"Cismim içre candır, Fatıma." dermiş.
Öyle bir can ki, risalet evinin babasına en çok benzeyen çiçeği.
"Babasının annesi" dediği can parçası... Hz Hüseyin ve hz. Hasan'ın cennet kadınlarının sultanı olan anaları.. İlmin kapısı Hz. Ali'nin biricik zevcesi..
Ne bahtiyar saymıştır kendini, topuklarının değdiği kum taneleri.. Kendinden geçmiştir, dokunduğu hurma yastık, solgun abadan örtü..
Kimbilir keç kere saçlarını okşayıp öperken Fatıma'nın, cennet kokusunu ciğerlerine doldurdu efendimiz.(s. a.v) Fatıma Zehra'nın narin kolları kimbilir kaçkere dolandı babacığının mübarek boynuna. O gülün bağrından filizlenen tomurcuk, nasıl ayrıklaşabilir, nasıl bu vuslati muhabbet firaklaşabilirdi?
Değil miydi o yüzden Fatıma annemiz yeni bir yuva kurunca "Keşke daha yakın olsalardı" deyip evleri birbirine yaklaştırması fakat yine mutmain olmayıp Fatıma'nın duvarına bakan hanesine, bir pencere açtırması... 🌸
İşte biz böyle eşsiz bir merhamet ve sonsuz şefkat abidesi gönlünün eşiğine varıp dikilmişiz ya Resulullah! Sen bizi de canlar cananı kızının başını alıp mübarek göğsüne yasladığın gibi bas, rahmet pınarı bağrına. Virane ruhumuzu bir baba edasıyla kucakla. Yaklaştırdıkça yaklaştır, incinmiş gönlümüzü muhabbet umanına...
Bir kere...
Biz milyonkere haketmesekte..
Kadir gecesi hürmetine..















