Adam Gibi Festival'in Ardından
Festival deyince nedense aklıma çadır gelir hep. Efendim Woodstock deseniz, Roskilde deseniz hatta ülkemizde bir dönem Rock‘n Coke deseniz hep öyle çadırlı festivaldi. Nedense takıldı aklıma birden; çadır yoktu Tuborg GoldFest’te. Gerçi yine çadırsız baba festivallere örnek olarak da Sonisphere 2010 var. Ha çadırsız olursa ne oluyor? Eğer eviniz İstanbul’da değilse, ya burada size yataklık edecek hısım, akraba, arkadaş, eski sevgili, yeni potansiyel sevgili gibi şeyler gerekiyor; ya da otelde rezervasyon.
Bir heyecan ve hevesle metroya bindim ve yola koyuldum. Park Orman’a ikinci kez metro ile gidiyorum. İyi de metro güzergahında Park Orman diye bi şey yok ki. Eeee? Hangi durakta inecem şimdi? Haritaya göz atmadan evden çıktığım için kendime bir takım küfürler dizayn ederken tamamen içgüdü ile (bkz. Rakçı içgüdüsü) Darüşşafaka durağı dedim. Haklı çıktım. Fakat doğru durakta olduğumu çıkışa varana kadar öğrenemedim. Oradaki görevliye “pardon ben park o...” derken “buradan çıkın, hastanenin karşısı” diye cevabımı aldım. Diğer görevli, muhterem muhatabıma “bunlardan çok geldi bugün.. ne iş??” dedi.. O da “festival var heralde” diye geri bildirimde bulundu. Bunlar olmayı hep sevmişimdir, bi kere daha çok sevdim. Ben, sen, o, bunlar..
Zamanında yetişmiş olmak ne güzel. Gürcan Ersoy sahnedeydi. Güneş pırıl pırıl, iki saniye sonra harıl harıl, bir miktar daha sonra cayır cayır bir durumdayken kendimi Tuborg Lounge’a attım. Evet 3 günü de burada geçirdim. Sahneye çıkan çoğu Rock‘n Roll devi dönüp bizim tarafa laf attı ve hiç umursamadım :) gölge güzel bi şey..
Tam da bu noktada diyeceğim odur ki, bu sıcakta sahneye çıkmak da çıkanı izlemek de gerçekten bir mesai. Yani iş bir noktada eğlenceden eziyete doğru dönebiliyor. Eleştiriyi getirdim ama çözüm de üretemiyorum. Ormanda konser olmayacağına göre.. ? Belki mevsim olarak biraz daha ucundan bahar ayı gibi bir şeyler denk getirilmeye çalışılır. Bu işi yapan yakın arkadaşlarım olduğu için, o denk getirme işinin de nasıl zor bir şey olduğunu gayet iyi biliyorum. Neyse, bu dırdır burada biter.
Performanslara dair epeyi genel
Kalkıp da not verecek değilim elbette.. ne haddime. Herkesin yaptığı müzik ortada. Kötü diye bir şey yok. Açıkça itiraf edeyim, line-up’taki hiç bir grubun büyük hayranı (fan lafını sevmiyorum.. vantilatör gibi o ne öyle :) ) değilim. (Sadece ergen dönemime denk gelen G’n R’ın bünyemde önemli bir yeri vardır; ona birazdan geleceğim) Eh hal böyle olunca gerçekten müzik dinlemek ve performans izlemek, hatta anlamak için yeterli sakinlik seviyesinde kalabildim sanırım.
İlk gün sahne alan gruplar müzikal açıdan gayet başaralı performanslar ortaya koydu. Headliner saatine kadar hepsi de sıcakla mücadele halinde konserlerini verdiler. İlk gün en paşa grup sırasında Evanescence izledik. Severim kendilerini. Ve biraz ağzımda buruk bir tatla ayrıldım konser alanından bu nedenle. Geri vokal yok... Altyapı var mı yok mu anlamadım. Buna rağmen grup sound'u ve Amy ise tabanca gibi.. ama işte bi ekşi oluyor tabi böyle olunca. Vardır bir nedeni...
İkinci gün Ayşe Saran partiyi başlattı. Ayşe’yi ve Gang’i izlerken kesinlikle hava kararınca ve ışıklı bi şeyli olmalı bu konser dedim. Bak o zaman ne oluyor. Albümde durum neyse, daha bile kuvvetlisini konserde sunuyorlar çünkü. Sweet Savage Belfast’tan kalkıp gelmiş, ne de iyi etmiş. Çok pozitif, hayatla barışık müzik adamlarından kurulu bir rock’n roll grubu kendileri. Ama arkadaş, bir Ugly Kid Joe vardı kiiii. İşte burada ayrı bir paragrafa geçiyoruz. Hikayenin bende bir evveliyatı var.
1. Sahnede cover grubumla Everything About You çalıp söylediğimde 17 yaşımdaydım.
2. Cats In The Cradle en sevdiğim şarkılarından biridir.
3. Grubun solisti Withfield Crane geçen yıl ülkemize Hail isimli cover grubuyla gelmişti. Hepimiz Mr. Big sırasındayken çok iyi bilinen parçaları öyle bir seslendirdiler ki (neredeyse parçaların sahiplerinden de iyi!!) cidden ne yağmuru umursadık ne bir şeyi. Hatta aramızdaki bazı müzisyenler “abi sert çalmayı unutmuşuz biz yaaa..” diye mırıldanır oldular.
