Yollarda-3: Eğin / Kemaliye
Mehmet Yayla, 6-9 Ekim 2018
Erzincan'dan Kemaliye'ye gideceksiniz... En baştan söyleyeyim, tekrar da edeceğim, Eğin ve köylerini gezmek için kendi vasıtanızla grup halinde, ya da bir turla gitmek en iyisi. Erzincan merkezden araç günde bir kez kalkıyor ve yalnızca tek bir minibüs firması çalışıyor. Detayları 0542 5340643 / 0446 751 30 54 / 0446 751 28 51 numaralı telefonların birinden arayıp öğrenmek en iyisi. Kalkış yeri Valilik ve PTT yakınında, aşağıda google map ekran görüntüsü var:
Erzincan içinde esnafa “Kemaliye araçları nerden kalkıyor? diye sorarsanız dikkat edin, bazıları “Kemaliye” ve “Kemah” ilçelerini karıştırıp sizi Kemah minibüslerinin kalktığı yere yönlendirebilir!
Ben gittiğimde Erzincan merkezden Kemaliye'ye hareket akşamüzeri 4 idi, ancak mevsime göre ve yıllar içinde değişebilir. Kemaliyeden herhangi bir yöne ise yalnizca sabahin 06:00′sında araç hareket ediyor! (Cuma günleri iki kez, cumartesi yok!) Ücret 30 TL (Ekim 2018) ve 3 saat sürüyor. Bol virajli bir yol, yol tutanlar için yanınızda deniz tutmasına karşı hap bulundurmanızı tavsiye ederim. Yolda Kemah'ta mola verilirse, Melikgazi türbesini de hizlica ziyaret edebilir, Kemah'in uzaktan bir-iki fotografini çekebilirsiniz.
11.-13. Yüzyıllar arasında yöreye egemen olan Mengücük Beyliği döneminden kalmadır. Karşısındaki kayalıklarda bir türbe daha bulunuyor:
Bu kısa moladan sonra tüm yolcular tekrar minibüse doluşup virajlı yoldan Eğin’e doğru devam ediyoruz. Sürücü zorlu yolda deneyimli ve uyanık görünüyor, ama kalkıştan sonra kafasına göre durabiliyor, yolda telefon gelince birini almak için 5-10 dakika bekleyebiliyor. Beklediğimden daha rahat ama daha uzun bir yolculuk sonrası, Kemaliye’ye (Eğin) varıyoruz.
Bu “Eğin (Kemaliye)” ya da “Kemaliye (Eğin)” yazımlarına alışmak en iyisi, çünkü kentte ikisi de kullanılıyor. Cumhuriyet öncesine ait anltımlarda doğal olarak “Eğin” ibaresi kullanılıyor. Yöresel yemekler, giysi, mimari, edebiyat (Eğin türküleri/manileri) için de bu geçerli. Resmi kuruluşlar, duraklar, bazen oteller için ise “Kemaliye” kullanılıyor (örneğin “Kemaliye Öğretmen Evi).
Öğretmen evi demişken, minibüsten iner inmez anacaddeyi takip edip kalacağım öğretmenevine ulaştım (elbette google maps’ta konumu yanlıştı). Öğretmenevlerinde yer olursa, devlet memuru olmayan kişiler de kalabiliyor, tabi önceden sorup yer ayırtmak gerek. Temiz, sade, karanlık, ekonomik, odaları genelde biriyle paylaşmanız gereken bir yer.
Oda arkadaşımı hiç görmedim, hafta sonu için memleketine gitmiş, eşyaları vardı sadece. Kemaliye Öğretmenevinde havlu veya tuvalet kağıdı verilmiyor, temiz yatak çarşafı ve örtü veriliyor. Duş yapmak isterseniz duşlarda su ılık ile serin arası.
Çoktan hava kararmış olsa da, çantamı bırakıp Eğin’i keşfe çıkıyorum. Hava serin, yokuşlu, yamaçlı, yemyeşil, Avrupa’da bir dağ kasabasını andıran bir yer. Sanırım en fazla 3 ya da 4 kata kadar yapılaşma var. Ana yoldan yürürken karşıma ilk çıkan yer kırmızı ışıklandırılmış bir bina, Kültür Kafe...
