Bende bir ‘festival’ havası
Temmuz’un ilk haftası sıcak bir Cumartesi günü, öğle vakti, yakın arkadaşımla yarınki flamenko gösterisi için prova yapıyoruz. Bahçeye açılan kapısından girer girmez eski tahta parkelerin en geniş alanında kendimize harika bir dans ortamı açtık. Televizyona yansıttığımız dersi tekrar edip dururken... yine ‘mükemmel’ olmak için çalışıyorum. Dışarıdan bakış açısıyla ‘hareketleri biliyor’ görünsem de bilmediğim çok ayrıntı var, aylardır çok ders kaçırmışım. Hızla öğreniyorum. Azmimden yorulan arkadaşımı ara sıra dinlendiriyorum fakat sahne heyecanı ikimiz de basmış bile... Akşam nasıl oldu anlamıyoruz.
Ertesi sabah ilk sahne provasındayız. Sınıf arkadaşlarımızı gördükçe heyecanlananın sadece kendimiz olmadığımızı anlıyoruz. Kendi içimdeki mücadeleleri duyuyorum arasıra; “Ne olacak ki!, 3 dk.’lık bir sahne, yaparsın sen!!”, “ya yapamazsam, tam yetmedi süre dansı oturtmak için...”, “”olsun kulisde de çalışırsın...”, bir kaygı içimde sızlayıp duran.
Çok uzun zaman önce başlayan ‘farkındalık uyanışı’ maceramın başında verilen konularımdan birkaç tanesi kaldı... İşte bu sızlayan, onlardan biri, ‘mükemmeliyetçilik’, kimi zaman avantajım kimi zaman düşmanım olan kılıcım; dengede kullanmayı öğrendim şimdi pürüzlerimi temizliyorum.
Performansımız çok güzel geçti, sadece benim bildiğim birkaç hata dışında çokça heyecanlıydı. Sahneden indikten sonra hissettiğim başarı hissi, müsamere çocukları kadar hevesli... sonrasında sahneden çekilmiş görüntülerimizi izlerken ‘ben’, Evet ... sonunda kendimi alkışlıyorum. Bir anda alkışlarken buluyorum kendimi. Ne kadar güzelim, ne kadar özelim, azmimin ‘mükemmeliyetçiliğe’ dönüştüğü anlarda yapabileceğimin en iyisi şeklinde dengeleyebildim kendimi, başlamak cesaretini gösterdim. Arkadaşımın yardımıyla ‘sonuçlandırabildim’, çünkü o tamamlamanın, ektiği tohumların karşılığını almanın önemini anlattı bana. Cesaret verdi. Elimden tuttu. ‘Bir sebebi var’ dedim, bu sefer direnmedim, izin verdim. Kutlamaya , göstermeye, insanlara kendimi açmaya izin verdim.
Sahnedeydim, potansiyelimin çok altlarında bir enerji verdiğimi biliyordum, bunu özellikle yapıyordum. Bugün içimdeki dişinin büyüleyici gücü, enerjisi ve etkileyiciliğini saklamanın ne kadar kuvvet isteyen bir şey olduğunu anladım. Ne çok efor sarf etmişim saklanmak için. Ne kuvvetliymişim bu kızı saklarken; çok uğraşmış yine de yapamamışım. Sezenler olmuş, anlayamamış. Bilenler görmüş, hatırlamış, onlardan kaçmışım. Neden böyle yapmışım? Sebebi çok , belki de yok.
Yeniden doğmak kendimi kendimden doğurmak için ‘işte böyle olmuşum’, kendimi olduğum halimle kabul etmeyi, değerimi, dişiliğimi, her zaman genç, dinç, güzel ve çekici olmayı hayırlısıyla ve sağlıkla kabul etmişim.
‘Oleeee’, diye bağırırken ben, sahnede o çekici, dişi, seksi, alımlı, güzel, yetenekli, genç kızı kutlamışım. Teşekkür etmişim. Sahnemde oynayan sınıf arkadaşlarıma, eğitmenlerime, hayatımdaki herkese, bana kendimi yansıttıkları, anlamamı sağladıkları, hayatımdaki görevlerini en iyi şekilde yaptıkları için teşekkür etmişim.
Şimdi o kız, iyi yürekli olmayı, doğru, düzgün, inançlı yürüdüğü yolda her zaman hayırlısıyla ve sağlıkla, mutlu olmayı, hayatı neşeyle kutlamayı, kendini olduğu gibi kabul etmeyi, değerini bilmeyi, dişiliğinin çekici, üretken kadınsı güçlerini , yeteneklerini en hayırlı şekilde paylaşmayı, ilham olmayı, ilham almayı, ilham vermeyi, parlamayı, saygınlığı, hep sevgi yolunda olmayı seçti.
Festival havası var Temmuz’da,
bir Sevillanas parçası arka fonda, aklımda arkadaşımın bana desteğine teşekkür, sahnede olduğum halime, cesaretime, kabul edip kendime verdiğim değere, emeklerime şükür var...
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
Olé¡ Viva la vida mágica
https://www.youtube.com/watch?v=r4H-Myaw-Mk











