Bilirsiniz halk hareketlerinde sonuca ulaşırsanız devrimci, ulaşmazsanız isyancı olursunuz. Ortada bir halk hareketi varsa eğer iktidara karşı bir başkaldırı söz konusu olmuşsa, eylemi nihayete vardırmak sizi kahraman yaparken, başarılı olamamak sizi vatan haini ya da terörist yapar. Nitekim bunun örneklerini yakın dünya tarihinde çok gördük.
1910larda Lenin vatan haini bir asi iken 1918de devlet başkanı bir kahramandı. Aynı şekilde Bolşeviklere baş kaldıran beyaz ordu yenilince öldürüldüler, galip gelselerdi onlar da ödüllendirilecekti. Che keza yine öyle, Küba’da devrim gerçekleşince kahraman idi, ama bolivya’da devrim yapmaya çalışırken öldürüldü. İspanyada ETA ayrılıkçı terörist bir gruptu ama 2010da ispanya devleti ile anlaşınca kahraman oldular.
Bu ülkenin de devrimcileri vardı. Başaramadıkları için öldürüldüler. Başarsalardı kahraman olacaklardı. Ama başaramadılar, buna rağmen yine kahraman oldular toplumun bir çok kesimi tarafından. Çünkü fikirleri güçlüydü.
Mahir Çayan bu ülkenin görmüş olduğu en iyi birkaç teorisyeninden birisiydi. 1960lı yılların öğrenci hareketleri önderlerinden birisi. Belki de en iyi fikir adamı. 1965ten öldürüldüğü 1972 yılına kadar öğrenci hareketlerinde en önlerde aktif rol alan bir lider.
1963te İstanbul üniversitesi hukuk fakültesini kazanıp ikinci yılda siyasal bilgiler fakültesine geçiyor.
Türk Solu ve Aydınlık dergilerinde yazılar yazıyor. Bu dönemde yazdığı önemli yazıları “Revizyonizmin Keskin Kokusu 1”, “Revizyonizmin Keskin Kokusu 2” ve “Aren Oportünizminin Niteliği” dir.
Eğer 1972de kızıldere’de öldürülmeseydi 20.yy’ın en iyi teorisyenlerinden biri olacaktı. Fikir üretmedeki becerisi, düşündüklerini insanlara anlatmasındaki kabiliyeti takdire şayan. Yazdığı iki adet kitabında neler düşündüğünü ve düşündüklerini nasıl hayata geçireceği konusundaki tarzı onu başkaları içinde farklı kılıyordu. Çevresindeki insanları etkiliyordu çünkü çok okuyordu. 26 yaşında bir insana göre çok fazla bilgili. Ve güçlü bir fikir insanı. Düşündüklerine de sıkı sıkıya bağlılığını “Bu mücadele sınıflar mücadelesidir. Burada el titremesine, tereddüte ve kararsızlığa yer yoktur. Sınıflar mücadelesinde proletarya yoldaşlığının dışında feodal ve ataerkil ilişkilere yer yoktur.” Bu sözlerinden anlayabilirsiniz.
Ölümünün ardından 48 yıl geçti. Yaşadığını düşünürsek neler üretebileceği konusunda tahminlerimizin önü çok açık. Çünkü üretebileceği fikirleri çok fazla. Belki bir üniversitede prof, belki siyasette güçlü bir bürokrat. Bilemeyeceğiz asla. Ama tahmin etmek zor değil.
Bazıları eşkıya diyor onun için. Yaptıklarını tasvip etmeyen kişi çok. Nerden baktığınıza göre değişiyor bu. Olabilir, doğru bulmayabilirsiniz. Ama o fikirleri uğruna ölmeyi seçecek kadar onurlu, ve düşüncelerine sıkı sıkıya bağlı bir devrimciliğini şu sözlerinde görebilirsiniz “Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar bir avuç biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur ama kazanacağımız koca bir dünya vardır.”
İstediği şey, işçi emekçi sınıfının özgürce emeğinin karşılığını alması ve Türkiye’nin kimsenin güdümünde olmayan tam bağımsız bir ülke halini alması. Bunun için bir halk hareketine başlamak istiyordu ama bir köy muhtarının ihbarı üzerine baskında öldürüldü.
Kendisini ihbar eden köy muhtarı için de savaşıyordu mahir. Sömürü düzeninin ortadan kalkması, sınıf ayrımının olmaması, işçi sınıfının iktidar olduğu bir dünya istiyordu. Emeği sömürülen o muhtarı da düşünüyordu ama Lenin’in dediği gibi devrim halk yığınları ile değil gerçek ve bilinçli devrimcilerle olmalı.
Celal Şengör kendisine eşkıya dedi bir söyleşide. Celal hocanın bilgi birikimine saygı duyarım. İyi bir bilim insanı. Kendi fikri saygı duyulmalı. Ama bir açıdan da bakınca Mahir’in 26 yaşındaki hali ile celal hocanın 26 yaşındaki halini kıyasladığınızda, Şengör ancak Mahir’in öğrencisi olabilir, ondan öğreneceği çok şeyi var.
48 yıl aradan sonra Mahir’in düşünceleri üzerine hala teoriler üretiliyor. Hala fikirleri konuşuluyor. Yaşasaydı harika işler çıkaracağının hemen hemen herkes farkında. Kızıldere o’nun hayatının bitişi olsa da fikirlerinin yaşamasının başlangıcı oldu. Kendisi 26 yıl yaşadı ama devrimci ruhu 48 yıldır aramızda geziyor.