Doğru bir karar verip hemen kafeye gidiyorum. Eskiden (çok eskiden) Eğin’de ortaokul olarak kullanılmış, sonradan kafeye çevrilmiş bir yer. Çalışanları çok güleryüzlü ve bilgili, her sorduğumu yanıtlıyorlar. Anneannemim Eğin’li olduğunu söyleyince de “muhtemelen ortaokulu bu binada okumuştur” diyorlar. Ben de anneannemin -muhtemelen- öğrencilik... pardon “talebelik” yaptığı bu binada çay ve tatlı yiyorum. İçerisi son derece başarılı ve zevkli döşenmiş, yarı müze-yarı kafe.
Eğin, manileriyle de ünlü. Bu manileri, bir de Cumhuriyet döneminin başında yörede çekilmiş bazı fotoğrafları da sergiliyorlar.
Kafede oturduğum odayı incelerken aşağıda fotoğrafını gördüğünüz plaket ilgimi çekiyor, “Akın” anne tarafımızın soyadı. Kimbilir belki de izini kaybettiğimiz bir akrabamız düzenlemiştir bu odayı... :-)
Geç saatlere kadar kafede oturuyorum. Sanırım Eğin’in gençlerinin de gözde mekanlarından biri, masalar dolu. Geceyarısına doğru tek kaldığımı ve yalnız benim için kapatmıyor olabileceklerini düşünüp kalkıyorum. Ertesi sabah kahvaltı için bu kez öğretmenevinin yakınındaki Kanyon Kafe’ye gidiyorum.
Kanyon Kafe de Eğin’in en güzel atraksiyonlarından biri, merdivenlerden aşağı inince Fırat manzaralı hoş bir bahçesi var:
Sabah güneşli ama hava buz buz gibi olduğu için sipariş verdikten sonra üstüme bir şey giymeye öğretemenevine gidip geliyorum. Temiz hava ve insanı nefes nefese bırakan yokuşlu yollar sanki kahve içmişim gibi ayıltıyor beni.
Kafenin işletmecisi Niyazi bey bana binanın tarihini anlatıyor: 1876′da Palu’nun (Elazığ) Sağam köyünden Ermeni bir usta olan Hovhannes Donigyan tarafından yapımına başlanan Surp Kevork kilisesi, 2 yılda 6000 osmanlı altını harcanarak tamamlanıyor. 1896′da sadrazam çıkardığı bir kanunla, Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi, Eğin’in köylerinde yaşayan gayrımüslimlerin müslüman olmaları şartını koşuyor (anladığım kadarıyla merkezde yaşayan zengin ve nüfuzlu ermeni aileleri bu zorunluluktan muaf tutuşmuş). Yine aynı kanun çerçevesinde, Sadrazam bazı kilise mülklerine el koyuyor ve Surp Kevork kilisesi de bu aşamada, ileride “Türk Ocağı” adını alacak teşkilatın kullanımına veriliyor. 1915′te is bina, yine bir Ermeni ustanın işlettiği halı atölyesine dönüşüyor ve ünlü Eğin halılarını üretmeye başlıyor. Daha sonraları bir ara Ziraat Bankası deposu, kooperatif binası ve bir süre hapishane olarak kullanılıyor. Şimdiyse eski kilisenin alt katında Kanyon Cafe, giriş katında Kadın Halk Oyunları Kulübü var, üstteki iki katı ise etnografya müzesi olarak hizmet veriyor. Müze 2-3 bölmeli mütevazi bir yer, ama dönemin yaşantısı hakkında ilginç, nostaljik bir koleksiyona sahip. Örneğin 19. Yüzyıl sonu / 20. Yüzyıl başından kalma Osmanlı postacı çantası:
Kilisenin en üst (çatı) katı ise müzeye dahil, içinde pek bir şey yok ama pencerelerinden giren güzel bir ışığı...
