Russia is a terrorist state

seen from Morocco
seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from Pakistan
seen from Germany
seen from Philippines
seen from Russia
seen from United States

seen from Ukraine
seen from China

seen from Algeria

seen from United States
seen from Thailand

seen from Malaysia
seen from India

seen from Maldives
seen from Saudi Arabia

seen from Thailand
seen from Australia
Russia is a terrorist state
Muy buenas chicxs!
🎜♫🎝♬ 𝐹𝐸𝐿𝐼𝑍 𝐼𝑁𝐼𝐶𝐼𝑂 𝐸𝑉𝐸𝑁𝑇𝑂 𝑀𝑈𝑆𝐼𝐶𝐴 𝟸𝟶𝟸𝟷 🎜♫🎝♬
Para iniciar a la moda, en el transcurso de esta semana junto con el evento estaré subiendo varias gardis tocando diferentes instrumentos ^^
Hoy le muestro a una gardi arpista, elegante y sofisticada a punto de presentar su arte en un recital. Espero os guste ♡
Recuerden que me pueden encontrar como @patch. Tengan un lindo día~
PD: Perdón por desaparecer durante 1 mes, tenía trajes pero no me anime a subirlos, dentro de poco los subiré y pediré opinión de ustedes sobre estética. Agradecería su apoyo y comentarios cuando llegue el momento, los quiero ⚘
"Gardiyana aşıkken, özgürlüğün ne anlamı var?""
Can Yücel
Hangi zindan insanın kendi yüreğinden daha karanIıktır? Hangi gardiyan insanın kendisinden daha zorIudur?
?
Saati 7′ye kurmak üzerine...
Günden geriye kalanlar. Gün nasıl başladı sahi. Nasıl böyle enerjik veya deyim yerindeyse normal başlayan büyük bir hızla inişe geçti ve gecenin güne karşı zaferi inkar edilemez olduğunda da çakıldı.
Sürekli ertelenen telefon saatleri gibi hayatımız. Hepimizin yaptığı şey buna benzer birşey. Sabah 07:00, 08:00, 09:00... böyle sürüp gider. 7 durağını kaçırma ihtimaline karşın yaptığın beceriksizce önlemlerden biri saati 8′e kurmak sadece. Ve zihninde saat 7′de kalkmak fikri gittikçe sönümlenerek kaybolmaya mahkum bir fikir olmaktan öteye gidemiyor. Ne de olsa tutunacağın şey elinde bir saat 8 fikri olması. Sonra da birden saat 9 gibi salakça bir fikirle çıkıp geliyor insan. Oldu mu sanada saat 8 şimdiden cephede gözden çıkarabileceğin bir müfreze timi misali, varlığının yokluğuna dönüşünün sende hiçbir fark yaratmayacağı istatistiki bir bilgiymişçesine aklının köşesinde kalan birşeye dönüşecek olduğu. Hayatımızda sanki böyle, erken yada geç öncelikli hedeflerimize koyduğumuz ideallerimize inanmayışımızdan olsa gerek bu tutumumuz. Hüsran duygusuyla umutsuzca mücadele etmek için idealimizden daha az ideal olan bir başka hedefin de eğer ulaşılabilir olursa bizi pekala mutlu edebileceği fikrine sarılmak.
Bizler kendine ve yapabileceklerine inanmayan bireyler olarak yetiştirilmiş kayıp bir kuşağın üyeleriyiz. Yarı eğitimli, tam medenileştirilemediği gibi kültürel temelleri doğru atılamamış bir eğitim sisteminin dünyaya tükürdüğü henüz gelişimini tamamlayamamış embriyolarıyız. Kendimizle ilgili donanımlı bir öngörü ve değerlendirme yeteneğinden mahrum bırakılmış bireyleriz. Aynanın karşısında saçlarına şekil vermeye çalışan yada makyaj masasında kendini güzelleştirmeye çalışan körler gibiyiz. Ne ile görüyoruz. Gönül gözüylemi. Hayır.. Yarı umutsuzluğa bulanmış müthiş bir melankoliyle bezeli bitmek tükenmez bir hayalperestlikle yapıyoruz yapmamız