Griye Çalan Aşk = 1. Bölüm : Rüya + Hatırlayış + Yağmur + Farlar...
Adımlarımı hızlandırdım… Hava soğuk olduğu ve rüzgardan kaçınmak için en kalın kabanımı giymiştim fakat bir tesiri olduğu söylenemezdi. İnce ve dayanıksız bedenimden memnun olduğum söylenilemezdi fakat yapacak bir şeyim yoktu.
Arkadan yaklaşan Uğur beni korkutmuştu. Yapacak bir şeyim ise yoktu. O böyleydi işte. Bazen umursamaz , bazen sizin için sizden daha fazla endişelenen. Bu davranışlarının benim gerçeklerimi etkileyip etkilemediği ise tartışılırdı.
Arabadan inerek eve adımlarımı yönelttim. Anahtarı çantamdan eve yürürken çıkarmam akıllıcaydı. Kapının önünde , üstelik bu ayazda anahtarı çıkarmaya uğraşmak delilikti. Donarak ölürdüm herhalde. Peki. Biraz abartmış olabilirim. Neyse.
Eve girdiğimde hissettiğim rahatlamanın haddi hesabı yoktu. Daha da hızlı davranmaya çalışarak merdivenleri tırmandım. Bir an önce bu rahatsız, gereğinden fazlaca şık, aynı zamanda ise nefes alışımı engelleyen elbiseden bir an önce kurtulmayı amaçlıyordum. Uğur bu halime gülerken ona laf attım.
‘’Çok gülme orada. Ağzı gülmekten ayrılmış bir sevgili istemiyorum!’’
******
Uğur beni sarsana kadar uyukladığımın farkında değildim. Saçma-salak romantik bir fil TV’de oynayınca onu izlemektense uyuklamayı tercih etmiştim demek ki. Aferim bana. Uğurun da pek izlediği söylenemezdi ama beni uyutmamaya ant içtiği için ayakta kalmaya zorluyordu kendini. Zavallı yavrucak… Ama buna daha fazla göz yummamı bekliyorsa biraz daha beklesindi. Gözlerimi yumacaktım fakat uykuya… Ayağa kalkarak rotamı belirleyip , merdivenlere yöneldim. Yavaşça basamakları tırmanırken camlara vuran hafif esintiyi ve peşisıra getirdiği yağmur damlalarının seslerini dinledim.
Odama vardığımda hissettiğim mutluluğun tarifi yoktu. Güzel bir uyku çekecek, zaten stresli olan bedenimi daha da geren toplantıları aklımdan kovacak, rahat bir biçimde uykuyu çağırıp serin kollarına kendimi testlim edecektim.
Ama olmadı.
Makyajımı temizleyip üzerimdeki eşofmanları çıkardıktan sonra üzerime saten geceliğimi geçirmiştim. Sabahlığımı ise komodinin yanındaki berjerin üzerine atmıştım. Benden sonra odaya giren Uğur ise çoktan uymuştu. Sinirlenip yatakta sırtımı ona dönmüştüm. Duvarı boydan boya kaplayan cama dönüp gözlerimi kapamıştım. Uzun bir süre o şekilde kalmama rağmen bir türlü uyuyamıyordum. Uğur’un hayvanlıkları bile beni bu kadar sinir etmemişti. UYUYAMIYORDUM!!!! Bundan büyük işkence var mıydı ?!!! Kuş tüyünden yatağımda uzanmış bir halde , kaz tüyünden yapılma yastığıma başımı koymuş fakat uyuyamıyordum… Sikeyim. Uykusuzluk başıma bile vurmuştu. Küfür ediyordum! Lanet ! Zaten yağmur da çok hızlanmıştı. Fırtınaya doğru yol alıyordu.Ama evimiz şehir merkezinden uzakta olduğu için yağmurun buradaki şiddetinin orada da aktif olduğunu sanmıyordum. Evet. Düşüncelerimi dağıtmaya çalışmak bir halta yaramıyordu. Yataktan kalkıp odamızın kapısına doğru gittim. Sessizce. Uğur’un benim yüzümden uyanmasını istemiyordum. Ben uyuyamasam da o uyusundu bari. Merdivenlerden inmeye başladım . Belki de bu gün yirminciye…
Aşağı indiğimde salon bambaşkaydı. Her yerde O’nunla resimlerimiz vardı. Kaldırmıştım ben onları. Olmamaları gerekiyordum. Hem de Uğur ile ikimizin evinde. Olmamalıydı. Ani bir karar ile koşarcasına adımlayarak elime aldım çerçevelerin ilkini. İkimizin fotoğrafıydı. Çok gençti. Çok gençtim. Sarılmıştık birbirimize kırarcasına. Hala kırgındım ona. Belki başka bir diyarda olsa da. Seviyordum işte hala. Kendimi ne kadar kandırmaya uğraşsam da.
