Bilinmesi Gereken Kişi Hayatlarından Bir Kuple
Siracusa’nın müstebit hükümdarı Yaşlı Dionysios’un ünlü dalkavuğu. M.Ö. IV. yüzyıl başlarında yaşadı.
Hükümdarı ona çok kötü bir oyun oynadı. Adım Demokles’in kılıcı deyimine verdi. Demokles, efendisi Yaşlı Dionysios’a gıpta ediyor ve ona durmadan, kralların dünyanın en mutlu kişileri olduklarını tekrarlayıp duruyordu. Bu ardı arkası gelmez lâflardan bıkan Siracusa kralı «Senin de bu mutluluğu tatmanı istiyorum» diyerek tahtını bir gün için Demokles’e bırakmayı teklif etti. O da bu teklifi büyük bir sevinçle hemen kabul etti. Demokles, kral oluşu şerefine verilen şölende, başköşede otururken, birdenbire başının üstünde, sadece bir at kılına bağlı ve her an kopma tehlikesi olan pırıl pırıl bir kılıcı dehşetle gördü. Dalkavuk, o zaman, kralın etrafındaki debdebeye rağmen her zaman, devamlı bir tehlike korkusuyla yaşadığını anladı. Devrimizde de, bir kimseyi sürekli olarak tehdit eden bir tehlikenin varlığını belirtmek için başının üstünde Demokies’in kılıcının bulunduğundan sözedilir.
Karun veya Kroisos da denir. M.Ö. 560 ile M.ö. 546 yılları arasmda saltanat sürdüğü sanılmaktadır.
Bu kral, dünyanın en büyük altın hâzinesine sahip olduğundan, çok zengin kimseler için «Krezüs gibi zengin» deyimi kullanılır. Anadolu’nun batı kıyısındaki Lidya krallığında bol altm madeni vardı ve ticaret de çok gelişmişti. Bu ülkenin, altın para kullanan ilk Akdeniz devleti olduğu sanılmaktadır. Lidya’nın zenginliğiyle ün salmış kralı Krezüs, davranışlarında çok cömertti. Yunanlıların müttefiki olan bu hükümdar, yunan kültür ve sanatına hayrandı. Bu nedenle yunan tapınaklarına hesapsız bağışlarda bulunuyordu. Krezüs’ün cömertliği efsanelere geçti. Fakat İran kralı Keyhüsrev, önce Lidya başkenti Sart’ı, daha sonra tüm krallığı egemenliği altına alarak bütün eli açıklıklara, hoyratça son verdi. Krezüs’ün ölümü, hayatı kadar efsanevidir. Bazı kaynaklara göre odun yığını üzerinde yakılmaya mahkûm edilmiştir. Bazı kaynaklara göre ise, galibi Keyhüsrev tarafından hayatı bağışlanmış ve Persepolis’e götürülerek onun danışmanı olmuştur.
Bekri Mustafa Ağa, Sultan Dördüncü Murat’ın sarayına mensup ve ağalarından olduğu tahmin edilmektedir.
İçki düşkünlüğünü temsil eden halk tipidir. XVII. yüzyılda İstanbul’da ayyaşlığı, hazır cevaplığı ve hoş fıkralarıyla tanınmıştır. Bekri Mustafa, rivayete göre Dördüncü Murat | İçkiye alıştırmıştım Toplum kurallarına önem vermeyen, kalender, açık sözlü, keyif ehli ve sevilen bir tiptir. İçki düşkünlüğünün bir sembolü haline gelmiş olan Bekri Mustafa’nın Küçük Ayasofya semtinde oturduğu bilinmekle beraber hayatı hakkında başka bilgi yoktur. Daha sağlığında bir halk tipi kişiliğini almış olan Bekri Mustafa’nın Nasreddin Hoca’nınkilere yaklaşacak kadar çok fıkra ve hikâyesi vardır. İçkiye aşırı düşkünlüğü yüzünden lâubali davranışları, onun fıkralarının Bektaşi fıkralarıyla karıştırılmasına da sebep olmaktadır. Fıkralarının birçoğunda Sultan Dördüncü Murat ‘in İçki yasağına karşı, İçki düşkünlerinin tepkileri ifade edilmektedir. Karagöz’deki Tuzsuz Deli Bekir tipi onu temsil eder.