gerektiğine inandığımız şeyleri. Ve tabi enerjimiz bitip, kendimizi bitkin hissedinceye kadar yapabildiğimiz bir süre zarfında gösterebildiğimiz bir davranış bu. Sürekli ,kişiliğimiz gibi, yanımızda taşıdığımız bir yanımız değil bu. Bizden ayrı yaşayabilen, bir var olup bir yok olma gibi mefhumları olabilen birşeye daha çok benziyor. Tıpkı tutkumuz gibi. Bir anda yükselip bizi türlü deliliklere sürükleyen ve bu delilikleri yapabileceğimize o an için bizi inandıran bir heves, bir yanılsama olsa gerek işte bu yanımızda taşıdığımız ruh halimiz. Bazen iyiyken beş dakika sonra acı çeken bir ruhu içinde taşıma çilesiyle baş başa bırakılmış adamlar veya kadınlar olabiliyoruz. Ve bu çok sinir bozucu. Yer yer enteresan. Bazende dudaklarda acı tatlı bir tebessüm yeşermesine neden olacak kadar da romantik bir duygu.
Sürüklendiğimiz hayatta bazen eğlenceli şeylerle karşılaşıp ‘’ah güzel, ne güzel böyle, walla güzel’’ diyor ve sonra ki karşılaştığımız başka şeylerlede ‘’hayır, çok acı verici, ruhum taşımıyor bu olan bitenleri, biri yardım etsin’’ diyoruz. Bu duygu durum değişikliği her insan için olabileceği gibi bizim türümüzde insanlar için başka deneyimler barındırıyor. Stabil değil duygularımız ve ruh halimiz yada mentalitemiz. Ve o kadar dengesiz bir haldeki western filmlerindeki uzun süre kutusunda bekleyen dinamitlerin akışkanlaşıp en ufak sarsıntıyla bile patlayabilecek bir tehlikeli duruma gelmesine benzer bir duruma eş bir haldeyiz. Herşey beş dakikada değişebiliyor. Hem de hiç gözle görülebilir nesnel bir sebep bile ortalıkta yokken. Kendi içindeki deliyle daha çok mücadele edenlerdeniz sanırım. Başkalarına göre.Kendi deliliğinin sınırlarını bilmeyen bir hastabakıcıyız da aynı zamanda. Yada bir gözetmen yada bir gardiyan. İçimizdeki deli bazen iktidarı ele geçirip yapmak istediğini yapıyor ve sonrasında er ya da geç diğer roller sahnede beliriyor ve bu deliliğe mani olmak için rolleri neyi gerektiriyorsa onu yapmaya çalışıyorlar. Olaylar o an için artık herneyseler yatıştıktan sonrada, tıpkı şu anda bu yazıyı yazabiliyor oluyorkenki dinginliğimde olduğum gibi, durup hayretle olan bitenlere anlam vermeye çalışıyorum. Çalışıyoruz. Ya da bir kısmımız bunu yapıyor. Kalanımız zaten başka delilikleriyle mücadele ediyorlar. Ya da birbirlerini deli ediyor. O bambaşka bir konu. Neyse.
İçimde herşeyin daha iyi olacağı yönünde bir umut hep var sanırım. İnsan umut etmeden yaşayamıyor bunu anladım. Tüm ertelenmiş ideallerimizin bilincinde kahroluyor olsakta, yerine koyduğumuz daha ulaşılabilir amaçlarımıza ulaşabiliyor bile olmak bizi bir yere taşıyor olmalı. En azından bir anlamı olmalı. Saati 8 ve 9 veya 10′a kurma gibi düşük keyifli zaferleri hedeflemediğimiz bir güne ulaşma ümidimizi içimizde tutuyor olmazsak nasıl yaşabiliriz.
Belki birgün saat 7′ye gerçekten kurabiliriz alarmlarımızı ve dahası saat 8 veya 9′a kurmak gibi bir düşüncemiz bile olmayabilir. Neden olmasın. Belkide...
değişen tek şey ağrıyan sol yanım kanayan göz yaşım çıldıran yarınım sızlar oldu bu damarım
Ne oldu bize? Çiçekler yerine dikenler niye?
“Gidip bir gardiyana özgürlüğüm diyorsun.”
-Emir Can İğrek / Uçurum Marşı