Elime aldığım çerçeve sebebi ile duygu karmaşasında yüzerken bir tutunacak dal , can simidi veya küçücük bir kara parçası arıyordum. Yaşama sarılmak için bir kurtarıcı arıyordum.
Ağlamaya başladım. Yine. Kimse beni duymasın diye çırpındım. Yine. Beni belki de hiç sevmemiş olmasına üzüldüm , isyan ettim. Yine. Kalbim parçalandı, oluk oluk kan aktı. Belli etmemeye çalıştım. Yine. Üzüldüm , intiharı aklımdan geçirdim , arkamda bırakacaklarım aklıma geldi. Yapamadım. Yine, yine, yine, yine ve yine. Hep yine. Hep tekerrür etti tarih bende. Hep keşke dedim geçmişte , gelecekte. Hep üzüldüm , kırıldım , canım yandı benim de. Başkalarını umursamamalıydım beklide. Umut yeşerirdi o zaman içimde bir yerlerde.
Bütün çerçeveleri Uğur benimle iken topladım ve çöpe döktüm. Yine. Hatıraları siler gibi yaptım belki de bininciye. Ardından ise fark ettim hiçbir işe yaramadığını belki de on bininciye. Hep böyle miydi benim hayatım? Evet. Çabalamak niyeydi peki? Belki geri döner diye.
Yukarı çıkmak istedim. Uğur’un kollarına tekrar sığınmak. Beni onarmasını beklemek, yine odak noktasını geri kazanmak hayatımın. Olmadı oysa. Daha fazla bencil olamadım. Bu sefer ben kendimi toplamalıydım. Ama ben benliğimi onunla kazanmış ; ondan sonra karanlığa , acının yaratıcısına tekrar satmıştım.
Uğraştım yine de. Beni toparlayan kişi için değil de , hala içimde bir yerlerde bu olanlara inanmayan safça O’nun geri dönüşünü bekleyen yanıma uyup O geldiğinde onun mutluluk Şelale’si olmak için , karşısında eski Şelale’si olabilmek için…
Kurtarılamayacak tek kişi bendim şu dünyada, insanlar arasında. Umutsuzluğun buram buram koktuğu ; sevginin içinde doğup , sevgisizliğin tohumu olan tek kişi… Mavi Şelale Kızılkan.
*****
Her şeyi bir kenara bırakıp bu günü unutup odamıza çıkmaya karar verdim. Uğur ile benim odama. Kapısı mavi ve siyah tonlarında , duvarları krem ve taba rengine çalan renklerle bezeli , bir tarafı resim duvarı diğer tarafının yarısı cam geri kalanında kocaman bir dolap olan , yatağı ise yuvarlağa çalan içerisinde barındırdığı eşyaları gri ve su yeşili tonlarındaki odaya , onun ve benim , Siyah Doruk Tan Ve Mavi Şelale Kızılkan’nın belki de Mavi Şelale Tan’ın odası değil. Uğur Derin ve Şelale Kızılkan’ın odası.
Kafamı sallayarak şu lanet düşüncelerden kurtulmaya çalışırken merdiven basmaklarını tırmanmaya başladığımı yeni fark ediyordum.
Daha da hızlanarak kafam iyiyken üzerime geçirdiğim sabahlığın kuşağını çözdüm. Odadaki cam duvar tarafındaki komodinin hemen yanında bulunan berjere üzerimden sıyırıp gelişi güzel fırlattım.
Gözüme hem ardından ise biri takıldı gibi geldi. Cama doğru yaklaştım. Gördüğüm şeyle ise donakaldım. Bir süre bu durumdayken camın önünde dikildim. Hemen ardından ise halisülasyon gördüğüm var sayarak yatağa yaklaştım. Yatağa oturup Uğura sırtımı döndüğümde yastığa başımı koydum.
Yatakta uzanırken Uğur’un beni kendine doğru çekmesi ile afalladım.rahatsız hissediyordum. O orada yağmurun altında ürken benim burada Uğur’a sarılmam çok caniceydi. Ama halisülasyon bu değil mi? Aslında o burada değildi. Hatta o ölmüştü. Saçmalamayı kesmeliydim.
Yatakta tekrar dönüp dururken bilincimin fazla yerinde olup olmadığını kesin olarak söyleyemeyeceğim bir zaman diliminde aklımın arka planından bir yerden ‘’O bu haldeyken uyuyabilir misin? Senin biriciğin dışarıda üşürken sen burada Uğur’un kollarında huzurla uykuya adımlayabilir misin? ‘’diyor beni ilkeme düşürüyor, bu konuyu kendi kendime tartışmama sebep oluyordu. Ama baştan bu münazaranın kazananı belliydi. Siyah. Uğur’un bana doladığı kollarını çözüp dışarı çıktım. Sabahlığımla çıkıp çıkmayacağımı bile doğru düzgün düşünmeden elime kaptığım bir battaniye ile dışarı fırladım. Koşarak yanına gidip onun üzerine doladım. Onun üşümesi benim içimi titretiyor kaskatı kesilmeme sebebiyet veriyordu.
