Uzay zamanda ebat büyüyünce yavaşlık kavramı değişken oluyor. Ben bir sinekten daha iriyim ama sinek zamanı benden daha hızlı yaşıyor. Ama bende ona göre daha uzun yaşayabiliyorum. Bir sinek beni hantal canlı olarak algılarken ben onu aşırı hızlı görüyorum. Ama normalde bu durum zamanda ondan daha hızlı hareket edebilen canlıyı ben yapıyor. Çünkü ben öyle bir frekans aralığındayım ki ona göre benim bir adımım onun 100 adımına denk. O bana erişebilmek için bu kadar hızlı. Sinek yeteri kadar hızlı olamasaydı beni göremeyecekti.
Bu kuarkları görememem ile benzeşiyor galiba. Bana göre aşırı hızlılar ama aslında o kadar yavaşlar ki bana bile görünemiyorlar. Kafayı karman çorman eden bir konsept bu...
Bende hızlandığım zaman tuhaf şeyler deneyimliyorum mesela. Farklı şeyler görünüyor. Durugörü ve astral deneyimler bunların bir parçası... Bu fenomenlerde daha hızlı ritimdeki frekansı görüyor oluşumdan gerçekleşiyor.
Hız denilen konsept bir süre sonra zamanı durduruyor teorik olarak. Bu da belirli bir frekans üzerinde zamanı yok ediyor. Zaman olmadığı noktada işler farklılaşıyor. Çünkü biz zaman ve mekanı birbirinden ayıramayız. Mekan olmazsa hareket olmaz. Bu da uzaya bağımlı yapar bizi.
Ama zamansız bir ortamda uzay senin tekeline girer. Neyi ve hangi zamanı görmek istersen önüne akar. Bu çok boyutlu bir insan veya falanca bir süper gelişmiş varlığın yaşadığı kafa olabilir.
Mesela böyle bir varlık benim yanıma gelse kendi mevcut hızında, frekansında... Ben otomatikman onun çekim alanına kapılırım. Tıpkı bir karadeliğin yada güneş gibi büyük kütleli bir gök cisminin yörüngesine girmek gibi.
Bu da benim uzay zamanımı yerle bir eder. Kendi mi yüzyılllar sonrasında yada öncesinde bir anda bulabilirim eğer hayatta kalabilirsem. Bildiğin zamanda sıçrama durumu yaşarım.
Kuantum parçacık deneyindeki parçacıkların gözlemci varken ve yokken ki davranışlarının farklı oluşlarını bu beyin fırtınam ile adeta kendi kendime açıkladım.
Çok acayip bir evrende yaşıyoruz. Zaman üzerine düşünmek için çok değerli bir kavram. Beynim yanıyor.