4. İşte o Whitfield bu sefer tabir yerindeyse tam olarak oturttu. Konser oturtma yaptı!! (patlıcan oturtma tarifi isteyen olursa onu da veririm) Annesinin karnından frontman olarak doğmuş bana göre.
Doğal karizması ile tek bir söz söylemeden ve tek bir nota seslenmeden alanda sıcaktan bayılmış kim var kim yok ayağa kaldırıp bağırttı. Ancak öyle başladı konsere. Herkesi konserine dahil etti, ve Ugly Kid Joe’dan haberi olmamış insanları kendilerinden haberdar edip gitti. Nokta!
İşte bu andan sonra konserlerin etki seviyesi hiç düşmedi. G’n R sahne alana kadar herkes layıkıyla konserini verip gitti. Peki G’n R ne yaptı? Axl Rose bir grup toplamış. Peki. (Slash de bir grup toplamış kendisine, onun konserini de YouTube’dan bir izleyiverin.) Axl haricinde ben bir tanıdık göremedim grupta. Ona da peki. Ama işin vahimi, herkesin nota nota ezbere bildiği solo ve arpejlerin savsaklanmasıydı. Biz de bu işi yapıyoruz, şimdi kimse kalkıp bana YORUMLADI demesin. Öyle olmaz o! Sahne, ışık, konfeti hepsi şahane, hepsi emek ve zahmet, çok teşekkürler. Ama müzik? Orada durunuz. 3 gün boyunca şan girdiğinde enstruman ses seviyesinin düşürüldüğü, şan çıkışında enstruman ses seviyesinin tekrar açıldığı tek konserdi sanırım. Ben özür dileyerek irite oldum..
Konser çıkışında biraz geç kalınca son metroyu kaçırmış ve orada vasıta bulamaz halde kalakalmış olduk. Arkadaşlarımın şu yoğun çabası neticesinde
Bu şekilde Taksim'e vasıta bulduk :)
Malesef kaçırdım, ama çoook sağlam kaynaklardan sayısız kez duydum, bugüne damgasını vuran da Skindred oldu. Keeeşke uyanabileseydim dediğim andır. In Flames ve Within Temptation ile yetindim. Yetindim diyorum çünkü 3. Gün sahne alan yerli gruplar da çok sevdiğim gruplardı. Neyse daha serin konserlerine gideceğim nasıl olsa :) . Her iki performans da gayet başarılıydı. In Flames o kuuul duruş ve sağlam müzikal tavırla yaktı geçti zaten. Tuborg Lounge’u ziyaret eden In Flames üylerinden gitarist Björn Gelotte ile kısaca sohbetleyip skol! dedik (şerefe demektir)
Organizasyon gayet başarılıydı.
Yiyecek için pek seçenek olmaması ve biraz aç kalınması fenaydı.
Tuborg, özellikle Avrupa’da bu çapta hatta çok daha geniş çapta Rock organizasyonlarının ana sponsorudur. Türkiye’de de çapını büyütmesi en büyük dileğim. http://roskilde-festival.dk/uk/music/bands/
Türkiye’de rock endüstrisi o kadar yok ki, gruplarımız mecburen normalin üzerinde olmak durumundalar ve de öyleler. Gayet iyiler. Hatta çok ciddiyim, bir çoğu bu festivallerde headliner olacak durumda ve haktalar. Endüstrinin ortada olmayışı nedeniyle belki de kendilerine bile yeterince inanmıyorlar.
Türk insanı bir kere daha asırlardır süregelen yabancı hayranlığı ve milli kompleksi yüzünden yine burnunun dibindeki mücevheri görememekte. Türk grupları da konserlerde parça aralarını İngilizce yapsınlar mesela (yazarken güldüm) o zaman havalı ve yeteri kadar karizmatik olurlar mı dersiniz?
Türkiye’deki plak şirketlerinden tutun da prodüktörlere kadar kimse bu işe inanmıyor. Halbuki ne kadar çok çeşit, o kadar çok endüstri, o kadar çok gelir, o kadar çok toplumsal tatmin, o kadar çok üretim, o kadar güzel sanat. Bu savıma destek için bakınız bir zamanlar Türk Milli Futbol Takımı, Türk Milli Basketbol Takımı, Türk Milli Voleybol Takımı, Türk Milli Atletizm Takımı!!! Eh o spor, bu da müzik.. Sanata da biraz yatırım lütfen hanımlar beyler ;) lafla olmuyor!!!
Türkiye’nin Glam Rock ikonu Nikki Wild iş başında
Ete Kurttekin’in keyfi yerindeydi
Ayşe’ye ne anlatıyosam.. gülmekten bitap düştü... e az sonra düştü.. evet
Adam gibi yazar, Tolga Akyıldız
Bu son fotoğraf 3 günlük keyfi ve müzikal lezzeti yüzlerdeki tatminle anlatıyor işte. Alanda bütün yüzler bu durumdaydı deriiiiiiim, giderim :)