... ve pencerelerinden bakınca hoş bir Eğin manzarası var:
Müzede ne yazık ki 20. Yüzyıl başlarına kadar olan döneminin çok kültürlü yapısını görmek mümkün değil. Bu konu hala tabu olarak duruyor. Oysa 1840′larda Eğin’de (Ermenice “Agn”) yapılan nüfus sayımında müslüman ve gayrımüslim (Ermeni + Rum) nüfusun oranı %50-%50 civarındaymış. 1896′da sadrazamın dayattığı “kanun hükmünde ferman” ile gayrımüslim köylerin (ör. Venk, Şirzi) tümü sünni veya alevi müslümanlığa geçmek zorunda bırakılmışlar. Merkezde kalan ve sınıfsal avantajları sayesinde 1896 asimilasyonunun “teğet geçtiği” varlıklı Ermeni ailelerin çocukları genelde Avrupa’da öğrenim görüp, dönemin milliyetçi düşünce akımının etkisiyle geri dönüşte Taşnaksütyun gibi Ermeni milliyetçisi partilere sempati beslemişler. Yükselen Türk milliyetçiliği ve sadrazamın asimilasyon fermanları da eklenince, kentte etnik gerilim artmış ve 1896-1915 arasında, ayrıntılarını bilemediğimiz, ama her ne kadar tabu da olsa sonuçları malum olan süreç Eğin’de de yaşanmış. Bugün ilçede Ermeni ve Rum nüfustan kalan izleri görmek çok zor, civardaki Venk (Yaka) Şırzi (Esenköy) gibi köylerde bazı izler bulmak mümkün, ama buralar yürümek için çok uzak ve taksi dışında vasıta yok. İşte size grup halinde ve bir araçla gelmek için bir neden daha.
Öğleden sonra hem Eğin evlerinin bulunduğu yokuş yolları gezip, hem de yorulana kadar kentin dışına tırmanıp yüksekten ilçenin fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Taşdibi mahallesinin yukarılarında yüksek bir bayrak direği ve bunun da yukarısında gayet hoş manzaralı bir çay bahçesi var:
Buradan biraz daha yukarı, yamaca tırmanınca yüksekten ilçeyi ve Fırat’ı aynı kareye sığdırmak mümkün oluyor:
Dönüşte yokuş inip çıkmaktan ağrıyan bacaklarla erkenden yattım. Eğin’e arabayla gelmek hem yokuşlar için faydalı olur.. Hem merkezden yalnızca sabahın 6′sında kalkan minibüse mahkum olmamak için.. Hem civardaki köyleri (Apçağa örnek köyü, Ocak köyü, Vank köyü vb.) gezebilmek için... hem de dönüşte, Erzincan veya Elazığ’a giderken yoldaki ilginç yerleri (Arapgir, Onar köyü’ndeki 800 yıllık Cemevi, üzüm bağları vb.) görebilmek için. Aslında merkezde civardaki köylere tur ve nehirde tekne gezileri düzenleyen bir tur şirketi var ama her zaman müşterisi olmuyor ve eğer kalabalık bir grup değilseniz, bir-iki kişi için doğal olarak etkinlik düzenleyemiyorlar.
Ertesi gün biraz daha dolanıp, tahta saçaklı süslemeleriyle tipik Eğin/Kemaliye evlerini görmeye ve görüntülemeye çalıştım:
Kimi yerlerde gördüğüm görüntüler bana Karadeniz yaylalarını ve oranın insanının pratik çözümlerini de anımsattı:
Eğin’de yamacın en yukarısındaki “Mani Yolu” var, manzaralı yol boyunca tabelalarda geleneksel maniler sergileniyor:
Yoldan merkeze doğru inerken Taşdibi mahallesinde zevkli döşenmiş, geleneksel bir lokanta/han içinde keşkek yiyorum.
...sonrasında, Kanyon Kafe’de bir çay içip ertesi gün sabahın 5′inde nasıl uyanıp Elazığ arabasına yetişeceğim diye kara kara düşünürken, Niyazi bey sağolsun “O tarafa gidiyorum, istersen seni Arapgir’e bırakayım” diyor. Sevinerek kabul ediyorum ve öğleden sonra Eğin’den yola çıkıyoruz.