Daha fazla dayanamayarak yıllardır hasret olduğum dudaklarına kendiminkileri kapadım. Tadı hala aynıydı. Biraz sigara , biraz nane , bolca da vanilya.
O anda aklımda sanki hiçbir şey yoktu. Ne önünde olduğumuz evin yatak odasında uyuyan sevgilim , ne de yağan sağanak yağmur , çakan şimşek ve gürleyen gök. Hiçbir şey. Tek düşündüğüm sonunda o çok özlediğim dudaklara olan hasretimin çok az dinmesiydi. Nefes nefese kaldığımızda belimden tutup nazikçe itmesiyle ondan ayrılmıştım. Yoksa ondan ayrılamayacaktım. Bunu ikimiz de biliyorduk. Konu o olduğunda deliriyor , kendime hakim olmam zorlaşıyordu. Konu o olduğunda benim bir sınırım yoktu. Sınır oydu.
Yavaşça konuşup , sesi ile kendimden geçtiğim sıralarda,
‘’Evine gir. Üşüme. ‘’ deyişi ona olan özlemimi iki katına çıkardı. Hayranlığım ile birlikte. Yağan yağmur sdbeb ile yüzünden akaln yağmur sular dudaklarının üzerindeki çıkıntıdan akıyror beni kendimden tekrar ve tekrar geçiriyordu.
Yine , bu sefer kendime hakim olamayarak tekrar o taptığım dudakların kapandım. Dudaklarnı aralayıp dilimi kabul etmesi ile yine mest oldum. O her konuda mükemmeldi. Ya da Tanrı beni onun mükemmeliyeti ile sınıyordu. Benden ayrıldığında ,
‘’Peki. Nasıl istersen diyip zar zor kuytusundan sıyrılarak geri geri gitmeye başladım. Sanki ondan gözlerimi ayırırsam bir anda kaybolacakmış gibi. Ve öyle de oldu. Gözlerimi yağmur damlaları yüzünden kapama gafletinde bulundum. Ve ardından o ardında hiçbir iz bırakmayarak kayboldu. Arkasından ağlayıp , bağırıp , çağırıp , adını haykırsam , çığlıklar içerisinde ona geri dönmesi için yalvarsam da hiçbir etkisi olmadı ve de bütün çabalarım sonuçsuz kaldı. Ardından ise bir de tanrıya bağırdım , yalvardım.
‘’ Lütfen Tanrım. Lütfen… Bu bir kabus olsun. Lütfen.’’
Ve uyandım……
************
Yataktan sıçrayarak kalktım. Uğur benim bu hareketim üzerine uyandı. Bu da oldukça kötü oldu.
Korkup ne olduğunu soran Uğur’a bir şey olmadığını sadece bir kabus gördüğümü ve korktuğum için uyandığımı söylemiştim.
Uğur’a söyledikten sonra ise kendim de idrak etmiştim. Hepsi bir rüyaydı. Kabus belki de. İçnde Siyah’ın olduğu hiçbir rüyanın kabus olacağını düşünmezdim. Ama ellerimden kayıp gidince kabus olmamak için hiçbir şans kalmıyordu.
Boğazım kurumuştu. Kalkıp yatağın karşısındaki ortak çalışma masasından su bardağına sürahiden su doldurup elime almıştım. Berjere oturarak içmek için ilerlerken camdan bir ışık gördüm. Şehirden uzak bir kesimde yaşayıp bu kesimde ormanlar bol olduğu için akşamları bile ışık görmezdi. Ancak kendi evimizin ışı olurdu. Yansıma olabileceğini sanmıyordum. Evimizde tek bir ışık bile yoktu. Etrafta ev namına hiçbir bina olmadığı için ancak araba olabilir fikri akın etti zihnime. Ama hangi deli gecenin bu saatinde buraya gelirdi ki. Ailem bu şehri bırakın ülkede olmadığı için hiç seçenek kalmıyordu. Araba farının bulanık ışığında bir beden silüeti görmüştüm. Ama pek net olmadığı için seçemiyordum da. Bu beni daha da tedirgin ederken yağmur kokusunun yanında yel bana biraz da çınar ağacı kokusu taşıyınca aklımda tek bir suret belirdi.ama , hayır o ölmüştü. Rüyamda bile onun ölümünün farkındalığını yaşıyordum. Onun hayatta olması imkansızdı.














