, ne öteki yana, hayatın kapsamı, güncenin köşe taşları, yaşamı var eden hemen tüm irade beyanları / duruşlar / söz hakları yerle bir ediliyor. Bir yarını bırakılmamış olanın suna geldiği şey bariz bir cürüm eksen bütünüyle zorbalığa rehin bir yerdir. Bunca şeyden sonra halen ne var işte her şey güllük gülistanlık demeye devam etmeyenler için, bir kalk borusudur, sınavın ta kendisidir başlayan. Tahakküm hamlelerine alışmadan, hayatı geri kazanmanın yollarını arayabilecek miyiz, meselemiz o’dur.
Joe Biden: Müslüman cinayetleri nedeniyle öfkeliyim
Joe Biden: Müslüman cinayetleri nedeniyle öfkeliyim
Yeni eklenen Joe Biden: Müslüman cinayetleri nedeniyle öfkeliyim son dakika haberini aşağıda okuyabilirsin.
Son devirde ABD’nin New Mexico eyaletinde yaşanan Müslüman cinayetleri dikkat çekiyor.
Albuquerque şehrinde son 9 ayda 4 Müslüman cinayeti nedeniyle ABD Lideri Joe Biden açıklama yaptı.
“Öfkeli ve üzgünüm”
Biden, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Korkunç cinayetlerden ötürü öfkeli ve…