Bazı bebekler, refaha mutluluğa doğar. Doğdu haberi coşkuyla sevinçle yayılır. Bazıları da gariban odaların loşluğunda sessizce kabullenilir. Kimisi de bilmem kaçıncı kız bebektir. Gene mi kız dedirttiren azarlamaların, kızgın kocanın, yüzü asılmış ‘kayınların’ arasında, yeni kuma tehdidi altında. İşte kız çocuklarının başkalarının hayatını ve kendi hayatını mahvetme kariyeri bu noktada başlar. Üstelik sadece sıradan ölümlüler için değil, kim bilir kaç kraliçe, kaç padişah kadını bu uğurda can vermiş, acı çekmiştir?
Hep erkek çocuk beklenen bu evlerde, bir ümit... Tekrar hamile kalınır... Belki bu sefer?...
Erkek adamın erkek çocuğu olur!
Erkek yorgun ve isteksizken ilişkiye girilmesiyle kız olur
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nca 15-49 yaş arası ve yüzde 84,5’i okur-yazar olan 400 kadınla yapılan araştırmada[i], erkek ve kız çocuğu sahibi olmak için hala birtakım geleneksel uygulamalara başvurulduğu, erkek çocuk doğurmak için başvurulan yollar arasında ''Oğlan oluncaya kadar doğurulur, ya üçüncü çocukta ya da yedinci çocukta çocuğun cinsiyeti döner”, ''Son çocuğun ismi Döndü, Döne ve Nihayet konulur. Oğlan isteyen kadın, ilk çocuğu oğlan olan bir kadından habersiz uçkurunu çalar. Gebe kalmadan hocaya gidilir, okutulur, muska yazdırılır. İlişkiden hemen sonra 'kırk Ahmet, bir Muhammet’ denilerek sağa yatılır. ... Erkek yorgun ve isteksizken ilişkiye girilmesiyle kız olur..” gibi yöntemlerin hala belirli bir oranda bilindiği, uygulandığı görüldü.[ii]
2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yapılan araştırma da ise erkek çocuk isteme adetinin biraz değişime uğradığını görüyoruz. Türkiye genelinde erkek çocuk isteyenler yüzde 15,7 iken, kız çocuğu isteyenler yüzde 13,0 olarak görülüyor. Geri kalanlar ise ‘fark etmez’ diyorlar. Ancak, bu rakamlarda; bölge, sosyo-ekonomik statü ve eğitim durumuna göre değişiklikler görülüyor. En çok erkek çocuk isteme oranı yüzde 26,9 erkek, yüzde13,2 kız çocuğu ile Güneydoğu Anadolu’da. Kentlerde kız-erkek isteme oranı birbirine çok yakınken, kırsalda fark artıyor. Ayrıca eğitim ve refah düzeyi arttıkça kız çocuk isteme oranı artıyor. En düşük kız çocuğu isteme oranı ise yüzde 10,6 ile Doğu Karadeniz ve yüzde 10,0 ile Doğu Marmara. Genellikle de; erkekler erkek çocuğu, kadınlar kız çocuğu istiyor.[iii]
Belki de, iki-üç neslin bir arada yaşadığı, erkeklerin ve büyüklerin hükmünün geçtiği, gelinlerin hizmet ettiği büyük ailelerin varlığı azaldıkça, yalnız kalan yaşlılar, uzakta ki ‘oğul’ yerine, kendi kızlarının kıymetini anlıyor. Yani bu tercih gene kadının, kara kaşı kara gözüne ya da kendi hayrına olmayabiliyor.
Bir ortamda sessizlik olduğunda ‘kız doğdu’ deyişi varlığını hala sürdürüyor. Bununla birlikte gene de, değişimin sebep ve sonuçlarını araştırmacılara bırakıp; kız çocuklarının da sevinçle karşılandığı, gelişimi için tüm olanakların önüne konulduğu evlerin artışını olumlu bir sonuç olarak değerlendirebiliriz.
Kraliçe Anne Boleyn, kızı Kraliçe I. Elizabeth’in adını ‘Döndü’ koysaydı...
Ya da bir oğlan anasından uçkur çalsaydı...
Belki idamdan kurtulabilirdi!
''Son çocuğun ismi Döndü, Döne ve Nihayet konulur. Oğlan isteyen kadın, ilk çocuğu oğlan olan bir kadından, habersiz uçkurunu çalar.....”[iv]
Osmanlı Sarayı’nda cariyelerin padişaha erkek doğurma yarışları olmasa belki tarih farklı yazılırdı. İster bir saltanat, ister büyük bir servet için ‘Varis’ söz konusu olduğunda, tüm dünyada kadınların vazifesi ‘erkek’ doğurmaktı.
İngiltere kralı VIII. Henry 1491-1547 yılları arasında yaşamış ve toplam altı kadınla evlilik yapmıştır. Günümüz erkekleri için bu kadar çok kadınla birlikte olmak hiç de sorun gibi görünmüyor. Ancak Kral olması ve o çağlarda yaşaması nedeni ile bu birliktelikler için zavallı Kral Henry çok sıkıntı çekmiş. Hıristiyanlık dininde yeni bir mezhep yaratmak, boşanmak istemeyen karılarını öldürtmek için de uydurma saray mahkemeleri düzenlemek gibi bir sürü iş ve formalite ile uğraşmak zorunda kalmış. Abisi Galler Prensi Arthur ölünce, sıradaki ikinci oğul olarak tahta geçmiş ve abisinin karısı ile evlenmek zorunda kalmıştır. Ancak bir erkek çocuk sahibi olamadığı, daha doğrusu karısı, O’na bir erkek çocuk ‘veremediği’ için mutsuz olmuştur. Bu arada da Anne Boleyn ile tanışıp, aşık olmuş ve karısından boşanmak istemiştir. Bu boşanmayı gerçekleştirip, Anne Boleyn ile evlenmek için de boşanmayı yasaklayan Katolik mezhebi yerine Anglikan mezhebini kurdurmuştur. Tarihte, sevgilisi için dağlar delmese de ilk defa yeni bir mezhep yaratan kral olarak geçer. Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Anne Boleyn’de Krala bir kız çocuğu doğurur ve erkek evlat ‘veremez’. Artık boşanmanın da yolu açılmıştır. Ancak, A. Boleyn boşanmaya razı olmayınca büyücülük, başkaları ile cinsel ilişki gibi suçlamalarla idama mahkûm edilir ve öldürülür. Bir kadını suçlamanın en kolay yolu da çağlar boyunca hep aynı kalmıştır.
Kral Henry’nin Anne’den sonraki karısı kendiliğinden ölür. Sonra ki iki karısını da çeşitli bahanelerle idam ettirir. Son karısı ile evli iken kendi ölür. İlk ve son karısının dışında dört karısının da akıbeti ölüm olmuştur. Bu kadar evlilikten doğan ve uğruna ne canlar verilen tek erkek çocuk da ne yazık ki küçük yaşta ölmüştür.
Üreme dışında, kadının tüm hastalıklarına duyarsız dönemin Tıp bilimi de bir çocuğun cinsiyetinin önemi konusunda duyarlıydı. 1579 yılında bu duyarlı hekimlerden olan Laurent Jaubert kitabında “-kendilerine hizmet edecek ve mallarını, onurlarını ve asaletini miras alacak erkeklere sahip olmak isteyen erkeklere yardım etmek’ amacı için en uygun cinsel birleşme zamanlarına ciddiyetle eğilmekteydi.” O dönemin tıp bilimi Marie Antoinette’nin doğumlarında yanında olan doktorunun “İsteğe Uygun Cinsiyetler Üretme Sanatı” tezleri ile gene başka bir hekimin “Oğlan Çocuk Yapma Sanatı” tezleri üzerinde ısrarla çalıştılar. Ayrıca; “...partner seçimi, doğru zaman ve doğru pozisyonla ilgili öneriler, ahlak ve doğa yasalarına gerektiği gibi itaat etmenin bir oğlan çocuğu ile ödüllendirileceğine dair inanç...”[v] yaygın bir görüş olarak kabullenilmişti. Erkek çocuk ödül, kız çocukları ise bir cezaydı.
Bu hikayenin üstünden beş yüz yıl geçti. Çok şey değişti ama hikâyenin bazı bölümleri hala aynı kaldı. İster nikahlı ister nikahsız, dört - beş kadın, altı kadın tüm dünya erkekleri için ahlaki bir ayıp sayılmıyor, helal. Erkek çocuk doğuramamak ta hala kadınların kabahati ve hala bu yüzden ölen, arka arkaya doğumlardan, düşüklerden sağlığını yitiren kadınlar var.
[i] Doç.Dr.Ümran Sevil ve öğretim görevlisi Ayten Taşpınar araştırması.
[ii] İstediğiniz cinsiyette bebek için! (2003, 17 Ocak) Radikal
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=63207 (08.03.2014)
[iii] Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması 2011(TAYA). (2011) T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Ankara
[iv] İstediğiniz cinsiyette bebek için! (2003, 17 Ocak) Radikal
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=63207 (08.03.2014)
[v] Salvadore-Berriot, E. (2005) Tıbbın ve Bilimin Söylemi. Duby, G.,Perrot, M., Davis, Z.N. (Ed.) Kadınların Tarihi- Cilt III. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (s.352, 333-368)